Tâ uzakta, orada bir köy var
Onun tek sınıflı bir okulu var
O okulun, melek yüzlü bir öğretmeni var
O okulun, tombul yanaklı öğrencisi var
Tek sınıfta, beşli halinde üç sıra vardı
Birinci sırada, 1. sınıflar oturuyorlardı
İkinci sırada, 2. sınıflar oturuyorlardı
Üçüncü sırada, 3. sınıflar oturuyorlardı
Bir, iki, üçüncü sınıflar sabahçıydı
Dört ve beşinci sınıflar öğlenciydi
Büyük sınıftakiler bazen öğretmendiler
Bunlar sanki birer stajer öğretmendiler
Aynı sınıfta ders yapan öğretmen seslenirdi
Şimdi 1. ve 2. sınıf kendileri çalışsınlar derdi
Her derste bir sınıfa ders öğretmeye çalışırdı
Bu öğretmenler, ne de fedakar öğretmenlerdi
Sayıları kuru fasulye veya nohutla öğrendim
Yazıları kara tahtada tozlu tepişirle öğrendim
Üçe kadar kaçıncı sınıfta olduğumu bilmedim
Çünkü, birden üçe kadar aynı sırada oturdum
O okulun, o sınıfında, bir kır çiçeği gibi koktum
Birden beşe kadar o okulun o sınıfında okudum
Birden dörde kadar bilmezdim, hangi sınıftayım
Çünkü, birden dörde kadar hep aynı sınıftaydım
Şair soruyor, bir sınıfta üç sınıfın dersi nasıl oluyor
İşte olduğu kadarıyla oluyor, olan garibanları oluyor
Bu tip okulda okuyanların da temeli çok zayıf oluyor
Hayatta başarılı olmaları, şahsi gayretleriyle oluyor
B. TUNCA/06.12.2000-16.25
Bayram TUNCA 21.07.2006 Saat: 00:00
|
|