Bir kaldırımın kenarında,
İçine kapanık bir sessizlik görürsen,
Gün, kepenklerini indirip,
Kendisiyle baş başa kaldığında
O, bir dalganın sesinin ardında,
Benek benek düşler bırakarak,
Giden özlemdir.
Dününü omzunda sırtlamış,
Suyu çekilmiş bir çayın,
Boz bulanık yansıyan bakışını görürsen,
O, yaprağına bir mekansız rüzgarın çarptığı,
Kırılan gülümsemedir.
Kül rengi bir zemheride,
Testerenin dişi gibi zamanı
Bir aslanın ağzında görürsen.
O, dibi görünmez uçurumda
Sinmiş yalnızlıktır.
Gölgenin susamışlığında,
Bir dalın koynuna sığınmış yatan,
Giysisi param parça bir serçe görürsen,
O, boğazda boğum boğum düğümlenmiş,
Yıllanmış acıdır.
Güneşin coşkun ırmağında,
Beyindeki kafesleri parçalayan,
Kanatlanmış bir sevgi görürsen,
O, gökyüzünü gözünde eriten,
Dizimdeki dirençtir.
Serserice akan bir dereciğin,
İteklediği çakıl taşlarıyla dolu,
Kirli bir karanlığa yuva yapmış,
Kin ve nefret enjekte edilen,
Bir eylül böceğinin,
Yağlı urganlı kollarıyla,
Ezmek istediği sevinç filizinin
Avluyu bir kağıt gibi parçalayan haykırışını duyarsan,
O, on yedisinde beyaz yasama imza atan,
Şafaktaki erendir
Bir kavağın soluğundan,
Yıldızlara tutunan,
Acının toprağında,
Çapalanırken zaman,
Bir nehrin teriyle ıslanan,
Ellerin arasında,
Bir güvercinin sesini duyarsan,
O, bir gelin gibi süzülüp gelen,
Filizlenmiş ilkbahardır
Demirleri ok gibi parçalayan,
Bakışların olduğu okyanustan,
Çığ gibi bir sevinç koptuğunu görürsen,
O, geceyi atından indiren,
Yarına yazılan sevdamdır.
Not: ''Şafağın Başkaldıran Karanfili'' isimli şiir kitabımdan...
ali_ertan_akgun 30.06.2007 Saat: 11:02
|
|