Bektaşi bir gün kafası çakır bir vaziyette mezarlıkta dolaşırken, yanyana üç mezarın bulunduğu ve ortadaki mezarın başında da pirifani bir ihtiyarın seslice ağladığını görür ve dayanamayıp sorar. Bektaşi:
- Hayırdır beyamca kim bunlar niçin ağlayıp dizine vuruyorsun? der.
İhtiyar:
- Bunun üçü de benim oğullarım, der.
Bektaşi:
- Peki ama neden illa bu ortadakinin başında ağlayıp duruyorsun?
İhtiyar:
- Bak oğlum, der. Şu sağ tarafta yatan oğlum öyle iyiki adeta melek gibi namazında niyazındaydı.Kimseye zerre kadar kötülüğü dokunmamıştır,Allah bilir ya onun öte taraftaki gideceği yeri belli gibidir. Şu sol tarafta yatan ise öyle çirkef birisi ki her türlü pislik adına ne ararsan var, Yeryüzünün neredeyse en şerlilerinden diyebilirim, herkes bundan illallah etmişti, her türlü ne kötülük ararsan bunda mevcuttu. Allah bilir ya bunun da öte taraftaki gideceği yeri belli gibidir, der.
Bektaşi:
- Peki ya beyamca bu ortadaki?
İhtiyar:
- Bu oğlumdan ne bir kimseye bir şer, ne bir kimseye de bir hayır gelmiştir. Kendi halindeydi.
Bektaşi dayanamayıp:
- Hele geçermisin şöyle bir kenara amca!
deyince,
İhtiyar adam merakını gizliyemeyip sorar:
- Ne yapacaksın ki oğul? der.
Bektaşi cevabı yapıştırır:
- Amca bir adam ya şerlidir, ya da hayırlıdır...Bu senin oğlun ise ne olduğu belli değil...Böyle adamın mezarının üstüne ağlanmaz, ancak işenir...der! Ekleyen: abidinmayda
mekruhmu gunahmi
bir gun bektasi bir toplukta oturuken birirleri sormus,
hocam biz ittalastik tuvalette sakiz cignemek mekruhmu gunahmi diye
bektasi cevap vermis
olum ne gunah nede mekruh ama seni o halade bir goren olursa bok yedigini sanar demis
Ne Düşünüyor?
Bir bektasi, merkebine odun yükleyip sehre gelirken karsidan tüccar kilikli iki adam peyda olarak:" Su zindikla alay edeli! " diye Bektasiye yanasip selam verince Bektasi de durur, merkebi de.
Tüccarlar isaretle:
- Bu esegin ne düsünüyor?
- Odun tasimaktan yorgun düstü de, artik kasabada ticaret etmeyi düsünüyor!
Nasil becerdin?
Bektasi, evinde misafir oldugu için, karpuzcuya ugramis:
-Iyi karpuzun var mi?
-Kurabiye gibi baba, güven bana!
-Peki öyleyse iyi bir tane ver bakalim.
Karpuzcu birini seçip vermis.Baba erenler, almis ve eve gitmis.
Bektasi, yemekten sonra, konuklarinin önünde karpuza gururla biçagi vurmus.Fakat o ne?Ilk biçak darbesinden sonra etrafi koku salmis. Karpuz ikiye ayrilinca, fos diye çürüyen içi masaya yayilmis.Tabii her taraf berbat, Bektasi ise mahçup olmus. Baba, sabahi zor etmis ve solugu karpuzcuda almis:
-Erenler, seni tebrik ederim?
Karpuzcu sasirmis:
-Hayrola baba, beni niye tebrik ediyorsun?
Bektasi:
-Ulan kesmeden, delmeden o karpuzun içine nasil siçtin, dogrusu sasip kaldim. Seni onun için tebrik ediyorum.
Allah Kerim
Bektasi cok dalgali bir denizde yolculuk yapiyormus. Bir ara o kadar korkmus ki! "Aman Allah" diye yakinmis.
Bu hali gören yolcular:
"Baba ne korkuyorsun. Allah kerimdir!" demisler. Bektasi su cevabi vermis:
"Kerim oldugu icin, ya baliklari düsünürse!"
Uğursuzluk
Avci Sultan Mehmet bir gün adamlariyla beraber aksama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebinni de, sabahleyin gördügü bir dervisin ugursuzluguna baglar.
Solaklara seslenir. Saraydan cikarken, su su tipte, sivri külahli, sirti kambur birinin önünden gectigini ve hemen bu adami bulmalari emrini verir. Tarife göre Bektasi babalarindan ayyas Hamza Babayi yaka paca huzura getirirler.
Sultan:
" Bre ugursuz, nabekar!.. Bugün sabahleyin karsima ciktin. Bu yüzden aksama kadar bir ava rastlayamadim. Bu ne ugursuzluktur. Vurun kellesini... "
Bektasi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dilegini aciklamak icin söz alir:
" A devletlum siz beni gördünüz bir keklik vuramadiniz. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördügüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, ugursuzluk hangimizde!... "