insan düşündükce çözdüğünü sanıyor bağlı kalan yanlarını.
halbuki cevap bulunan her soru dahada bi karıştırıyor insanı.
...
onu düşünüyordu sabahtan buyana.
olmasa diyordu;intihar sebebiydi imansız bir kul için.
ya sonra;
seviyorsan katlanmasını bileceksin dedi kendi kendine...
yorgundu adam,bir ömrün vermiş olduğu yorgunluk vardı omuzlarında.
şöyle otursam diye düşündü daha önce hiç görmediği bir şekilde olan taşın üstüne;
soğuktu oturmak istediği yer ama yinede dayanamadı omuzlarındaki yüke ve oturdu yaşlı bunak.
sanki uzanmak için yapılmıştı;ama soğuktu taş vede yorgundu adam...
ihtiyar;yavaşca uzandı buz kesmiş mermer üzerine!...
gelecektir mutlaka diye düşünüyordu yaşlı bunak;
daha önce hiç bukadar geç kalmamıştı çünkü,söz verdi mi tutardı mutlaka.
-ne oldu acaba neden gecikti bukadar?
...
çevresinde bir çok insan toplanmaya başladı yaşlı adamın.
hacısı,hocası...
hepsinin gözlerinde göz yaşları ve kulak yırtan çığlıklar...
hiç umursamadı adam.
kalabalık içinde göz gezdirdi ama yoktu işte,o YOKTU!
bir an kolundaki saate bakmaya yeltendi;saat yerinde yoktu...
yıl dönümünde hediye etmişti karısı ona,ne olmuştu nerede kaybetmişti?...
eğer saatini kaybettiğini görse kızacaktı karısı ihtiyara.
-Ah! bunak ah!
diyecekti yine karısı.
...
hiç bir şey hatırlamamak canını sıkmıştı yaşlı bunağın!
vakit geç olmuştu,bunu karanlığın basmaya başladığından anlaya bilirdi ihtiyar.
kalkıp gitme vakti gelmişti köhne karanlığa onu bekleyen o soğuk yatağına;
bir an durdu intiyar.
dönüp ardına baktı...
kimdi,neye benziyordu,neden bukadar çok sevmişti?
hiçbir şey hatırlamıyordu bunak.
halbuki sevdiği kadın;
daha bir kaç gün olmuştu köhne karanlığa göçeli;
öleli...