Yüzleştir beni, yeni doğan gün´le, gömleğimin düğmelerini çöz ve savur! Çünkü haber geldi: Kabul etti hayat beni! Bir süre daha kalacağım dünyada balıklarla ve ağaçlarla. Ağaçlar ki, en güzel yüzümüzdür bizim. İnsanlara görmedikleri şeyleri göstermemin hesabı sorulacak benden. İşte dağlar! İşte, sabah´ın en çıplak saatinde bir güvercinle kucaklaştığı sokak! Keşke gün´ü en güzel gösteren çocukları ihbar etmeseydim size. Devrik yaz kentlerinde dondurmacıların tanıdığı Kâinat güzeli olmuş kadınları anlatmasaydım; Onların kalçaları küçük bir okyanus´tur hırçın dalgaları güneş´e vuran. Anlatmasaydım Keriman Halis´i: ki, suret-i Cihandır. İşte bunun için sustum!
Ama bu suskunluğum yanlış anlaşıldı, Bahçemde yetiştirdiğim sarı gül´lere kelepçe vuruldu Toprağa diktiğim lale soğanlarından kuşlar fışkırınca Jandarmalar götürdü beni. Bir güvercinin sabahla kucaklaşmasında korkulacak ne var? Anlamıyorum!
Dişlerinde taze çimen kokusu taşıyan bir tay´ın soluğundan neden korkuluyor? Herkesin hayatı herkesten geçer. Kız Kulesi bile, bazen kendini saat sanıp yatar Boğaz´ın sularına cepkeninde Üsküdar Akrep olur: Zamanı gösterir. Oysa gösterdiği zaman değil yırtık hayatlar albümüdür.
Dünyada bu kadar az kalan ben kendime bir hayat seçemedim Bir çocuğun hayatı benim hayatımdır dedim. Bir kiraz ağacının gömleğimi giymesinden korkmadım; Hayatımı başka hayatlara tenimi başka tenlere savurdum. Tüm hayatlarla silkinmeyi öğrendim.
Beni yüzleştirme artık; Öp! O kadar çok öp ki! Cebimdeki tüm biletler yansın. İstersen,cebimi sök! Bir bulut dik! Tüm fiyakam bozulsun!
Aşk´a ve hayat´a fiyaka atmak ince iştir Alp dağlarında fotoğraf çektirmeye benzemez: Albatrosların uçurumlarla nişanlanması gibi bir şey...
Ben nişanlanmasını bilmem. Ama sözcüklerle dünyanın saat ayarını yaparım.