Gizlice vehim dehlizlerini kol açan ettim bir başıma
Beynimde yükselen çığlıkların kaynağını gördüm kilitli kapılar ardında,
Düzenim bozuldu, esrik uykularım güneşe temas edince…
Yoldaki işaretlere “şerh” düştüm teker teker,
Gölgeme kurşun sıkan eller, öylece çırılçıplak kaldı gündüzün merkezinde!
Hınzırca güldüm şifrelenmiş sözcüklerle dans ettiğimde,
Bir benim bildiğim ve bir beni bilen imgeler yetişti kovaladığım ritmik yaşamın sesine!
Bakmayın siz kamusal alanda büyükçe sözler ettiğime,
Kendi dünyamda bakınca “acziyet” görüyorum devasa gücün en tepesinde!
Evet çocuk;
Al bu şiiri götür; zaman topu atmadan ötelerden ses bekleyen dingin yüreklere,
Anlayan anlayacak, anlaşılmayan ne varsa senin ardında kalacak!
Saatin ivmesi kırılmış nereye baksam yakacak gül oldu,
İbrahim dostu karıncalar yok artık!
Senin gördüğün karıncalarsa; okyanuslarda gemiler kamarasında kayıplar…
Şunu da ayrıca ilet, mavi gökyüzü altında fişek yolu bekleyen susamışlara;
Samanyolunda gözükecek ne varsa yarına dair!
Orada olsun alemi kuşatan gözler...