Hosgeldiniz degerli Siirdostu! 2008-07-07 06:28:17 | Üye / Sair Girisi - Üye Ol

SiirDostu.com » şiirleri » 'Baba İle Oğul'un Kaderi' şiiri

Arkadasina gönder! | Favorilere ekle! | Açilis sayfasi yap!

Üye / Şair Girişi
  Yeni Üye / Şair kaydı Kolayca, hemen üye olun aramiza katilin; üyelik ücretsizdir.
Ana Sayfa
Şair Listesi
Şiir Listesi
Resimli Şiirler
Sesli Şiir/MP3
Şiirli E-Kart
Öyküler
Denemeler
Kitaplar
Chat-Sohbet
Forum
Fıkralar
Haberler
Seri ilanlar
Üye / Şair Listesi
ŞIIR - ŞAIR EKLE
Resim Sergisi
Hakkimizda
Reklam
Iletişim
Mozilla-Firefox
Destekleyenler


Bir düsünür derki:

Sanat görüneni yinelemek değil, görünebirlik sağlamaktır.


Buraya Reklam vermek istermisiniz?

Siir Klipleri, Görüntülü Siirler, Güzel Sahneler, Youtube ve diger Video portallarindan secmeler

Resimli Siirli E-kartlar, Poem with Picture, Bild sebebi sensin.jpg


Resimli Siirli E-kartlar, Poem with Picture, Bild arazi gunes.jpg



Tüm Şiirli E-Kartlar


Baba İle Oğul'un Kaderi

BABA İLE OĞUL’UN KADERİ

Vatani görevini yapmak üzere, henüz yeni doğmuş olan oğlu Hakkı’ yı ve çok sevdiği karısı Hacer’i bırakıp gitmek zorunda kalmıştı. Onları böyle bırakıp gitmek istemiyordu, ama çaresiz mecburdu. Çünkü vatan borcu namus borcu idi.

Mustafa; askerliğini doğuda yer alan, Şırnak ilinde yapacaktı. Yüreğinde bir sıkıntı sürekli onu boğuyor, neredeyse nefes alamayacak kadar daralıyordu. İlk günler çok zor geçiyordu. Ara sıra eşi ile oğlunun fotoğraflarına bakıp, bir çocuk gibi kendini avutuyordu. Oğlu Hakkı ve karısı Hacer gözünde tüter olmuştu. Sık sık mektup yazıyor, hasretini böyle dindirmeye çalışıyordu. Hele Hacer den mektup aldığı zamanlar, mektubu öpüyor, kokluyor, tekrar tekrar okuyordu. Hacer de Mustafa’dan gelecek bir mektup ümidi ile, sürekli postacının yolunu gözler olmuştu. Kocasından gelen her mektup ta, adeta bir bayram çocuğu gibi seviniyordu. Mektubu okurken oğlu Hakkı’nın da dinlemesi için yüksek sesle okuyor sonra da oğlu ile konuşuyor, ona uzun uzun babasını anlatıyordu. Günler günleri, haftalar ayları kovaladı durdu. Sayılı gün geçmek bilmiyordu sanki.

1985 yılının soğuk ve çetin geçtiği bir kış günü, Cudi dağındaki teröristler için bir operasyon düzenlenmişti. Bu operasyonda Mustafa da yer alıyordu. Mustafa sanki şehit olacağını hissetmiş gibiydi. Kağıdı kalemi bir kez daha eline alıp, karısına ve oğluna bir mektup yazdı. Mektup öyle bir mektuptu ki, okuyanın yüreği yerinden kopuyordu adeta. Operasyona katılmadan önce, oğlu ile karısının fotoğraflarına bir kez daha bakıp, fotoğrafları cebine koydu.

Hacer o gece kâbus denecek kadar kötü bir rüya görmüştü. Sabah uyandığında;
“Hayır olsun inşallah” diyerek rüyayı kötüye yormak istemedi. Sürekli kocasına dualar ediyor “Allah’ım onu sen koru.” diyordu.
Mustafa ise katıldığı operasyonda “Allah’ım eğer bana bir şey olursa, oğlumu ve karımı sana emanet ediyorum, senden başka kimsem yok, sen kudret sahibisin, yaratansın, onları koru yarabbi.” diyerek, karısı ve oğlu için sürekli dualar ediyordu. Atılan kurşunların ardı arkası kesilmiyordu. Kurşun sesleri Mustafa’nın kulağında tınılı bir ses oluşturmuştu sanki. Her geçen dakika da, ölüme biraz daha yaklaştığını hissediyor gibiydi. Zaten bu çatışmada, bu kurşun yağmurunun arasından sağ çıkabilmek mucize gibi bir şey olmalıydı.

Ertesi gün Hacer’in kapısı acı acı çaldı. Hacer kapıyı açtığında, karşısında bir Jandarma ile rütbesini bilmediği bir asker duruyordu. Hacer o an anlamıştı sanki
“Mustafa’m… Mustafa’m… Ona bir şey mi oldu yoksa?”
diye sorabildi. Yüreğinde büyük bir acı vardı. Nedense bu acının adını bir türlü koyamıyordu.
Kapıdaki Jandarma ve asker;
“Yok… Yok… Kocanıza bir şey olmadı. Feryat figan etmeyin lütfen, sadece sizi ona götürmek için geldik. Hemen hazırlanırsanız iyi olur.”
Hacer hemencecik üzerine bir şeyler giydi, oğlunu da battaniyesine sarıp, askerlerle birlikte il Jandarma’ya doğru yola çıktılar. Yol bir türlü bitmek bilmiyor, uzadıkça uzuyordu. Hacer yol boyunca oğluna sıkı sıkıya sarılıp ağladı. İl jandarmaya gelindiğinde Hacer’i yüksek rütbeli olduğunu düşündüğü, fakat kim olduğunu bilmediği bir asker karşıladı. Hacer’in sakinleşip, rahatlaması için onunla konuşuyor, sorular soruyordu. Hacer ise; yöneltilen bu sorular karşısında, utana sıkıla cevaplar veriyordu. Bir an da tüm cesaretini toplayıp,
“Buraya neden getirildiğimi anlamadım, kimse bir şey söylemiyor, yoksa Mustafa’ma kötü bir şey mi oldu?”
Karşısında oturan asker bir Hacer’e, bir de kucağındaki bebeğe baktı. Sonra da başını önüne eğerek;
“Üzgünüm, gerçekten çok üzgünüm. Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Bunu söylemek benim için gerçekten çok zor. Bu gibi durumlarda ne yapılır, nasıl söylenir onu da bilmiyorum. Ne yapacaksınız kader işte. Takdir-i ilahi. Başın sağ olsun bacım.”
Duydukları karşısında adeta dünyası başına yıkılmıştı Hacer’in. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor, göz yaşlarını tutamıyordu. Kapı çalındı ve bir asker selam vererek odaya girdi. Masaya bir paket bırakıp odadan dışarı çıktı. Masada oturan yüksek rütbeli asker, Hacer’e bir peçete uzattı. Ardından gelen paketi vererek;
“Kocanızın üzerinden çıkanlar ve özel eşyaları. Bir kaç şehidimiz daha oldu, hepsi için resmi bir tören düzenlenecek. Törende siz de bulunursunuz.”

Hacer perişan bir haldeydi. İl jandarma’ya ait resmi bir araç Hacer’i evine bıraktı. Yol boyunca kocasını ve birlikte yaşadıkları günleri düşündü. Geride bıraktıkları acı tatlı anıları, bir film şeridi gibi geçti gözünün önünden. Sonra oğlu Hakkı’yı düşündü. Onun babasız büyümesi içini acıtıyordu. Bu zamanda nasıl bakacaktı ona tek başına?... Şu saatten sonra oğluna hem ana, hem baba olacaktı. Oğluna sıkı sıkıya sarılıp, öpüp kokladı, bağrına basıp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti. Gözyaşları dinmek bilmiyordu bir türlü. Yüreği bu acıya dayanamıyordu. Evine gelir gelmez, kocasının üzerinden çıkan, özel eşyalarının bulunduğu paketi açtı. Bir kaç kıyafeti, karısına ve çok sevdiği oğluna mektup yazdığı kalemi, Hacer ile oğlu Hakkı’nın bulunduğu bir fotoğraf çıktı paketten. Hacer kocasının kıyafetlerini öpüp kokluyor, eşinin asker kıyafeti ile çektirdiği fotoğrafını eline alıp ağlıyordu. Ertesi gün cenaze töreni vardı ve kocası toprağa verilecekti. Hacer bunca acıya nasıl dayanacaktı?... Ya o her şeyden habersiz minicik yavrusu, hiç baba sevgisi tatmadan nasıl büyüyecekti?... Hacer çok çaresiz ve yalnızdı…Allah’tan gelen bu ölümü kabullenmekte çok zorlanmıştı. Yüreği yangın yerinin küllerine dönmüştü. Adeta kolu kanadı kırılmış, oğlu ile bu dünya da yapayalnız kalmıştı. Şu an da tek varlığı oğlu idi. Hiç değilse onun için ayakta kalmalı, en azından kendine daha iyi bakmalıydı.

Cenaze töreni olmuş bitmiş, Mustafa’sını ebedi yolculuğuna uğurlamıştı. Bu onun hayatındaki en acı günüydü. Bu acı yüreğine kor olup düşmüştü. Cenaze töreni sonrası evine geldiğinde, postacı eşinin ona şehit olmadan önce yazdığı mektubu getirdi. Hacer mektubu okudukça yüreğindeki yangın daha da büyüyordu. Sürekli ağlıyor, kendini ağlamaktan geri koyamıyordu. Gözleri neredeyse fal taşı gibi şişmiş ve kıpkırmızı olmuştu. Bu acıya nasıl direnecekti bilmiyordu. Onsuz bu hayatın yükünü bir başına nasıl taşıyacaktı?... Dahası çok sevdiği kocası, Mustafa’sı olmadan nasıl yaşayacaktı?... Düşündükçe çıldıracak gibi oluyor, üzerine çöreklenen bu sıkıntıdan bir türlü kendini kurtaramıyordu. Her geçen günün bu acıyı hafifleteceği bir gerçekti. Ama asıl önemlisi, bu günler nasıl geçecekti?... Hacer, minicik oğlu Hakkı ile bu acımasız dünyanın ağır yükünü kaldırabilecek miydi?...

Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalamış. Zorlu geçen 19 yılın ardından Hakkı büyümüş genç, yağız bir delikanlı olmuştu. Tek şey hariç, her geçen gün onlardan çok şey götürmüştü; o da kocası Mustafa’nın acısı, bu gün gibi yüreğinin orta yerinde duruyordu Hacer’in. Tek yaşama gücü, mutluluğu, her şeyi, canı - ciğeri, oğlu Hakkı idi. Hayatını ona adamış, onun mutluluğu ve okuması için adeta saçlarını süpürge yapmıştı. Hayatın getirdiği acımasız ve ağır yaşam koşulları, onları sefaletin ve yoksulluğun içinde yoğurmuştu. Gün ne getirdiyse onunla avundular. Bir gün buldularsa, bir gün bulamadan gün geçirdiler.

Hacer kocasından bağlanan şehit maaşıyla kıt kanaat geçiniyordu. Bu nedenle küçük bir iş yerinde temizlik işçisi olarak işe girmiş, burada az bir maaşla çalışıyordu. Oğlu ise; ancak liseyi bitirebilmiş, girmiş olduğu üniversite sınavını kazanamamıştı. Hacer bu duruma çok üzülüyor, oğlu üzülmesin diye ona belli etmemeye çalışıyor ve sürekli ona moral veriyordu. Ne de olsa, oğlu onun dünyada ki her şeyi, kıymetlisi, tek varlığı ve tek yaşama gücüydü.

Günlerden bir gün Hakkı’ ya asker ocağından çağrı mektubu geldi. Hakkı üniversite sınavını kazanamadığı için, askerliğini yapıp aradan çıkartmak istiyordu. Annesi ile bu durumu konuştu, fakat annesi bu duruma her ne kadar karşı geldiyse, Hakkı annesini dinlemek istemedi. Çünkü çalışmak, annesine yardımcı olmak istiyordu. Evde boş boş oturmak çok ağırına gidiyordu, lakin hangi iş yerine başvuruda bulunduysa işe alınmamıştı. Bu durum Hakkı’nın moralini iyice bozmuştu. Her şey üst üste geliyor, bütün aksilikler bir an da yaşanıyordu. Her ne kadar Hacer oğlunu ikna etmek için uğraşsa da, sonuç olumsuz oluyordu. Hakkı asker olup, vatani görevini yapmak, vatan borcunu ödemek istiyordu. Bu konuda annesinin sözünü dinlememiş, kararını çoktan vermişti bile.

Nihayet Hakkı’nın ana ocağından ayrılıp, asker ocağına gideceği gün gelmişti. Acemi birliğini Manisa Kırkağaç’ da yapacaktı. Asker olmanın verdiği gurur ve heyecanla, gözü yaşlı annesinin elini öpüp, hayır dualarını alarak yola çıktı.

Hacer oğlundan ayrı kalmanın acısını, yüreğinin taa orta yerinde hissediyordu. Oğlu için sürekli Allah’a dualar ediyor, sık sık oğluna mektup yazıyordu. Aldığı her mektupta derin bir “ohh” çekip, biraz olsun yüreğindeki sızıyı dindirmeye çalışıyordu. Bir yandan Hakkı’nın asker kıyafeti ile çektirip, kendisine gönderdiği fotoğrafa bakıyor, bir yandan da mektubu okurken gözyaşlarını tutamıyordu. Oğlunun kokusunu hissetmek için, mektubu öpüp kokluyor ve fotoğrafı baş yastığının altına koyup, öylece uykuya dalıyordu. Bu ona çok huzur veriyordu.

Hakkı acemi birliğini bitirmiş, annesinin yanına dönmüştü. Ana ile oğul uzun uzun sarılıp, hasret giderdiler. Hacer sağ salim oğluna kavuştuğu için çok mutluydu. Ne de olsa kaygıları, onca endişesi boşa çıkmıştı. Hakkı’da annesini çok özlemişti. Askerlik anılarını annesine anlatarak, hasret gidermeye çalışıyordu. Bu kısa izin dönemindeki bütün gününü, çok sevdiği annesi ve arkadaşları ile geçirmişti.

Güzel günler su gibi geçmiş, Hakkı’nın usta birliğine gitme vakti gelmişti. Yalnız bir sorun vardı, Hakkı usta birliğine Şırnak’a gidecekti. Oğlunun Şırnak’a gitmesinden dolayı, Hacer’in yüreğine bir sıkıntı gölü dolu vermişti. Yüreği neredeyse nefes bile alamayacak kadar daralıyor, boğuluyordu. Gece olunca uyumak için girdiği yatağında, bir türlü gözüne uyku girmiyor, sabahlara kadar sürekli oğlunu ve şehit verdiği kocasını düşünüyordu. Uyuduğunda ise; kabus denilecek kadar kötü rüyalar görüyordu. Ne de olsa, kocası Mustafa’da Şırnak’ta askerliğini yaparken şehit düşmüştü. Oğlunun da babası ile aynı kaderi yaşamasını istemiyordu. Bu düşünce Hacer’i çok korkutuyordu. Hacer bunları düşündükçe daha da bir fenalaşıyor, yüreğinde sönen yangın, adeta yeniden alevleniyor, içini yakıyordu. Çok mutsuzdu, çünkü çok sevdiği, tek yaşama gücü olan oğlundan yine ayrılacaktı. Üstelik bir de, kocasını şehit verdiği topraklara gönderecekti oğlunu. Sonunda ayrılık günü gelip kapıya dayanmıştı. Oğlunun acısı şimdiden çöreklenmişti yüreğine.

Hacer oğlunu otobüs terminalinde yolcu edip uğurlarken, hem acı acı ağlıyor hem de onu bir daha göremeyecekmiş gibi sıkı sıkıya sarılıyor, onu bırakmak istemiyordu. Hacer’in bu denli ağlaması, Hakkı’yı çok üzüyor, annesinin daha fazla göz yaşı dökmemesi için, ona moral vermeye çalışıyordu. Ancak Hacer, yüreğinde yeniden alevlenen bu yangına dur diyemiyordu. Sanki bu acıyı kocası Mustafa’yı şehit verdiğinde de, yıllar önce bir kez daha yaşamıştı. Bu nedenle olmalı ki; aynı acıyı bir kez daha yaşayacak gücü yoktu.

Hakkı otobüse binip, Şırnak’a doğru yol almaya başlamıştı. Hacer ise; göz yaşları içinde, oğlunun arkasından uzun uzun el sallayıp, dualar okudu. Günler geçmek bilmiyordu. Her geçen gün, yüreğindeki sıkıntı biraz daha büyüyor, neredeyse nefes almak ta bile zorlanır hale geliyordu. Kendince dualar okuyup, Euzu besmele çekip, rahatlamaya çalışıyordu. Oğlundan gelen her mektup ta derinden bir “ohh” çekip, Allah’a şükrediyordu. Hakkı annesine yazdığı bu mektubunda, okuyanın içini sızlatan ve yürek dağlayan bir şiirle mektubunu bitirmişti.

ŞEHİTLER ÖLMEZ Kİ, ÖLMEZ Kİ ANNE!!

“Anne bu bir ayrılık değil kavuşma
Bir oğlun babasına kavuşması gibi bir şey
Sen demez miydin ki, benim oğlum büyüyecek, askere gidecek
Aslanlar gibi vatanını bekleyecek
Vakit geldi, gidiyorum anne vatanı beklemeye
Anne ağlarsan sadece sevinçten ağla

Ancak böyle dayanırım gözyaşlarına
Dün gece nöbetteydim
Gece ilk defa bu kadar güzel ve anlamlıydı
Vatanı bekliyordum
Sen rahat uyu anne
Gözün arkada kalmasın anne
Eğer büyük görev gelirde vatan için can verirsem
Gözyaşların hüzünden değil, sevinçten gururdan olsun anne
Şehitler ölmez ki, ölmez ki anne”

Oğlun Hakkı

Hacer mektubu okuduktan sonra,
“Hakkı’mın kokusu var bu mektup ta” diyerek öpüp kokluyor, bağrına basıyordu. Nedense gelen her mektuptan sonra bile, Hacer’in içindeki sıkıntı geçmek bilmiyordu. Sanki kalbine bir bıçak saplanmış gibiydi. Öyle ki; oğlundan aldığı mektuplar bile, bu sıkıntıyı geçirmiyordu.

Yağmur çisil çisil yağıyordu. Adeta mavi gök eriyor, bahar oluyordu. Toprak kokusu güllerle buluşmuştu. Oysa ki mevsim henüz yaz’dı. Daha dün’e kadar güneş durduğu yerden ayrılmadan, yerküreyi sıcacık sarıyordu. Yol kenarındaki ağaçlar ise; aralıklı olarak asker gibi dizilmiş doğayı seyrediyordu. Birden bire bardaktan boşanırcasına yağmurun böyle yağmasına bir anlam verememişti Hacer.

Penceresinin önünde durup, dışarıda yağan yağmuru seyretmeye başladı. Uzun bir süre, yağan yağmurun penceresinin camına vurarak yere düşmesini seyretti. Sonra aklına, kocası Mustafa’nın şehit haberini aldığı gün geldi. O gün de böylesine deli bir yağmur yağmıştı ve hava çok soğuktu. Hacer’in gözlerinden iki damla yaş süzülüverdi yanaklarına. Birden bire akılına oğlu Hakkı geldi. Uzun uzun oğlunu düşündü. Koynundan oğlunun fotoğrafını çıkartıp, onu sevdi ve oğlu ile konuştu.

Tam o sırada kapı çaldı. Hacer kapının çalması ile birlikte kendine geldi. Başındaki eşarbını düzeltip, fotoğrafı yeniden koynuna koydu ve kapıyı açtı. Karşısında bir jandarma eri ile, rütbesini bilmediği bir asker duruyordu. Hacer sanki yıllar önce yaşadığı o anı, yeniden yaşıyor gibiydi. Gözleri yine yaşla dolmuştu. Ağlamamak için kendini ne kadar tutmak istiyorsa, göz yaşları da o kadar sel olup akıyordu. Ancak kapısındaki askerler daha hiç bir söz söylemeden, onların yüzüne bakıp;
“Biliyorum, oğlum da şehit oldu değil mi? O da babası gibi bu vatan uğruna gözünü kırpmadan canını feda etti.”
Askerler ne yapacaklarını, ne diyeceklerini bilmez bir haldeydiler. Sadece askerlerden biri;
“Başınız sağ olsun anacığım. Takdir-i ilahi. Bu cennet vatana hepimiz can kurban. Oğlunuz Allah’ın sevgili kuluymuş ki; şehitlik mertebesi ile onurlandırıldı. İnanın bana, diyecek bir söz bulamıyorum.”

Hacer son derece sakin ve metanetliydi. İçindeki bu anlamsız sıkıntının artık adını koyabiliyordu. Beyninde şimşekler çakıyor, bağrına taş basıyordu. Oysa ki kocası Mustafa’nın şehit haberini aldığında, bu kadar metanetli ve sakin olamamış, göz yaşları içinde feryat figan etmişti.
Askerler hiç bir şey söyleyemiyor, ne yapacaklarını bilmez bir halde, kapıda öylece Hacer’i izliyorlardı. Hacer ise ağıt yakar gibiydi, yüreğinde ne varsa tek tek söylüyor ve ağlıyordu. Ama nafile, giden geri gelmiyordu. Bir an askerlere bakarak;
“Benim Hakkı’m babasının oğluydu. İçimde hep bir sıkıntı vardı zaten. Demek bunun içinmiş, demek Hakkı’mın ölüm haberini alacakmışım da ondanmış. Rabbim sizin acınızı sevdiklerinize göstermesin. Bu acı hiç bir şeye benzemiyor, yürek yakıyor evladım.”

Koynundan oğlunun fotoğrafını çıkartıp uzun uzun baktı. Sonra da;
“Sen de beni yalnız bıraktın oğlum. Tek dalımdın, canımdın, umudumdun. Yaşama sevincimdin, mutluluğumdun. Şehit karısıydım, bir de şehit anası oldum. Babanın ölüm haberini aldığım gün de böyle yağmur yağıyordu, senin ölüm haberini aldığım gün de yağmur yağıyor. Bu yağmur gibi, Allah rahmetinizi bol etsin. Mezarınız nur’la dolsun, toprağınız bol olsun. Bu nasıl bir kadermiş böyle ki, baba oğul aynı kaderi yaşadınız.”


14. 07. 2006 / ANKARA



11.12.2007 Saat: 12:45

- Şairin Tüm Şiirleri | Arkadaşına Gönder | Yazdır | Sevdiklerime Ekle!|




    Sairin () diger siirleri:

  1. yalvarmadım mı?
  2. Baba İle Oğul'un Kaderi
  3. Zamansız
  4. Çok Güzel Gülüyorsun
  5. Çocuk
  6. Çocuğun Hakkı
  7. Çoban Kavalı
  8. Mısra-i Berceste (4) Cevap Ver
  9. Mısra-i Berceste (3) Bir Bakış
  10. Mısra-i Berceste (2) Bir Çıkmazdayım
  11. Bu Şehir
  12. Bolu Dağları
  13. Bizim Buralarda
  14. Bir Umuttun Yüreğimde
  15. Bir Şehrin Günlüğünden
  16. Bir Sen Varsın Gözümde
  17. Bir Ölüm Tanıdım
  18. Bir Kuş Uçursam Göklere
  19. Bir Kelepçeydi Sevdan
  20. Bir Kavgadır Sevdam
  21. Bir Gün Mutlaka
  22. Bir Şiir Ölüyor
  23. Bir Bahar Yaşıyorum
  24. Bir Kadın
  25. Beni Hatırla
  26. Ben Ozanım
  27. Ben miydim Ayrılalım Diyen
  28. Belki Gelirsin
  29. Bekleyiş
  30. Batan Güneşin Ardından
  31. Barış İstiyorum Tuna
  32. Balıkçının Ardından
  33. Bahar Tomurcuğum
  34. Babamı Öldürdüm Hiç Kan Çıkmadı
  35. Mısra-i Berceste (1) Aşk
  36. Aynalar ve Yıllar
  37. Aşkın Rengi Kırmızı
  38. Arzular
  39. Arkadaşa Serzeniş 2
  40. Arkadaşa Serzeniş 1
  41. Arkadaş
  42. Antalya'da
  43. Ankara'ya Kar Yağıyordu
  44. Anılarımda Sen
  45. Ana
  46. Ağlayan Yıldızlar
  47. Anılar Yetmez Bana
  48. Ağlamak
  49. Ağaran Saçlarım
  50. Affetmeyeceğim Seni
  51. Affet Beni Allah'ım
  52. Af Çıkmış
  53. Türkoğlu Türkleriz Biz
  54. Sevdalar
  55. Hoşçakal Can Azerbaycan
  56. Gökyurt'um Kerkük'üm
  57. Şehit Mehmetçik
  58. Filistin gözlerimde ağlıyor
  59. Yeşil gözlerinde kaybolan dünya
  60. zorla aşk olmuyor”
  61. Yaşamak
  62. zamansız
  63. Başlık Parası
  64. Ben Geldim Anne
  65. Yürekler dolusu sevgiler
  66. yürek işi
  67. yüreğimdeki çocuk
  68. Yüreğim hala seni seviyor
  69. Mısra-i Azade
  70. Yunus'a
  71. Yazmak istiyorum
  72. Yaşamak
  73. Yaşama Dair
  74. Vurgunum sevdana
  75. virane
  76. Ve yine O'na
  77. vazgeçmem Bosna’dan
  78. Üşümüş kar taneleri gönderiyorum sana
  79. Ülkemin Yol arkadaşı
  80. uzaklar
  81. Utanmaz geceler
  82. unuttuk insanlığı
  83. Boz Eşşeğin Rüyası
  84. unut beni
  85. Umutlar
  86. Mısra-i Azade 3
  87. Türkiyem
  88. Gavurdağı
  89. Türk kahvesinin tadı
  90. Tutku
  91. Mısra-i Azade
  92. şiirsel
  93. Şiir üzerine
  94. Şiir
  95. Sevgiler Günışığında
  96. Sevgi ve Aritmetik
  97. Sevgiliye Mektup 1
  98. Sevgiliye Mektup 2
  99. Sevgiliye Mektup 3
  100. Aşk
  101. Bir Ölüm Tanıdım
  102. Bir Umuttun Yüreğimde
  103. Bizim Buralarda
  104. Hüzün çiçekleri
  105. Gerçek Sevgi
  106. Emine Sevinç Öksüzoğlu'ndan Seçme Şiirler
  107. soykırım
  108. son kararını ver
  109. Sevmesini bil
  110. “Sevdam seni bırakmasın”
  111. seni son kez yaşamak
  112. sen varsın dilimde
  113. Sen ve ben
  114. Sana Dair
  115. Rüya
  116. Rumeli Ezanları
  117. özgürlük türküsü
  118. Özgürlük
  119. Bu Şehir
  120. Güneş Yüzlü Çocuklar
  121. İncir Ağacı
  122. Kambur Fatma
  123. Kıbrıs Barış Harekatından Asker Mehmet'in Öyküsü
  124. Mine'nin Mutluluk Oyunu
  125. Mor Koyun
  126. Türk Subayı İle Ermeni Kızın Aşk Öyküsü
  127. Türkiye'nin Başbakanından
  128. Yeşil Gözlerinde Kaybolan Dünya
  129. Zeliş
  130. Af Çıkmış
  131. Affetmeyeceğim Seni
  132. Ağaran Saçlarım
  133. Ağlamak
  134. Ağlayan Yıldızlar
  135. Anılar Yetmez Bana
  136. Ankara'ya Kar Yağıyordu
  137. Arkadaş
  138. Aşkın Rengi Kırmızı
  139. Babamı Öldürdüm Hiç Kan Çıkmadı
  140. Bahar Tomurcuğum
  141. Balıkçının Ardından
  142. Barış İstiyorum Tuna
  143. Mutluluk oyunu
  144. Özgürlük…
  145. Belki Gelirsin
  146. Ben miydim yrılalım Diyen
  147. Bir Kadın
  148. Bir Şiir Ölüyor
  149. Bir Kavgadır Sevdam
  150. Bir Kelepçeydi Sevdan
  151. Bir Kuş Uçursam Göklere
  152. Şehit Mehmetçik
  153. Gökyurt'um Kerkük'üm
  154. Hoşçakal Can Azerbaycan
  155. Sevdalar
  156. Türkoğlu Türkleriz Biz
  157. Çoban Kavalı
  158. Çocuk
  159. Çok Güzel Gülüyorsun
  160. Deli
  161. Düşler Sokağı
  162. Düşsel Fantaziler
  163. Düşün
  164. Düşüncelerimde Sen
  165. Elveda Şehr-i Gaziantep
  166. Erkeğim
  167. Eyy Ölüm
  168. Gel Bana
  169. Gülünce Güneşler Açan
  170. Gündönümü
  171. Gözlerin
  172. Her Şey Aynı Aslında
  173. Hoşgeldin Bebeğim
  174. İhanet
  175. İkibinlere Doğru
  176. İkiye Bölünen Gece
  177. İnsanca Yaşa
  178. İstanbul'a Veda
  179. Kolay mı?
  180. Kosova Kan Ağlıyor
  181. Kovala Sevdanı
  182. Kozmik Rüzgârların Anısı
  183. Küçüğüm
  184. Korkma yaşamaktan
  185. Nasıldır Bilir Misin?
  186. Ne Anlamı Var
  187. Ne Olur!
  188. Ne Zaman Geleceksin?
  189. Nedense
  190. Olmuyor Sensiz Bu Can
  191. On Dokuz Otuz Vapuru
  192. Otuz Yedi Şubat
  193. Ölüm Ekmek Peşinde
  194. Ölüm Sana Şiir Yazdım
  195. Ölümün Soğuk Yüzü
  196. Öyle Olmalı Ki
 
· Toplumsal şiirleri



En son eklenen Toplumsal şiiri
Hadi Bana birşeyler Söyle Çocuk


Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu siiri puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü



 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa




Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Siirdostu.Com 2000-2006 ©
Genel Yayin Editörü : Mesut Yekta
Sitedeki tüm eserlerin telif hakları sahiplerine aittir.
Anasayfa | Şiir Listesi | | Şiir ekle | Şiir MP3 |Kitaplar | Forum | Iletişim | Editörden | Hakkimizda| Reklam

Teknik altyapı ve bakım Yekta Information Technologies Book Shop


0.5 sec.