Gün gibi doğuyor hüzünlerin.
Yüreğinde, sere serpe bir yerde.
Onlar, sonbaharındır senin.
Ay ışığında batık düşler görüyorsun.
Aldatan rüyalarla kamaşıyor gözlerin.
Sonrası hep aynı nakarat, aynı terane.
Ve aynı soluşu gecelerin.
Sen üşürken, su içmekten yorulur dereler.
Düşünce sabrın maskesi omuzlarına
Kopup dağılır adsız savunmaların, düşersin.
Ve Güneş.
Ve Ay.
Hiçbiri yansıtmaz alaysı gülüşünü,
Hiçbiri avutmaz fısıltılı akşamların yankılı sesini.
Şimdi daracık bir dünyada,
Uzaklara çiziyorsun uzak düşlerini.
Kimi çocuk olmak, kimi masmavi gökyüzü
Ya da titrek mum ışığı
Mesela, minik bir alageyik olmak istersin.
Ama neye yarar?
Pişman olduğun çok şey yoksa
Gerçekten yaşamamışsın demek.
Denizler, köprüler aşıyor,
Bulutlarla yarışıyorsun.
Çaresiz her şey, ama her şey,
Karmakarışık, çileli ağlara dönüşüyor.
Anlayamazsın, nerden çıktı bu yağmur,
Rüzgârı kim saldı umutlarına!
Takılıp kalmışsın yine maziye.
Dalgın, düşünüyorsun.
Mesele geçmişte ne olduğun değil,
Veya gelecekte ne olacaksın.
Mesele şu andır yaşanması gereken.
Sadece şu an.
Hâlâ anlamadın mı?
Suna Doğanay 17.08.2007 Saat: 11:34
|
|