(Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider… “C.Bruno”)
düşün! ..
buz gibi soğukta donmak üzereyken
sıcacık yatağını,
ve karnın açlıktan guruldadığında
buğusu üzerinde bir tas çorbayı
hatırlar gibi ayetül kürsüyü
hayat çizgisinin kısacık yolculuğunda?
eli kırbaçlı yağmurda, saçakaltlarına sinmişken
sıcak bir banyonun hayaline taşıdığı bağımsızlığı,
ve saklı esareti/
düşün;
varlıkla yokluğun acımasız bilinçaltında.
bi-kes sokak çocuklarını düşün,
yaşamaya susamışken
rus ruleti oynar gibi boşvermişliğin metaforunda.
geleceği bulanık/ karanlık vadilere sürüklenirken
tehlikelerden habersiz şaşkınlığın savanasında
mana biriken gözlerindeki korkuyu düşün;
ve ürkek bakışlarla meçhule yürürken
saplanmadan bataklığın kalbine
bir sevgi kırıntısı göremeden sarılırken yitirdiği umuda.
düşün! ..
dikenli tellerle örülmüş nabzın atışında
ne hayal kurabilecek yarını var
ne de yaşayabilecek özgürlüğü.
yaşam kayarken çaresizce ellerinden
ne acısı olacak, ne de sevinci
ve dökülmeyecek artık dilinden, özlediği sevgi sözcüğü.
andır ki; tanık olur güzelliğin arkasındaki çirkinliğe
şahit olur kişiliksiz/ zaten yok yüzlere
ne kadar da çoktular/ bilinmezdi bu yaşamın sarmalında.
bir bahçe düşün, sahipsiz ve yağmalanmış
ayrıkotları ve çalıların destursuzca hüküm sürdüğü
bir bahçe düşün,
içine gizlenmiş bir abdal’ın kahır mektubunda…
öylesine kapatırlar, ki toprak nefes alamaz, boğulur
yedibaşlı ejder misali kanını emer
ki o bahçede bir bahçıvan olduğunu
ve yediveren emekle/ bir tükenmez sabırla
ve kutsal tohumla toprağı işlediğini düşün.
güçlenecek toprak, gözesi sevgi pınarı
işlendikçe damarlarına kan yürüyecek
yeşile duracak fesleğen,
yaşam toprağın bağrında yeniden göğerecek;
düşün;
niye yağar bu yaz yağmuru kanayan yaralarımıza …
/ Bırak saçakaltlarına saklanma huyunu,
Yağmur iyi şeydir bilmez misin?
Sağaltır bütün yaralarımızı…/