bunaldığım zaman şimdiki zaman meşgalelerinden
uzanır hayallerim berraklığına çocukluğumun
dalmak isterim serin ceviz ağaçlarının altında derin uykulara
baş ucumda duran ilaçlara inat
saban bağrını yırtarken yeryüzünün
ninni söylerdi bana
taze toprağın kokusu giderir bütün kötü kokuları
poşette satılmazdı toprak
saksıda değildi çiçek
dedem alnının terini silerken işlemeli çevresiyle
haberi yoktu kağıt mendillerin şeffaf ambalajlarından
yalancı yazılar okumamıştı çevre dostluğu üzerine
şahit olmamıştı doğa sevgisi adına
ormanların katledilmesine
taş çeşmenin taş oluğundan
akan buz gibi serinliğin tadına varırken
dualar ederdi bilinmeyen hayırseverlere
klorsuz, kokusuz
karşı dağın koynundan süzülüp gelen
dünyanın özsuyu kandırırdı ancak çocukları
buğday, nohut, inek, tavuk, arı, insan
bakir koynunda Anadolu’nun
modern hastalıklarla tanışmamıştı daha
gözlerinden okunurdu yorgunluğun huzuru
okuma yazma bilmeyen ninem okurdu
ben okurdum harfsiz, hecesiz
öğrenmemişti henüz gözlerini perde yapmayı kalbine
toprakla halleşmiş ellerini yıkarken
cümle mahluk arkadaşı olurdu
ve yemyeşil seccadesinde yeryüzünün
secdeye varırken toprağa topraktan gelen adam
kulluğunun bilinciyle
büyürdü devleşirdi yalancı efendilere karşı
kaygısı dünya mıydı ki eğilsin dünya telaşına
toprak kokardı
çimen kokardı
kestirmeden huzur kokardı yeryüzü mescidi
tekdüze halıların yeşil renginde kokan
kan ruhlu petrol türevi boyalar
rahatsız ederdi onu muhakkak
her gece aynı düşü görürüm
serin ceviz ağaçlarının altında uyumak
bir sabah mutluluğa uyanmak