tenini sınar bir ustura ince ince sızar kan bir tren sisleri yara yara geceyi çizer raylara bir adam, kapılmış da pervarili bir buluta gider kendi kendine, kendi kentine
adamı orada unutmuşlar...
üşütürken ömrümüz rengini paslı yalnızlıklarda kime baksam yanlış hayatlarda hep alabora sana baksam bir malatya kaysısı gibi unutulmuş dalında her vagon bir trene kapılmak rüyasında
vagonları orada unutmuşlar...
her sevda yanılgıda, her menzil bir ıskarta herkes bir yer açmış kendi uçurumuna yaşanır mı böyle şekilsiz, böyle kimsesiz, sessiz böyle limansız, böyle imlâsız, yârsız
sevgiyi sularda unutmuşlar...
biz yenildik... daha çok yenecekler mağlup olmak artık soyluluğumuz pervarili bulutlar bunu bilmeyecekler böyle pusatsız, böyle şarkısız, sazsız
beni burada unutmuşlar...
acımamışlar... hiç acımamışlar ne bulut bırakmışlar ne çocuk ne bahar bırakmışlar ne de yolculuk bunu bildikçe üstlendim cinnetimi
zulmü yurdumda unutmuşlar...
sen şimdi buruşmuş ayrılıklarda şimdi lime lime yoksulluklarda kalbindeki güllerin tozunu alıyorsun sen başın dimdik geçerken acılardan sabrın dağlarını parçalıyorsun
seni orada unutmuşlar...
bizi ter içinde ayrılıklarda, bizi düzenbaz şarkılarda bizi günlerin çökmüş avurtlarında, sökülmüş uykularda trenler sisleri yara yara geceyi çizerken raylara ilkyazların kapısında bizi kar boranlarda
unutmuşlar... unutmuşlar...
böyle limansız, böyle imlâsız, yârsız böyle zulasız, böyle şarkısız, sazsız seni orada... beni burada öyle hasret bir dokunuşa
unutmuşlar... unutmuşlar...
bu şehirlerin rezil uğultusunda biz yenildik...daha çok yenecekler mağlup olmak artık soyluluğumuz pervarili bulutlar bunu bilmeyecekler pervarili bulutlar bunu bilmeyecekler...
Yılmaz Odabaşı 21.07.2006 Saat: 00:00
|
|