bugün, olmayı aklıma dahi getirmediğim
bu aksak, karanlık şehirde
bir anımı daha kaybettim.
doksan dokuz ağustosunun acılarına ilişkin.
sevinmeliydim aslında yitirdiğime...
gel gör ki alışmıştım, sevinemedim.
sonra karışık meyve suyunu meze yapıp
rakı içtim.
boğazımdan geçerken meret
hüzünden daha çok yaktığını fark ettim içimi… anasonun
Buruk bir lezzet kaldı da ağzım da,
Meyve suyunun tadını alamadım.
kalorifer borusuna bağlı
adi bir çamaşır ipinden ki rengi sanırım mavi,
adi bir
darağacı kurdum kendime..
yağsız kuru iple boynum taçlanıp
nihayete ererken anasonla karışık yaşamım
dışarıda
yakınlar da
bir kedi ciyakladı
ciyakkk ciyakkkk
irkildi tüm hücrelerim
o an
koştum
yarı açık pencereme.
Mart gecesi "bende soğuğum, bende soğuğum"
diye sırıtırken
tam açığa dönüştürüp penceremi
şöyle...
uzun uzun baktım
gecenin kör karanlığına.
gece elbet de karanlıktı, karanlıktı ama
neden kördü bunu anlayamamışken
o karanlık... ya da kör geceyi
her neyse işte..
ortasın dan carttt diye yırtan ciyakkk sesli kediyi
göremedim.
Döndüm yine içine evimin.
yalnızlığımı yenibaştan cilalayıp
bana da bu yakışır edasıyla
darağacımı söktüm.
üzerimdeki cinnetimi attım.
Cinnetsizleş dim..
Allah seni inandırsın
tüm bunlara sessiz şahit
köşedeki o tek menekşeli saksıma su verdim.
kaybettiğim o acılı anımın yerine
yenisini koydum.
Şöyle üstümü başımı toparladım
Sanırım yattım uyudum
ertesi gün, sokak da
bulduğum ilk kedinin
gözlerinden öptüm.