Kız arkadaşımız yoktu. Olamazdı. Bize bir şans verecek yoktu. Uzakta seyretmeliydik hayatı. O yüzden diyordu ki bir tanemiz “ artık istemiyorum onları.” “iyi ki yoklar.” Kendine yalan.
Bir yerimiz yoktu, yersizdik.
“Bıktım onlardan değil” yalnız kendimize yalan söylüyorduk.
Biz kızların yanında uslu durmalı, susmalı; anlayışlı çocuk, arkadaş rolünde olmalıydık, en başarılı. Yanı başlarında zaman geçirmeli bedenlerine bir kere dokunmayı denemeyiz.
Onlar sürekli öpüşebilir, (sevgilisi olanlar) kız arkadaşlarıyla. Biz öylesi bizler olmalıydık ki; onları dinlemeliydik; erkek arkadaşlarıyla kavgalarını. Üzüntülerini. Yanlızlığa umutsuzluğa düştüklerinde bizi yanlarında olmalıyız.
Sanki sürekli öpüşüyorlardı, her yerde, her an. Bize gösteriş.
Ben inceliyordum. (diğerlerini bilmem. Herkes kendine bir yol çizmişti kızlardan uzak durmanın yolu; yani kızların uzak durmasına katlanabilmek. hepsinde aynı suç vardı.
Hepsi oyalıyordu yaşamı, zamanda oyalanıyordu.)
Yalnızlık aşındırıcıdır. Hatta yok edici. Kalabalıkta daha çok. Birkaç kişi beni sever miydi, önemser miydi; içlerinde bir kız. Kimi umutlandım. Yalandı umut. Kolay anlaşıldı. Arttı öfkem, umutsuzluğum.
Mutsuz olsak da bunu belirtmeye hakkımız yok- tu. En küçük tepki yasak-tı. Ağlamak bile. Ağlarsak birisi çıkıp kamu düzenini bozduğumuzu söyleyebilirdi; bir başkası ahmak olduğumuzu; hayatın geçip gittiğini.