Tabaktaki Ufkun Kızartılmışlığı
|
|
Bu çay deniz gibi bir göle karışır,
Karışırken kıvrım kıvrım kırışır.
Sahilinde, bir balıkçı lokantasındayım
Tabağımda ufkun kızartılmışlığı.
Çatal, bıçağa gerek yok
Çorba kaşıklanır gibi kaşıklanmıyor
Ufkun göl sacında kızartılmışlığı.
Esas yemeğim ızgara kefal kebabı,
Oltayla tutulur gibi tutulmuyor
Çayın hışıltılı çağlayanından tabağıma
Vuran pırıl pırıl ışık serpintileri.
Zevkini çıkarıyorum aklıma gelenlerin.
Bir inci kefali koşuyor çayın akışına
Gömüyor ağzını, yarıyor kum birikintisini.
Bir kuyruk çırpıyor, bir ani dönüş yapıyor,
Kaçıyor sığlığına gölün, avlaklardan
Uzaklaşmadan sallanmaya devam ediyor.
Bu kefal ya serseri ya zırdeli,
Zıpkınlanmayı mı bekliyor, bir tekneden
Bırakılmakta olan ağlara takılmayı mı,
Daha hapı yutmadan çekip gitmiyor.
Bir yanlış ısmarlamaymış, ızgaradaki kefal
Acil bir müşteriye uçurulmuş.
Sahil hatırına bu gariban çok çekmiştir,
Çekip gidecek değil ya, sabrın sanatçısıyım.
Akşamın gecikmiş yemeğinde gelirse önüme
Boş tabağım yağlı yemek görecek.
Günah bende mi, bakıp uyarmadım mı,
Eline sağlık avlayanın, afiyetle yerim
Tabii o da bir acil müşteriye verilmezse!
(Tartıya Kalan Düşler)
Abdullah Karabağ 28.09.2006 Saat: 13:55
|
|