Geleceğin hışmına uğradı,
Ağaran saçlarından ömrün.
Birbirine sarılmış iki yaşlı çınar,
Parkın ortasında yalnızdılar.
Akıldan çıkmayan mezar yazıları gibi.
Ha koptu, ha kopacaktı pamuk ipliği.
Hangi umutlarla bağlanacaktı kim bilir!
Acı bir suskunun kırıntılarıyla, coşkuyla,
Dertleşiyorlardı aynı geçmişi paylaşarak.
Yıkarak aynı hayalleri derinden.
Sisli bir kış sabahı gibi süzüldü zamanın içinden.
Anılarda saklı limanlara sığınan kış gemileri.
Bıraktım kendimi, yer değiştirip izlerken onları.
Önce cüretkar, sonra pervasızdı yaşanmamış yıllar.
Çivilendi aynalara bakışlarım, mevsimsizdi.
Yarın neler olacak, yarın var mı zahiri tebessümlerde?
Kilitlenecekti belki gözlerim, duvarda sırıtacaktı gölgeler.
Belki bir ses arayacaktım düşle yaşam arası.
Aradığım ses, hep düş olacaktı belki.
Yaşam yalnızlık, özlemse beklemek.
O ses, o ses gelecek mi ki?
Kavrulacak yüreğim belki, bir ayak tınlamasının hasretiyle.
Bir çıtırtı, bir kahkaha, ya da bir çığlık.
Daha seğirmeye başlamadan gözlerim,
Anıldığımı düşünüp, avunacağım belki de.
Yarınlara dönük iç çekişleriyle
Kim bilir, kırılacak mı düşlerim, gülümseyecek miyim?
Gözlerim camda, gözlerinde isyanları yakacak.
Bayram arifeleri, kanayacak belki de yüreğim.
Gitsem de, kalsam da, çatlasam da sabırsızlıktan,
Kimse görmeyecek denizlerimi.
Sorma nedenini, sorma yorgun uzaklarımı.
Çağlayarak, pusuda bekleyen hüzünlerimi sorma.
Çünkü yüreğime akıtacağım sahipsiz düşlerimi.
“Ben seni yaşayamam çocuğum.
Ama sen,
Yaşayacaksın belki beni.”
Suna Doğanay 03.08.2007 Saat: 15:17
|
|