Her yanını efkâr sarmış,
Ay ışığı ile süslenen rüyaların.
Her defasında yediğin çelmelerle diriliyorsun.
Ve biliyorsun ki esintinin;
Ne başı var, ne de sonu.
Ey aşk! Sen kazandın yokluğunda.
İki seher arası çıkmayınca soluğu notaların,
El sallayan fırtınalı akşamlarında
Kim bilir hangi limanlardan kopup geldin?
İçindesin bilmediğim dillerin.
Birbirine ters, birbirine yabancı.
Bir albatros inadı kadar,
Faust’un zamanı durdurma isteği kadar,
Gergindir, düşlenen ıssız yangınların.
Neredeyse yaralı bir gelin gülüşüyle,
Titreyip yenilgiyle sararılırken bezgin kalbin,
Ey aşk, yine sen kazandın!
Düştükçe daha iyi öğreneceksin binmeyi.
Kırk köşeden kırk darbe yiyeceksin.
Sayıklamalar direnirken karanlığa,
Körüklenecek kara büyüsü gurbetin.
Hiç kimsenin duymadığı tanıksız, kuralsız
Resimler çizeceksin tuvaline.
Gecenin karanlığında, sil gözyaşılarını.
Güz, aldanır sürüsüne kozalakların.
O unutmaz dilini özgürlüğünün.
Mavi mavi bakışırken gökyüzüyle,
Uçsuz bucaksız derinlerine süreceksin.
Gökkuşağını, hüznü taşmış denizlerinin.
Ey aşk, ey yaban sesli bozkır!
Nasıl yazarsa zaman,
Nasıl yaşarsa suda halkalar,
İşte öyle yaşar, öyle yazarsın.
Kapın açıktır her zaman.
İşte yine sen kazandın.
Suna Doğanay 09.07.2007 Saat: 18:46
|
|