Sadece masumiyet midir gözlerinin derinliklerinde dip mahzenlerde gizlenen?
Aldanan sen mi ben mi yoksa beni de mahcup eden şehvetin buyruğunda iki çift mil çekilesi kara gözler mi?
Evet güzelim, geçti gitti ana sıkışan toplumsal mekanlardaki kaçamak zaman dilimi
Oysa ben hala yürek muhasebesindeyim!
Ortada bir suç varsa benim...
Kabulümdür sonucu zindanlarda geçecek çatlanası yalnızlık da olsa!
Hem nasıl olmasın ki?
Öylece çekip gittin, beklediğin bir çift öpücük uçurtma kanadında güvercinler eşliğinde uçarken!
Ne yapayım elimde değil ben buyum işte...
Senin hayat dolu çocuksu dünyan da siyah beyaz girift bir düş olmasın istedim,
Biraz da diyalektik çözümlemelerimin septik süreçte doğru düzgün işaret vermemesidir beni kendimde saklayan!
Adımlarımın ürkekliğini Urfa'nın daracık çıkmaz sokaklarında görmüş olman gerek...
Şimdi sen güneşe ben aya ,
Adım gibi eminim; senin aklın Urfa'nın anakronik caddelerinde adres sorar durur,
Bense Nemrudun izini sürerim Tuşba'nın taş sütünlarında...
Kutupyıldızı altında bir gün koordinatlarda keşişme olur mu işte orasını ben de bilemem!
Zaten akan suyun akışında örgülenen bir hayatta plan dediğin;
Balığın yolculuk serüveninden saklanan kara kutular değil midir?
Hiç mi hiç meraklanma, sen onu da boş ver!
Korktuğum başıma geldi:
Beyin kıvrımlarımda sararmış yaprağa hemencecik döndü gözleri alan aydınlık silüetin,
Gölgeler her yeri kapladıkça pişmanlık denizinde el açan işbu yoksulun sözüne itibar edilmez;
Ama sen yine de "Olur'a" bırak içte ve dışta geçen tüm kavgayı...
Hem kutsal olan etken olandır eylemsiz de olsa idrakım anlayışıma şahittir balıklı gölün kutlu sakinleri...
Olur da bir gün mavi düşlerinde ayıp gözlerimi saklı kentte görürsen;
İşte tam o an hiç düşünmeden seslen derinden gecenin rahmine,
Nerde olursam olayım kalkıp gelirim saçlarına düşen yıldızı almak için...