Koca Kızılırmak köpüre köpüre Akıyordu, Bir telgraf direği dibinde, Zamanlar kadar telaşsız ve köpüksüz, Yürüyordu, Sivaslı bir karınca.
Karşı kıyıdan parlak, Kişniyordu, Atlar doru doru, Atların şarkısından ayrılmış, Yürüyordu, Atların mesafesini anlamaz.
Sesi, adımlarının sesi, memnun ve bahtiyar, Duyuluyordu, Kahraman. Bir açlığın ayaklarınca aziz, Yürüyordu Yeryüzünden.
Rahat gidişinden belli, Biliyordu, Dağı, suyu, otları, lezzetle. Başka karıncalardan kopmuş, Yürüyordu, Başka karıncalara.
Gayretle, çalışmakla, yorulmazlıkla, Benziyordu, Afrika´dakine, Çin´dekine, Paris´tekine, Kara toprağın alnı üstünde, kara, Yürüyordu, Alın yazısından daha hür.
Yoktu fikirlerden, davalardan haberi, Yürümüyordu, Rüyası hiç. Buğday tanesi üzre, Yürüyordu, Sivaslı bir karınca.
Fazıl Hüsnü Dağlarca 21.07.2006 Saat: 00:00
|
|