Yel estikçe, yapraklar hışıldar
Yârimi sevdikçe gözleri ışıldar
Benim yârim uyurken mışıldar
Sevmeyenlerin içi dışı çok dar
Yel estikçe, ağacın dalları sallanır
Öptükçe, yârin dudakları ballanır
Yabangülüm, salıncakta sallanır
Oğlanlar, 18’inde askere yollanır
Ben yârimi verdim mehir
Askerliğim de oldu tehir
Güneşten, kar damla damla erir
Kar eridikçe de dereler olur nehir
Karlar eridikçe coşar çay ile nehir
Yârim oturmuş kirmenle yün eğirir
Yârim aklıma geldikçe, gözlerim seğirir
Kavuşamadım yârimi, hayat oldu zehir
Yaylamın dağına duman bürümüş
Yörükler Murat Dağı’na yürümüş
Yârim eteklerini yerden sürümüş
Gözlerime yârin hasreti bürümüş
Yaylamın dağları çok sisli
Yörüklerin çadırı çok isli
Yârim çok mu çok hisli
Dokunsan ağlar hisli hisli
Yaylamdan gül aldım
Yarimden söz aldım
Yaylamdan kar aldım
Muhacirden yâr aldım
Yaylamdan soğuk su içtim
Yayların içinden onu seçtim
Güzeller içinden yari seçtim
Ben o zamanlar çok gençtim
Yaylanın güzelliğini anlatamadım
Ben onun özelliğini unutamadım
Yârimin güzelliğini anlatamadım
Ben onun özelliğini unutamadım
B. TUNCA/26.02.2000
Bayram TUNCA 21.07.2006 Saat: 00:00
|
|