bahar gözlüm;
bugün doyasıya yeşille kucaklaştım
üstümde pompei’nin yarı ölüm şarkısıyla./
coşkusunu izlerken dağ çiçeklerinin
hücrelerimde güneşin sıcak konukluğu,
koklaştım hasret renkli papatyalarla…
yoktun…
doğanın kıskandıran hükmünü seyrederken
bir renk cümbüşüyle çalıyordu kemanlar
gözlerinin varsayımsal gökkuşağında.
hayal olsa da görmeğe değerdi
heyecanla sarsılırken kalbimin ritmi;
kaybolup gitmek yüzünün coğrafyasında…
/ öylesine benziyordu ki renkleri
içinde hapsetmişti beni, gözbebekleri./
körbakışımda olgunlaştı diken sarmış düşlerim
ve selamınla doğacak gruba mirastı dileklerim
depremler görmüş yüreğimin mekanında…
ve
fakat,
düşünüyorum da…
bu viran meskende sevgiden çok, özlem büyüdü
yanılttı bizi avucumuzdan dökülen hasret,
ıslandığım yağmurla hatırlanan sevi değil,
yüreğimin kuraklığındaki ıssızlıktı yalnızca…
dizdizeydik; sanki öylesine ihtirasla vurgun
ben ki, bilirdim sensizliğin kederim olduğunu
çaresizliğindeydim yalnızlığın koralev yangınında…
kanatlanamayacak kadar esrik şahandım ufkunda
şarapla avutuyordum bu deli daylak başı
ve şarkımızı söylüyordum rüzgârlara.
/ makamını tutturamasam da, sakiliğim iyidir /
gölgemin yarenliğinde sofra-i çilingir
şiirlerim de eşlik ediyordu birbaşınalığıma…
rüzgârda savrulurken, ayazında yandım ben
sevdamı hep uzaklara anlattım
sen ki eriyen buzdağıydın, içimin çoğalan narında.
kıtalardan yağan kor idin mücr’ime
imbiklerden damıttığım deryaydın istikbalime
yoktun…