Ben zamanı bekliyorum
Sen denizi bekle çocuk
Bir gün toprak kokacak bakışlarımız
Biliyorum titriyorsun..
Öyleyse çok çabuk davran yalnızlığını
Kapında köle olsun yiğit bakışlı gökyüzü
Halka halka erisin pamuk ölümlü dağlar
Ay, güneş ve eflatun yüzlü yıldızlar..
Kasemin mutlak olduğunu nereden bileceksin
Yemin adına yemin nasıl edilir
Hangi harften dizeceksin dertlerimi
“hakka yemin olsun ki !”..
Lav olup yakacağım mihengi kaybolan sineni..
İşte ölüler yürüyor düğüne giden son kafilenin ardından
Hangi ölüler diyeceksin biliyorum !
Sunarak kendine bir “şeb-i aruz”davetiyesini
Matem çizgisine uzanan dal olup büküleceksin
Sevgin kalacak içimizde..kulaklarımızda bahar sözlerin..
Hangi ağaç dalları ötelere uzanan
Önde uzanan yol kıldan incemidir?
Nerede hiç başlamayan zamanın sonu
Bu alev kimle konuşur kimi arar
Bizlerimidir yoksa ateşin kabadayılığı.
Sen kevseri bilir misin?
Lezzeti bin yıllık ömür
Kokusu candan ziyade..
Sen Güneşi bilir misin?
En serin gölgeden gölge
Ruhlara esen serinlik..
Nerede durur aydınlık ?
Alınlardan düşen bir perçem midir kılavuz
Ne kadar büyüktür mana tartan terazi
Ve ne kadar tartılan adalet..
İşte geldi boynuzsuz koç
Yürüsün gönüllerinde merhamet ve sadaka taşıyanlar
Ellerinde nur ,bedenlerinde nur ve bakışlarında
Görsün gökyüzünde hilali görür gibi kendini dinleyen zaman..
Muştulara gark olsun.. Dünya sathında duyup dinlediğimiz özlem
Açılsın sekiz kapısı bahçenin
Kılavuzu yıldızlar olanlar şuraya
Tevhit –tevhit dolsun baki ömürleri..
ibrahim zarifoğlu 13.12.2006 Saat: 09:57
|
|