Bir Yürek Çeşnisidir Yaşamak
|
|
..............................................................
12.
İfadesi, anlamından üstün bir şey istiyorum,
Gelmiş, geçmiş ve gelecek hünerli zamanların
Kalem, keski ve fırça tutan düşlemelerinden
Bir resim, bir desen, bir kabartma veya
Bir yontu gibi olmayacak,
Kendisi veya kendisi gibi olmalı
Öyle de kalabilmelidir.
En iyi resim veya desen, kabartma veya yontu
Her zaman canlı olarak kalabilendir.
Sanat gözlü yüreğim ben, yüreğimi istiyorum
Gelmiş ve geçmiş ve yaşanacak ömürlerin
Hünerli ellerinden.
Çekilmeden önce suretim, bakışlarım çekti onu.
Yüzümü göremeyecektim, içmeye eğilirken
Ayna gibi gülen suya rastlamasaydım,
Dudaklarıma değen ilk görüntümden irkildim.
Korkunç ya da soğuk mu görünmüştüm,
Gerçeği ilettikleri için suçlu muydu gözlerim
Ve suç ortakları, teşhir edici sular mıydı ki
Bundan sonra yüzümü, önüme sürmeye
Devam edeceklerinden hiçbir kuşkum yoktu.
Baktım, güldüm, izledim, düşündüm...derken
Sevdim gözlerimin çizimlerinden resimlerimi.
Çekilmeden önce eserim, taş keskim çizdi onu.
Bir şey canlanıyor, bir şeylerden farklılaşıyor.
Şimdiye kadar gördüklerimden farklı bir şey
Öyle etkili bir şey ki eserimdir, bizi koruyacak,
Avladığım, beslendiğim ve taptığımız bir şey.
Varlığımızı ona borçluyuz, boğaz borcumuz...
Ona daha yakın olmak, bir gönül borcu mu?
Ve bizi, daha iyi koruyup esirgemesi için
Kayadan evimizin duvarlarına geçirmeliyiz.
Onunla baş başa olmak, onu düşünerek uymak,
Uykularımızı rahat, günümüzü bereketli kılar.
Çizilirken kurgu, esinlenen yürek işleniyordu.
Sanat gözlü yüreğim ben, binasını kuruyorum.
Usulca kazın, kazıcılar, incinmesin toprağım
Aman, dokunmayın teline,
Çalmasın ezgisini çevrilmemiş duvarların!
Kazın, kazıcılar, zevkle kazın,
Mezar değildir bu;
Coşun, gülün, eğlenin...neşeniz eksilmesin!
Temeli sağlam olsun,
Hareketli bir düzeneği gezdiren bilyeler gibi
Bir yığın dünya dönecek havuzlu döşemesinde
Ve yanan bir yürek kondurulacak kulesine.
Töreye karşı,
Haklı bir başkaldırıda mıdır mimarım?
Kıyılarak bir cana, kurban kanı akıtılmaz,
Serpilir sulu boyalar fırçalarla kazılara
O halde;
Kansız temeller atılır ve iskeleler bağlanır.
Kazın, kazıcılar, kırın molozu, kırıcılar!
Küreleyin kazılanı, kürekleyin kürekçiler!
Dolsun teskereler, dolsun taşıma sepetleri.
Taşıyın, taşıyıcılar toprağı, kırığı ve kıymığı...
Dökün, doysun çukurlar, düzlensin yapı alanı!
Örülürken duvarlar açılıyordu figür zeminleri.
Bu zanaat,
Bu gidiş üzredir yapıcılar çevresinde:
Ustanın, çırağın ve demircinin, kalıpçının
Ve betoncunun, tesviyecinin ve sucunun,
Ve sıvacının, badanacının ve marangozun
Ve mutfakçının, çaycının ve ekmekçinin
Ve toplamıdır el altı ve el üstü çalışanların
Ve türküleriyle, oyunlarıyla ve gülmeceleriyle
Gün, güne kıskanadursun, duvarlar yükselir.
Ve sanat gözlü yüreğimin çıplak anatomisi,
Ana bölümler halinde hazırlanır bezenmeye.
Gözün, taşın rengine sevgisindendir doğuşum.
Kırdım çakıl taşını, seçtim irisini, ufağını
Ayırdım renklerine göre siyahını, beyazını,
Ve kırmızısını, yeşilini ve ciğer kırmasını...
Ve bu işe böyle başladım eski çağlardan beri.
Dizdim macun gibi astarlı döşemelerine
Sarayların, tapınakların ve havuzlu konakların
Ve bu işe böyle kanadım
Çekiç ve çakıl taşı arasından desene akandım.
Ve sonra; süslü camın türlü rengiyle kanadım,
Damar damar işlendim duvarlara ve tavanlara
Görkemli yapıların.
Oyma, kalemle ağacın resimli sözleşmesidir.
Duyguların köşkünde
Sabrın ve hünerin gönüllü hizmetçisiyim.
Kaldırdım, baktım, çevirdim, tanıdım,
İndirdim, baktım, okudum biçilmiş tahtaları.
Merak etmedim cinsini, cibilliyetini
Ve hangi ormandan ve yöreden olduklarını
Ve kaç bıçaktan biçilip geldiklerini;
Irgalamaz beni, damar kalemim sorar bunları.
Kapı aynasına mı konuklar, sundurmaya mı,
Pencerelere mi, duvarlara mı, tavanlara mı...
Sanatkâr yüreğimin işidir, karışmam zevkine.
Duygulanır, çalışırım: şarkı gibidir işim
Yüreğim oymalı şarkıdır, yüreğim kalemlidir,
Kabarır oymalarım saat saat canlanarak
Ve yaprağı, çiçeği ve salkımı...nakışlayarak.
Ve takılacak takıları
Duyguların köşkünde sanat gözlü yüreğimin.
Bir inzivadır kurşunla rengin cama sarılması.
Gördüm seni camların makyajlı yanaklarında,
Süslenmişsin, gelin gibi değilsin, farkındayım.
Dilimin yastığında ismin, söylemedim,
Boyanmışsın, palyaço yüzüne benziyor yüzün.
Sevgilin var mı işinden başka, dargın mısın,
Neden suskunsun, çileye mi çekildin onunla?
Helâl olsun sana, derim usta,
Kurşunu,
Kurşun etmemişsin adresine ölümlerin!
Şuna değdi elim, buna değmedi derken
Yakalamışsın rengin içlenişini,
İçirmişsin senfonisini hüzünlü camlara,
Dilip kesmişsin
Ve pay etmişsin kurşun şeritlere.
Helâl olsun sana, derim usta,
Kurşunu,
Kurşun etmemişsin adresine ölümlerin,
Gönül odalarına konulacak vitrayların!
Gördüğüm heykelin içine sızdım, oturdum.
Bezenince onunla, tanıyamadım heykelimi.
Tekrarındayım, nasıl buluşmuştum seninle,
Yitik gerçeğimde aranan bir buluntu muydun
Yoksa sen mi bulgulamıştın beni?
Kısır dalaşı bırakalım, gel, yaratalım beraber!
Betimleyebilirsek çokluktan var oluşumuzu,
Mutlaktır, birileri görür, hak verir birliğimize.
Nerelisin, deme, ıhlamura, mauna, meşeye
Ve çama, cevize...biz, her yerliyiz!
Bu işe başlarken
Ağacın seçilmişlerinden girdim söze.
Eğrisini, doğrusunu eğeleyip düzenlerken,
Yontularak yaratılanda olmaktır emelimiz.
Yüreğim, sanat gözlü yürektir yüreğinize,
Dönerim bir adım öncesine, kanarız gayri.
Tartarım göz alışkanlığıyla yontulukları.
Sularım, kararım killi toprağın hamurunu,
Gelince kıvamına, dökerim
Bir dökümhaneden çıkar gibi heykelcikleri,
Pişiririm fırınlarda ateşin yapıcı yakıcılığıyla.
Veririm korumalığına sevenlerin;
Her birine ne sırlar, ne güçler yüklemişim!
Yüreğim, araştıran yürektir kanan yüreğinize,
Dönerim onca adım sonrasına, yanarız gayri.
Düşündüm yaşam pınarı gibi canlı armonisini:
Taştan, mermerden mi yontsam, yontulmaz ki!
Çınardan mınardan mı oysam, oyulmaz ki!
Kilden milden mi yoğursam, yoğrulmaz ki!
Tunçtan, gümüşten veya pirinçten
Ya da bakırdan mı dövsem, dövülmez ki!
Tasarladım üç boyutlu cisimsel armatürünü.
Düğümleyip dokudum lifli tellerini,
Nasıl çekerse bir örümcek fileli yuvasını
Öyle çekilip gerildi yüreğimin dokuları.
Kapaklı kulakçıklarını, torbalı karıncıklarını,
Atarını, toplarını, tüm borucuklarını yatırdım.
Çadır bezi gibi geçirdim dışına kaslı astarını,
Damarcıkları ışıklandırdım kırmızılı, mavili...
Mavi bebek de güler akışında, kızıl bebek de
Ve hafif bir akımla ateşlendirdim gülüşlerini
Ve yüreğimdir onlarca yontulaşan,
Diktim
Sanat gözlü yüreğimin galeri pasajlarına
Yere bakan taç yapraklı kristal dikmelerini
Ve astım yüreklerimi renkli lambalar gibi.
Herkes biraz dişidir çini gibi, sonra ayrışır
Cinslerine, erkeğin memeli oluşu bundandır:
Çinilenmeli gönül tasım, topraktansa gelişim.
Aradım soylusunu, bulunca huylu bir ocakta,
Taş bir yalakta beklettim topraklığını,
Arıttım, kuvars ve kireç kattım saflığına.
Bu, ne zor duruluştur demedim
Kalıpladım biçimini, kalıplarla girdin ateşlere.
Levhalara ayrılmış olarak geldin kalem ağzına:
Allandın, pullandın bir incili mercan gibi
Ve zarifti sırlanışın, cilâlanışın...
Yine atıldın ateşlere bir nazarlık güzellik için!
Övdüm yıldızlısını, halkalısını, karelisini...
Övdüm gül çiçeklisini, yapraklısını, servilisini
Övdüm cemalini, şeklini ve şemailini...
Giydirdim gönül güneşimin çeşmelerine.
Yeşil duvarın böylesi ne görüldü, ne duyuldu
Çocuksu bir çitle çevrilir sanat gözlü yüreğim.
Düşlerim üretken, umutlarım vardiyalı çalışır
Her gün uyku sefasındayken ölmez yontucular,
Koyuluyorum yarım kalan işlerine:
Yontuyorum tomurlarını mermerin ve taşın
Yoğuruyorum kilin diri çamurunu...
Tıraşlıyorum sıradaki parçaları...
Dövüyorum tuncu, bakırı, pirinci...
Heykelcikler yapıyorum ustalardan gizlice
Ya da başka bir şeyler yapıyorum
Saçları dal dal, başları afacan tomurcuklu,
Elleri ışıklı, boyları ve ayakları çiçekli
Ve kaşları, gözleri, dudakları ve burunları...
Heykelcikler yapıyorum herkesten habersiz,
Belleri incecik dallı, dalları envayi çiçekli
Ve saflıyorum çocukları, yemyeşildir yaşları,
Göğüsleri uğur böcekli, yürekleri çiçekli...
Ve sarıyorlar sanat gözlü yüreğimin havasını
Benden, gecelerden ve uykulardan habersiz
Ve hal bu üzre ki bir yürek hüneridir yaşamak.
Ne üzredir hal çok çekimli yaşam sahnelerinde!
Halloluş üzre, sebatlı oyuncusuyum çekimlerin.
Bir pencere kapanırken bir başkası açar perdeyi
Dün de böyleydi, bugün de öyle, yarın da mı?
Ben dönerim dünlerden bugünlere ve yarınlara
Öyle bir yapının içindeyim ki dönüşleri
Çekimlenen, ben değilim!
Almadım avuçlarıma evreni, alamazdım da
Çünkü yüreğim güneştir evrenin avuçlarında;
Hal bu üzredir ki bir yürek çeşnisidir yaşamak
Ve yaşarım pencerelerinde yüreklerin!
Lozan, 8 Şubat 2004/25 Ağustos 2005
(Bir Yürek Çeşnisidir Yaşamak, nehir şiirden)
Abdullah Karabağ 14.08.2006 Saat: 17:28
|
|