Beraber gülmüş,beraber ağlamış doyası yaşamıştık hayatı o sıralarda. Her şeyimi paylaştığım,omzunda ağladığım bir çok arkadaşımı o sıralarda tanımıştım.
İçlerinde öyle bir tanesi vardı ki en garip olanı oydu.
Çok sessiz ve bir o kadarda gizemliydi. Herkesin gözü onun üzerinde o ise yapayalnızdı. Yalnızlığını paylaştığı tek şeyi ise yıllar önce geride bıraktığı bu sıralardı.
Kimi zaman karşılaşırdık bir tebessüm eder selam verip geçerdi. Hiçbirimiz adından başka bir şey bilmiyorduk onunla ilgili. Adı Umut’tu. Merak ediyordum onun kim olduğunu? Hafta sonu gelip çatmıştı. Yine Cuma olmuştu ve okul zili duvarları inleterek çalıyordu, iyisiyle kötüsüyle bir hafta daha geçmişti. Sınıfın camından dışarı baktım, dışarıda garip bir hava vardı ve okulun koridorlarında yankılanan o korkunç rüzgar sesi tıpkı bir çığlığı andırıyordu. Okulda bir ben kalmıştım, hiçte gitmek gelmiyordu içimden. Dışarıda yağmur yağmaya başlamıştı bardaktan boşalırcasına... Yağmurun dinmesini bekledim ve okuldan ayrıldım. Otobüs durağında beklemeye koyuldum ve on saniye farkla
kaçırdığım otobüsün arka koltuğunda Umut’u gördüm. Cam kenarına oturmuş yine sessiz ve yalnızdı. Elinden hiç düşmeyen defterine hayata dair yeni senaryolar yazıyordu. Veya ben öyle zannediyordum. Bu düşünceler içindeyken otobüsüm geldi ve ilerlemeye başladık. Yolun yarısında acı bir fren sesiyle irkildim. Kafamda ki bütün düşünceler bu sesle dağılıp gitmişti. Kafamı kaldırdım, ilerideki kalabalığı gördüm, kaza olmuştu belliydi.
Otobüsten indim. İner inmez gözüm kenarda duran deftere takıldı, defteri yanıma adım ve devam ettim. Ambulansların sirenleri eşliğinde hayata sadece saniyelerle tutunan veya yok olup giden insanların çığlıklarını dinlemeye koyuldum. Bu sesi daha öncede duymuştum. Birden okul aklıma geldi bu okulun koridorlarında duyduğum sesin aynısıydı ve bu otobüs onun yani Umut’un bindiği otobüstü. Onu aramaya koyuldum. Ortalarda yoktu, ölmüş olabileceği aklıma bile gelmemişti öyle olsaydı görürdüm. Eve gelmiştim ve aklıma bu defter geldi. Açtım okumaya başladım başında
“BİR HAYALETİN GÜNLÜĞÜ” yazıyordu. Okumaya devam ettim bir sevdiği varmış anladığım kadarıyla çok sevmişti. Her şey normaldi ve her şey sıradandı. Bir söz yazıyordu o sözden sonra her şey değişmişti. Şöyle yazıyordu;
“Bazı hayaller vardır düşlerde kalır, bazı hayaller vardır işte onlar gerçeğin ta kendisidir.”
Bu satırlardan sonra yazdıkları çok değişmişti ve artık anlam veremiyordum. Oysa daha defterin kimin olduğunu bile bilmiyordum. Bu kadar sorunun içinde okumaya devam ettim, okudukça biraz daha şaşırıyordum. Onun sevdiği yoluna dayanamadığı insanın onun sevgisinden haberi bile yokmuş oysa. Bu içinden yaşattığı bir özlemmiş ve bu özlem için her şeyini feda edebilirmiş. İlerleyen sayfalarda bir isim çıktı karşıma Özlem’di bu isim tıpkı içinde olan Özlem’e özlem duyuyormuş. Okurken uykuya dalmışım. Ertesi gün okula geldim defteri de yanıma alıp. Her yerde rahatsız edici bir sessizlik vardı ölüm çökmüştü sanki okulun üstüne.
Kapıdan içeri girdim ve Umut’un öldüğünü öğrendim. Olduğum yere yığılıp kalmıştım. O dün karşımda duran insan şimdi yoktu. Sınıf arkadaşım Özlem geldi yanıma o da ağlıyordu boynuma sarılıp Umut’u sevdiğini söyledi. Kafamda şimşekler çakmıştı o an defter geldi aklıma o günlük ve Özlem. Özlem’in de onu sevdiğini öğrenemeden çekip gitmişti Umut. Yine yalnızlığı seçmişti bu defa yapayalnızlığı. Artık çok büyük bir sırrımız vardı Umut’la.
Kimseye bir şey anlatmamıştım. Ta ki şuan yine her şeyi kendimle paylaşana kadar. Günlüğün son satırlarında şu şarkı sözleri yazıyordu;
“Nerdesin sen sabahım, en yürekten dualarım,
Biliyorum doğacaksın umudusun sen bahtımın.
Ortasında kalbimin bir yer açtım senin için,
İstersen sonsuza kadar gelme ben yine beklerim…”
Bilmesen de, söylemesem de seni hep sevecek ve bekleyeceğim…
UMUT
İşte her şeyimi ve en büyük hüznümü paylaştığım okul sıralarından bir hikayeydi bu.
Özlem’in ve Umut’un hikayesi.