Ey koca dünya
Bir çırpıda alıverdin can damarımı
Bir çırpıda devirdin dağ gibi insanı
Hani nerde verdiğin nimetler?
Hani yaşanması gereken güzellikler?
Hani bu dünya yaşanmak içindi?
Ne zaman bitecek bu silah yarışı?
Ey koca dünya
Barışı öldürdün
Sevgiyi öldürdün
Bir Türk askerini öldürdün
Dahası
Bu vatanın Mehmet’ini öldürdün
Aldın o dağ gibi insanı
Bir anayı evlatsız
Bir babayı ocaksız bıraktın
Hani sen hep derdin
“Bu dünya yaşamak için kardeşim”
Yaşatmıyorlar insanı
Yaşatmıyorlar güzellikleri
Sevgileri saygıları
Koparıyorlar tüm bağları
Ve kısacası
Kuruyorlar barikatları
Kafa tutuyorum bu dünyaya
Bir ödül için bu ülkeyi satanlara
Satıp ta bu cennet vatanın bağrında yaşayanlara
Kurşun sıkanlara, kurşun sıktıranlara
Sermayesine kan akıtanlara
07. 10. 2007 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GÖKYURT’UM KERKÜK’ÜM
Küçük bir çocuğun gözlerinde
Kanla yazılmış bir şiirdir bu
Kirpiklerinde sarhoş gözyaşları ve sen korkuyorsun
Hayatın acımasız kapısından bir yudum barut içiyorsun
Bilir misin küçüğüm
Bu şiiri binlerce yıl önce kan kokulu eller yazdı
Tarihin yanılmaz vicdanında
Kardeş kardeşi öldürmezdi oysaki
Kavganın sebebini unutmadık biz
Unutmadık kelimelerde öldürülen sevgileri
Kan kokulu ellerin yazdırdığı bu şiiri
Düşler sürgünüydü aslında hepsi
Vücudunda sigara söndürülen
Tüm kemikleri kırılıp, kafa derileri yüzülen
Sonrasında ağaçtan kazıklarla öldürülen
Kırık bir şiirin kahramanları kaldı gözlerimde
Avucumda minik bir menekşe büyüyor sessiz sedasız
Bir zamanlar çocuktuk, barıştık, mutluluktuk biz
Yorulmaz savaşçılardık büyük adamlar gibi
Bu şiiri kanla yazdıranlar utansın şimdi
Geleceği silahların gölgesinde saklı kalmış çocuklar
Şehitler, kadınlar, kardeşler ve analar
Sizin dünyanızda yer almasın zamansız ağlayışlar
Ve bu ağlayışları utansın yeni fark edenler
Gözyaşlarımı hapsediyorum Gök yurt’um Kerkük’üme
Sessizce yol alıyorum küçük bir çocuğun bedenine
Bayraklar kaldırıyorum barış adına, dostluk adına
Gök yurt’um Kerkük’üme selam olsun benden yana
06.11.2007 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
HOŞÇA KAL CAN AZERBAYCAN
Bir sevda masalıydın yüreğimin en dipsiz köşesinde
Bir güz mevsimiydin yüzümün gölgesinde
Sahipsiz ve zamansız düşlerin durağıydın gönlümde
Can canımsın Azerbaycan’ımsın bedenimde
Umudun acımasız gecesinde ay gömülüyor sarıya
Ne de güzel yazılır şiirler Şairler diyarında
Kardeş ülkem özgürlüğüm sevdiğim vatanımsın
Sözün özü güneşimsin can canımsın Azerbaycan
Buğulu camlarda gözyaşlarımı siliyorken
Gözümdeki hüzün sana olan özlemimden
Anlamsızlıklar içinde düşlerim kaybolurken
Yarım kalmış şiirimsin can canımsın Azerbaycan
Kim bilir kaç yürekte kaç sevda da yer aldın
Kim bilir kaç fersah ötelerde özlenen yaşamlardın
Şimdi soğuk ellerim ya üşüyorum ya ölüyorum
Ki bakıyor yüzüm toprağa hoşça kal can Azerbaycan
06.11.2007 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
SEVDALAR
Sevdalar engin denizler kadar yücedir memleketimde
Sevdalar bir şiir bir şarkı kadar değerlidir yüreğimde
Sevdalar bir memleket havası kadar yanık söylenir bizim oralarda
Sevdalar vatanımdır
yârimdir
kutsal bayrağım
dinim ve namusumdur
06.11.2007 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
TÜRKOĞLU TÜRKLERİZ BİZ
Hain bir sessizlik var ülkemin üstünde
Issızlığında yol alıyor umutsuz yarınlar
Taştan bir duvar örülmüş sanki düşlere
O düşler ki yok olmuş sessiz gecelerde
Emanet yürekte saklanır ülkemin değerleri
Ben Türk genciyim, iyi bilirim Gençliğe Hitabeyi
İndiremez hiç kimse göklerden bayrağımı
Türkoğlu Türk’üz biz vermeyiz bu vatanı
İstiklal Marşı’nın her satırı bizim kanımız
Bu vatanın askerleri bizim evlatlarımız
Şehit kanıyla sulanmıştır her karış toprağımız
Öyle yiğitleriz ki, göz dikenin gözünü oyarız
Saygıda kusur etmem şanlı bayrağıma ve sancağıma
İstiklal Marşı okunurken beklerim “hazır ol” da
Türk ordusu bu vatanın en sağlam kalesidir
Türkoğlu Türk’leriz biz gururumuzdur askerimiz
Bu vatan yavrularımıza tek emanetimiz
Atatürk’ün yolunda giden yılmaz bekçileriz
Biz canız, kanız, her şeyden önce vatanız
Bu vatanı satanların karşısındayız
Gözümüz karadır bizim yediden yetmişe dek
Müslüman’ız elhamdülillah, inancımız tektir tek
Bu vatan için gerekirse bütün kuşak
Ölür ve de öldürürüz vermeyiz zerre toprak
Vatanıma göz dikenler çeksin gözünü şimdi
Dadaloğlu, Pir Sultan, Yunus Emre ile biz
Her iki cihanda da karşı konulmaz askerleriz
Bu vatanı koruyan Türkoğlu Türk’leriz biz
09.11.2007 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AF ÇIKMIŞ
(Kader mahkûmlarına)
Af çıkmış
Bayram günüdür senin için
Kavuşuyorsun özgürlüğüne
Bir kuş kadar özgür
Ve ürkeksin
Kır özgürlüğün zincirlerini
Çünkü
Karanlıktan çıkıp
Aydınlığa giriyorsun
Sevişme vaktidir şimdi
Tutuklu değilsin
Özgürsün artık
Yollar kesilmiş
Kapılar tutulmuş
Kimin umurunda
Af çıkmış
Bayram günüdür senin için
Bu bayram senin bayramın
Çünkü
Kavuşuyorsun özgürlüğüne
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AFFET BENİ ALLAH’IM
Belki bu hastalık yolculuğa bir çağrı
Belki de sonsuzluğa açılan tek kapı
Artık göremeyeceğim ne kışı ne de yazı
Sen büyüksün affet beni Allah’ım
Canımı almak isteyen Azrail melek bile
Başucumda bekliyor nedense geldi dile
Ne olur zaman tanı göreyim sevdiğimi yine
Günahlarımı bağışla affet beni Allah’ım
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AFFETMEYECEĞİM SENİ
Çaresiz bir kuştum uçarken vurdun beni
Anlamadın sen kırdın kanadımı kolumu
Yolumdan alıkoydun yıktın tüm umudumu
“Adını kalbime yazdım” desende
Affetmeyeceğim seni
Acı bir tebessüm kapladı ruhumu
Eğer seviyorsan kırma şu gururumu
Ne olur kapatma bu umutsuz yolumu
Affetmeyeceğim seni
Gerçekler hep yalan oldu
Yılların yorgunluğu var üzerimde
Ne olur sizde gelmeyin üstüme
Elbet bir gün diz çökersin önümde
Affetmeyeceğim seni
“Hasretinden öldüm desende”
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AĞARAN SAÇLARIM
Bu kadar erken mi yağacaktı?
Bu kadar erken mi ağaracaktı?
Yoo
Henüz çok erken
Ne olur dur
Yağma saçlarıma
Daha vakit varken
Biledim kalbimi sevdaya
Sevdadan da almadım ki hevesimi
Emellerim arzularım
Hiç biri gerçekleşmedi daha
Bu kadar çabuk mu yağacaktı?
Bu kadar çabuk mu ağaracaktı saçlarım?
Sevdalıma ulaşmadan kır dolacaksa
Varsın ağarsın bu siyah saçlar
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AĞLAMAK
Ağlamak güzeldir
Bazen hıçkırarak bazen gülerek
Ağlamak güzeldir
Bazen bir sevgili için
Bazen bir çiçek için
Bazen ağlar insan
Aradığını bulamadığı için
Hani ağlarken
Mutlu olur ya insan
Hani ağlarken
Hıçkırıklara boğulur ya insan
Hani bazen
Çisil çisil yağan yağmur gibi
Gözyaşlarına boğulur ya insan
İşte ben de öylesine
“Ağlamak istiyorum”
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AĞLAYAN YILDIZLAR
Sevilerin özgün sesiyle hışırdayan yapraklarda
Yıldızlarla yakamozları gördüm sevişirken
Yüreğimin en düşsüz yerinde
Öyle apansız kalakaldım
Bir bıçaklık rüzgâr soktum yüreğime
Sonra iyileşeceğimi söyleyip
Kendimi telkin ettim mektuplarınla
Bu gece sevdan esti delibaşımda
Bu gece yıldızlarla ağladım haykırarak
Ve bu gece bir bulutun gözyaşlarıyla
Taradım saçlarımı sonsuz yarınlara
Yıldızlar beni yadırgamadı
Yadırgamadı beni yakamozlar
Geceler bana sırdaş oldu
Sırdaş oldu karanlıklar
O gece
O gece hep ağladı yıldızlar
Cam kırıklarının üstünde sevişmekten bıktım
Acıyı unutayım derken
Şimdi kendi kanımı içiyorum
Ey kar tanesi bakışlım
Ey sevda yağmuru gözlüm
Bıçak dolu yüreğimle
Sana geliyorum bu gece
Biliyorum
Sana geldiğim an
Gelincikler salınacak rüyalarımızda
Rüyalar ağlatmayacak artık
Ağlatmayacak kahrolası sensizlik
Gülümseyecektir sana koynumdaki korkular
Ansızın bir deli kor yanacak bağrımızda
Ve alıp götürecek bizi ağlayan yıldızlara
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ANA
(Annem Fatma Öksüzoğlu’na
ve tüm Annelere)
Hep didinip durursun uğrumuza
Erken saatlerde başlar mesain
Geç saatlere kadar hala çalışırsın
Oysa ki yiyeceğin
Yine bir dilim kuru ekmek
Hiç unutur muyum uzun örgülü saçlarını
Hiç unutur muyum o kara gözlerini
Kulağımda hala söylediğin ninni
Hakkını ödemek kolay mı Anam
Bilirim yılda bir gün yetmez seni anmaya
Keşke her gün bir armağan olsa Ana’ya
Neler vermezdim hep yanında kalmaya
Çünkü sen
Anasın ANA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ANILAR YETMEZ BANA
Batan güneşin ardından yenisi doğar umutla
İltifat değil gerçek sözüm benzemez kimse sana
Yaşanmamış aşkımla gönlümü verdim unutma
Sensiz yaşayamam ben zira anılar yetmez bana
Duacıyım Allah’ıma gül yüzün solmasın diye
Dillerde dolaşan adın demek değilmiş nafile
Ne olur güzelim sen de beni sevdiğini söyle
Sensiz yaşayamam ben zira anılar yetmez bana
Yine yağmur yağıyor işte hatırladım maziyi
Gözlerimden gidiverdin sonra kayan yıldız gibi
Çılgınlıklarımı hissetmek de bir kördüğüm sanki
Sensiz yaşayamam ben zira anılar yetmez bana
1996 / GAZİANTEP
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ANILARIMDA SEN
Gözlerim uzaklara dalarda
O gamsızı hep hep ararda
Sen beni unutmuş olsan da
Yaşayacağım seni anılarımla
Özlüyorum sahilde gezdiğimiz günleri
Martıların uçuşunu seyretmeyi
Papatya falına baktığımız dünleri
Özlüyorum hepsi bir anı oldu şimdi
Güzellikler hep giz taşıyor
Anılar beni ağlatıyor
Sen o sen değilsin artık
Sana olan hasretim gün geçtikçe artıyor
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ANKARA’YA KAR YAĞIYORDU…..
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben üşüyordum
Kara kışlara yakalanmışken yüreğim
Unutmuşum baharın o güzelim tadını
Umutlara darılmışım sessiz sedasız
Umut etmeyi de unutmuşum aslında
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben yalnızdım
Yalnızlıkları arkadaş bilmişim
Karanlıkları aydınlık seçmişim kendime
Aldanmışlığı çok gerilerde bırakıp
Boşlukta bütünleşmişim yalnızlık denen vuslatla
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben sensizdim
Sevdalı limanlarda kendimden vazgeçmişken ey sevgili
Girmeyecektin dünyama
Yalancı rüyalar sunmayacaktın ürkek uykularıma
İmkânsızlığı zehir gibi akıtmayacaktın ruhuma
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben çaresizdim
Günlerin gecelerin tadı yok sensiz
Çaresizliğin bilinciyle kapatmışım ruhumu her şeye herkese
Beni sorma artık;
Suyu tükenmiş limanların denizlerine yürüyüp duruyorum hala
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben yürüyordum
Her esintide soluğunu hissedip seni içime çekerken
Bilesin ki yokluğunla ruhum sızlıyor sevdiğim
Benden uzaktasın oysaki bir ömür kadar
Bir ömür…
yalnızlık…
sen ve ben…
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben susuyordum
Sevdalara sığmasa da sesim haykıramazdım
Açmayacaktın gönül pencerelerini sonuna dek
Gözlerini sürmeyecektin gözlerime
Sevdanın o en çıkmaz yollarına salmayacaktın düşlerimi
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben ağlıyordum
Hayatımın sesi kısılmış
Yaşlanmış dudaklarımdaki kelimeler
Kimse aramıyor kimse anlamıyor beni
Sadece kırık bir tebessümdür anımsadığım
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben kavgalıydım
Döndürmeyecektin yolundan duygularımı
Kıpırdatmayacaktın yüreğimin yalnız kuşlarını
Canımı sıkıyor bir ömür tükettiğim hayat kavgası
Meğer seni severken sevmişim ben bu hayatı
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben karanlıktım
Yıllarca acılara kucak açıp direnmişim yaşama
Şarap misali sensizliği de içmişim bir yudumda
Yeni gelen günle aydınlatmayacaktın sabahlarımı
Yarım bırakmayacaktın acısına vurulduğum bu aşkı
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben hüzünlüydüm
Hüzün gözlerimden gitmeyen misafirdir artık
Soğuk karanlık gecelerde kayıp çocuk resimleridir hüzün
Bilir misin gittiğinden beri kayıp içimdeki çocuk
Ve bilir misin bu kayıp çocuk seni çok özler
Ankara’ya kar yağıyordu ve sen yoktun
Özlem tek yönlü bir yol işte gidipte dönmeyen
Ve sen bir yel gibi esip gittin hayatımdan
Yolun tam ortasında bırakmayacaktın beni sevdiğim
Ben yelkenleri kırık tekneler gibi bakakaldım ardından
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben seni özlüyordum
Yorgun karlar üzerinde seni ne zaman hatırlasam
Bir hüzün şarkısı kırılır kalbimde
Ve adın bir sevda türküsüydü yüreğimde
Suskun yüreğimin sessiz türküsüydün içimde
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben yüreğimi arıyordum
Seninle dört mevsim baharı yaşadım gözlerinde
Dört mevsim çiçekler açtın kalbimde
Üzerine çiğ taneleri düşmüş kırmızı güldün benim için
Seni tüm renklerde sevip özlemiştim oysaki
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben şiir yazıyordum
Her renkte sevdiğim sevgi çiçeğimdin benim
Senin için en nezih kelimelerden şiirler yazdım
Tarif edemedim diye gönlümün diliyle seni
Hepsini yırtıp attım…….
Ankara’ya kar yağıyordu ve ben üşüyordum
Her zerresi buz gibi yüreğime düşüyordu
Benim de düşlerim yağıyordu Ankara’ya
Kimsesizliğin verdiği bir çaresizlikle
Yüreğim Ankara’da donarak ölüyordu
11. 03. 2007 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ANTALYA’DA
Kimisi şafakla işine başlar
Kimisi aşkla zamanı taşlar
Kiminin günü geçse de telaşla
Bir başkadır hayat Antalya’da
Konya altı’ndan limana yürümek
Gün batarken sahilde gezmek
Motorla denizi feth etmek
Bir başkadır Antalya’da eğlenmek
Kemer’de Yörük çadırını gezmek
Sultan Sarayı’na gidip gözleme yemek
Buz gibi ayranıyla günü gün etmek
Bir başkadır Antalya’yı sevmek
Vuruyorken denizin mavi suları kıyıya
Seni getirsin diye yalvardım rüzgârlara
Dalıp dalıp düşlere seni andım sahilde
Bir de sen olsan şimdi Antalya’da
Akşam vakti Işıklar’ı dolaşmak
Stephan’a gidip programı seyretmek
Yavaş yavaş birayı yudumlamak
Bir başkadır Antalya’da yaşamak
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ARKADAŞ
Hey arkadaş
Bak artık çevrene
Dünya güzelliklerle dolu
Çirkinliklerin yanında
Güzellikleri görebiliyorsan
Ne mutlu sana
Ne mutlu insan olana
Diyorum ki
İnsanlar kardeş olsun
Savaşlar bir son bulsun
Dünya gülücüklerle dolsun
En güzel olanı da
Bu değil mi Arkadaş
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ARKADAŞA SERZENİŞ (1)
Güzel duygulu arkadaşım
Bu günün kâbus kokan
Hayal duygularıyla sesleniyorum sana
Biliyor musun?
Bu gün ne kadar yük doluyum
Anlatmak anlamaktan daha da zor
Bir çizgidir
Teğet geçer insan yaşamından
Bazen
Mızrak olur saplanır insan yüreğine
Bağrı yanık kalır bazen de
Tükenirsin
Soluk almak ne kelime
İstesen de yutkunamazsın
Ve hıçkırık başlar
Dökülür yaşlar mendil üstüne
Yaşam belki de bir tiyatro’dur
Alırsın rolünü
Başlarsın oynamaya
Ve sürer gider bu oyun sahne üstünde
Lakin seyirci anlamaz bu oyunu
Sadece onlar görünür
Ve belki de
Alkış tutar anlamışçasına
Sonra perde kapanır
Bak arkadaş
Dedim ya
Bir kâbustur bu
Ne üzülmeni isterim
Ne de üzmemi
Belki de Allah’ın lütfudur bu
Ama tutunamazsın
Yüreğindeki sevgi yetmez
İşte o zaman
Kendini yenik hissedersin yaşama
Kısacası yaşamdır bu
Acımasız ve kahpece
Ve bütün her şeye rağmen
Sevgiyi içime gömerek yaşamak
Varlığını bilmek
Mutluluk veriyor bana
Yani yetinmek
Korkmak niye ki?
Uzun yolun ortasında
Sevdamla baş başa kalmak ta istemem
Böylesi bir yükün altında
İnsanca yaşamak
Ne zordur bilir misin?
Tüm insanlara yardım etmek
Hayal gücüm olsa gerek
Ama ben
Dünya insanlarını sevecek
Ve yardım elimi uzatacak kadar
Yürekliyim
Sevgi doluyum
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ARKADAŞA SERZENİŞ (2)
Yaşam
Göründüğü gibi tozpembe değildir
Ne çileler çekeceksin
Hayat denen bu pervasız yolda
Gençliğin sana da kalmayacak
Yar olmayacak bu güzelliğin sana da
Yarına bile garantin yokken
Cehaletin kurduğu boş kalelerde
Binlerce dipsiz boşluklar
Yasaklar
Ve daha nice
baba yadigârı sorunların olacak
İşte o gün
Gel bir defa mezarımın başına
Ve bana
“Bitirmişsin beni, çalmışsın”
Diye haykır
Eğer bunu becerebilirsen
İyi yoldasın demektir arkadaş
Yaşadığım
Ve koyduğum yasakların listesini yapma
Yapmaya kalkışırsan
Bir ömür verirsin zannederim
Benim doğrularımı
Ve gerçeklerimi pek deşme
Zira
Neyimin doğru
Nelerimin gerçek olduğunu
Bazen bilemeden bulamadan yaşadım
Zaten ben
Yaşadım mı oyalandım mı?
Durdum mu yürüdüm mü?
Gezdim mi gezdirildim mi?
Düşündüm mü düşünüldüm mü?
Hep karıştırdım işte öylece
Neyim?
Neredeyim?
Apaçık görüp seçemedim
Doğulu muyum?
Batılı mıyım?
Yoksa her ikisi miyim?
Veya hiç biri miyim bilemedim
İşte
Sen benim bu zavallılıklarıma bakıp
Görüp fark ettiğin gariplikler karşısında
Güler misin ağlar mısın?
Bilemiyorum arkadaş
Devraldığın varlar içinde
Utanılmayacak bir geçmiş
Yaşanabilir bir vatan
Ve altında başın dik olarak
Gezebileceğin bir bayrak vardı
Geçmişi unuttum
Vatanı kuruttum
Bayrağı bile tutmaz oldum çoğu kez
Okula gitmeyi işkence
Kitap okumayı zulüm haline getiren
Tarihi lüzumsuz
İlmi gereksiz
Düşünmeyi suç sayacak kadar
Beğenilmez eğitim sistemleri içinden
Tek başına geçip geliyorsun arkadaş
Varlar listemde neler bulmayacaksın ki
Kazanmadan harcamak
Üretmeden tüketmek
Öğrenmeden söylemek
Görmeden bakmak
Duymadan dinlemek
Düşünmeden çoğalmak
Zamanı katleden oyuncaklarla
Çocuklar gibi mutlu yaşamak
Kültürü değil
Kültürsüzlüğü bile
öğrenme lüzumu duymamak
Sevgili arkadaş
İşte böyle yaşamış bir dostun
Mirasını devralıyorsun
Sen onu geç git
İlim ve tarihle buluş
Onlarla kuracağın tanışıklık
Yolunu açacak
Seni insan kimliğinle yaşatacaktır
Beni bir garip olarak hatırla
Yüreğimde ise
Seni sevdiğimi söyleyememenin
Bir burukluğunu yaşıyorum
İnanıyorum ki arkadaş
Sen benden daha iyi yaşayacaksın
1994 / GAZİANTEP
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ARZULAR
Tatlı bir tebessüm istedim dudaklarından
Duygulu bir bakış istedim gözlerinden
Her defasında çiçeğin yedi renginden
Bir tanesini istedim senden
Kimler geldi geçti ağaçlarımdan
Herkes kopardı tek tek yapraklarımdan
Söyle neden kaçıyorsun benden?
Kim bilir neler düşünüyorsun içinden
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AŞKIN RENGİ KIRMIZI
Gelincikler karanfiller büyütülür sevgilerde
Coşar gönüller kırmızıya doğru
Ve başlar sonu gelmeyen bekleyişler
Denizlerin yorgun derinliğinde
Yürekler aşkın saf halini anlatır
Beklenir dokunmalar
Günün rengi kırmızı
Umutlar akşamı doğurur
Ümitsizliğin adı yok “Sevgi” de
Gecenin rengi kırmızı
Rüyalar hep aynıdır
Ve son bulur dokunuşlar
İhanetler yaşatır aşkı
Aşkın rengi kırmızı
1998 / GAZİANTEP
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
AYNALAR VE YILLAR
Yıllar…
nice gizemi taşır benliğinde
Bir bakmışsın gülücükler saçan bebeksin
Düşe kalka büyürsün umut yollarında
Evcilikler oynayan çocuk olmuşsun
Gözlerinde bir ışık
bir coşku
bir sevinç
Yarınlara umut besleyen bir gençsin artık
Düşler…
hayal kırıklığı…
ve sonu gelmeyen arzular
Peşi sıra kovalar birbirini
Sonra da evlilik çağı derken
Çoluk çocuk sahibi olmuşsun
farkına bile varmadan
Yıllar…
ne de çabuk geçtiniz umarsız yıllar
Daha dün gibiydi oysaki çocukluğum
Özlemiyle kaldığım gençliğim
Ne çabuk terk ettiniz beni
Siz de aynalar gibi yalancı çıktınız yıllar
İşte yaşım yetmiş
Elimde baston gözümde gözlük
Bu kadar çabuk mu gelecektin ömrümün son baharı?
Bu kadar çabuk mu geçecekti yaşam denen rüzgâr?
Yıllar…
yalancı yıllar
Aynalar gibi gamsız kedersiz yıllar
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
MISRA-İ BERCESTE (1)
AŞK
Aşk bir soğana benzer
Bazen seni ağlatır
Aşk bir ağaca benzer
Büyür büyür büyür
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
Yaşadığım bir anıdan yola çıkarak yazdığım,
Masal gibi bir şiir.
BABAMI ÖLDÜRDÜM HİÇ KAN ÇIKMADI
Çocuksu masum hayaller yok benim düşlerimde
Gözlerim ağlıyor geçmişi düşündükçe
Çile defterim daha dolmamış yaş geçse de
Hatırladıkça kan kusuyor dudaklarım
Yüzü gülmeyen annemin hikâyesinde
Bir burukluk var bu hikâyemde
Bir gönül kırgınlığı
Bir aldatılmışlığın hikâyesi var bu şiirimde
Annemin gerçek yaşam öyküsü
Hiç gülmeyen yüzü var bu şiirde
Herkesin bir öyküsü vardır
Herkesin ve her şeyin bir öyküsü
Geçmişimin öyküsünü fısıldamak istiyorum sizlere
Geçmişten bu günüme uzanan
Bir yükselip bir alçalan uğultular var kulağımda
Gökyüzündeki yıldızları saysam tek tek
Eş değer midir acaba babamın ihanet sayısına?
Ya da denk gelir mi, annemin aldatılmışlığına?
Galiba en iyisi
Gecenin karanlık yüzüyle örtmek bu iğrençliği
Bu romantik bir zaman öyküsü değil
Benim sessiz hayatım gibi kalmamalı bu şiir
Sessiz sevdalar gibi için için ağlamamalı bu yürek
Bilirim
Sessiz sevdalar satır aralarında şiirlerde güzeldir
Ey şahidim olan yağmurlar gece ve yıldızlar
Bir siz bilirsiniz içimdeki yangını
Bir siz anlarsınız yüreğimdeki sancıyı
Ve bir tek siz şahitsiniz onu nasıl öldürdüğüme
Ve pişman değilim asla onu mezara gömdüğüme
Anılarımdan kaçmak istedim
Kendimi bulmak adına kaçmak istedim
Güneşe gölge yapan insanlardan kaçmak istedim
Çünkü umutsuzdum
Çünkü mutsuzdum
Yani yaşamak adına öldürmek lazımsa
Ya da kirletilmiş anılardan kurtulmak gerekiyorsa
Güçlünün güçsüzü ezdiği bu zamanda
Öyle başın eğik gezmeyeceksin!
Ardına bakmadan çekip gitmeyeceksin!
Karartılmış mevsimler yaşadım ben
Şarkılarda unutulmuş, bir masalın kahramanı oldum
Bir masal belki
belki de
Yaşanılmış bir hayatın hikâyesi
Ne kolay değil mi “hikâye” deyip geçmek
Oysa öyle zordu ki çocuk yüreğimle onları yaşamak
İçimdeki hatıralar bir film gibi canlanıyor gözümde
İhanetin kokusu hiç gitmedi büyüdü içimde
Bir karanlık çöktü geceme gündüzüme
Geleceğim geçmişime takılıyor
Geçmişimin bir ucu bu günümü bağlıyor
Ya yarınlar
Yarınlar kaçarak yaşanmaz ki
Sığınmalı bir limana ve hep orada kalmalı
Çile çemberinden geçip geldim bu zamana
Öyle utanarak değil dimdik gururla sarıldım yaşama
Ve öyle sessiz sedasız değil bağıra bağıra söyledim türküleri
Beş kardeşin ve annemin acısını çıkartmak için senden
Zaman denen vuslatın acısını iple çektim
Yağmur yağıyordu bir mart akşamında
Ve kapıda yarım bıraktığım göz yaşlarım
Dinmek bilmiyordu yağmura inat
Öylesine büyüdün içimde
Ve öylesine büyüdü öfkem nefretimle
Bunlar çocukça öyküler belki ama
İhanetler derin izler bıraktı yüreğimde
Salınarak gelip geçti uzun seneler
Bir ben daha yok geride
Bir annem daha yok yüreğimde
Şarkıların ritminde ne keyiflidir acıları karşılamak
Ne keyiflidir her şeyden uzak yaşayabilmek
Ya yalnızlık
O şarkılar olmadan nasıl çekilir?
Nasıl çekilir yaşamın kirletilmiş yanları
Ölüme bir bile kalmadı baba
Vereceksin hesabını yalansız baki dünyada
Ah bir anlatabilsem sana olan öfkemi
Bir anlatabilsem sana olan nefretimi
Ve algılayabilsen bize neler ettiğini
Dinlediğim şarkıların ıntroları hala kulağımda ninni
Kelimelerden duvarlar ördüm kendime gizli gizli
Unut artık begonyaları menekşeleri
Seni öldürdüğüm gün bitecek bu tecelli
Sinsi sinsi üzerime geliyor yüzünün gölgesi
Ah bu karanlıklar ah bu gece yalnızlıkları
Artık boğuyor beni bu karanlığın vahameti
Nice umutsuzluklar yaşandı nice mutsuzluklar
Ardı ardına asılmış düşler gördüm
Bir pamuk ipliğine bağlı yarım yamalı düşler
Morartılmış düşler kurdum seni öldürürken
Seni öldürürken adına şiirler yazdım
Hicaz makamında gülücükler çoğalttım yüzümde
Burçak burçak avuçladım babama olan öfkemi
Sineme çekmedim yağmur damlası ihanetini
Varlığında sensiz kaldığım yılların hesabı var ellerimde
Bu gün için biriktirdiğim acılarım var yüreğimde
Öyle zor ki sana dünün hesabını sormak
Öyle anlamsız ki artık olanı biteni yargılamak
Ve içimdeki nefreti yüzüne haykırmak
Ben senin bildiğin yüreklerden ayrı bir yüreğim
Ben sadece
Düşlerimle geçmişimle mücadele edebilirim
Kaçmak yok diyor yüreğim
Kaçmak yok
Cesedinin başında ağlamayacağım asla
Asla gelmeyeceğim mezarına
“Bunu çoktan hak ettin”
diye yazdıracağım mezar taşına
Bir tek dua’ya hasret kalacaksın toprak altında
Acı yıllar bir bir depreşti yüreğimde
Yıllar ne de derin izler bıraktılar
Şimdi zamana asılmış bir umudun peşindeyim
Ellerimle örmediğim bir kaderin pençesindeyim
Çıngıraklı yılan misali iz sürmekteyim
Aynalar ahh aynalar
Yüzümün yarısını silen aynalar
Diğer yarısına gülüp geçen aynalar
Bakamaz oldum size
Bakamaz oldum ihanetin yansıdığı yüzüme
Kapkara bir “dün” var arkamda
Sararmış bir “ bu gün” yaşıyorum umutsuzca
Bembeyaz bir “ yarın” istiyorum aslında
Masmavi gökyüzüne ulaşsa da haykırışlarım
Kırmızı düşler kuruyorum mutluluk adına
Dedim ya
Bu romantik bir zaman öyküsü değil
Bu yaşanmışlığın gerçek hikâyesi
Sahnedeki son perde
İhanetin ta kendisi
İtiraf ediyorum anne
Onu ben öldürdüm
Babamı ben öldürdüm anne
Elveda bir adam ve elveda memleketim
Elveda geçmişim
Düşlerimde yüreğimde öldürdüm babamı
Bu günümüzü karartan adamı öldürdüm anne
Fakat nasıl öldürdüm
Neyle öldürdüm bilmiyorum
Ancak
“Babamı öldürdüm hiç kan çıkmadı” anne
24.03.2006 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BAHAR TOMURCUĞUM
Gün alır gider başını yıllara inat
Sevdadır bahar mevsiminde gelip geçen
Mutluluktur adın damarlarda çağlayan
Deli rüzgâr gibi es bahar tomurcuğum
Gönül kapımı öyle bir anda çaldın ki
Sevda mevsiminde prangalar taktırdın
Hüzün dolu anlarda mutluluğum oldun
Deli rüzgâr gibi es bahar tomurcuğum
Sana sevgilerden bir demet sundum gülüm
İster kabul et sevdamı ister çöpe at
Tarumar olan gönlümde yaşa yeter ki
Deli rüzgâr gibi es bahar tomurcuğum
Bu şiirle sesleniyorum canım sana
Ve hep o şarkılarda anacağım seni
Sevgiler gün ışığında iken bir tanem
Deli rüzgâr gibi es bahar tomurcuğum
1997 / GAZİANTEP
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BALIKÇININ ARDINDAN
Bir zamanlar
Misina ve olta taşırdın çantanda
Şimdi ne oldu haa usta?
Konuşsana!
konuşamazsın değil mi?
Biliyordum böyle olacağını
Biliyordum apansız gideceğini
Görüyorum da sararmış otlar
Kurumuş dağ çiçekleri yoldaş olmuş sana
Ölüm bile alamamış güzelliğini
Oysaki en sevdiğin gülleri getirmiştim
Bir de hasret kokan yüreğimi
Oysaki yoksun
Oysaki uzaklardasın
Oysaki ne çok şey anlatacaktım sana
Balık ekmek sattığın tekneni
Işığı yanmayan
bacası tütmeyen evini
Öksüz kalan Karadeniz’i
Boynu bükük mahallelini
Yetim kalan yüreğimi anlatacaktım sana
Söylesene haa usta
Bir daha dönmeyecek misin?
Hatırlıyorum da
Hep balık tutma yarışına girerdik seninle
Hep de kaybeden ben olurdum
Sonra da;
asil bir davranışla
Karadeniz’e rakı içerdik
Bir kız sevmiştin ölürcesine
Efkârlı günlerinde onu anlatırdın bana
Hayal kurardın uzaklara dalarak
Nemli gözlerle ekmek tekneni gösterirdin
“Düğünümüz bu tekne de olacaktı derdin”
Söylesene usta
Şimdi onunlasın
bari mutlu musun?
Kendini kahredip
Yüreğine zincir vurmuştun o ölünce
Ben ne yapayım şimdi
söylesene haa usta?
söylesene?
1998 / GAZİANTEP
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BARIŞ İSTİYORUM TUNA
(Tuna Nehri’ne)
Sana sevda türküleri gönderdim Tuna
Adına yazdım şiirlerimi
Panjur aralıklarında hasret rüzgârlarını soludum
Yüreğimde kurşunlar sıkılır oldu
Ağıtlar yakılır oldu yüreğimde
Bir bir yıkılır oldu beyaz düşlerim
Kan olur beyaz kâğıdım
Kırılır yazan kalemim
Yalnızlığı çizerim yüreğimin taa orta yerine
Ve bir şafak vakti
Beynime prangalar vurulur Tuna
Başkaldıramaz düşüncelerim
Haykırışlarım son bulur çaresizce
Olmayacak dua düştü dudaklarıma
Allah’a yalvarır oldum senin için her dua da
Hala kulaklarımda çınlıyor
“Tuna nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor.”
Yine ağlamak belası girdi gözlerime
Yine kurşuna dizilen analar, babalar
Öldürülen bebeler geldi aklıma
Soluğum kesiliyor ansızın
Yüreğimde bir direniş
Hüküm giyiyor gülümseyişlerim
Hasret sancısı çekiyorken düşüncelerim
Aydınlığın arkasına gizlenen karanlıkla boğuşuyorum
Kâğıda adını yazıyorum Tuna
Şiirler yazıyorum sana dair
Sana söylüyorum tüm türküleri
Ağıtlar yakıyorum adına
Bağırıyorum ismini
“Tuna Tuna Tuna”
Aysız gecelerde gözyaşlarımızla süslüyoruz hasreti
Ne zor değil mi sürgün tadında memleketten ayrı kalmak?
Ölümü soluyorum her gece
Alışılmamış yalnızlıklar kaplıyor dört bir yanımı
Uçuk özlemlerden geçip geliyorum sana
Diyelim ki hiç ağlamadık çaresizliğimize
Diyelim ki hiç kuş uçurmadık sevdasız diyarlara
Ve geride kalan mutluluklar senden yana Tuna
senden yana
Geride kaldı sokakta oynayan çocuklar
Gülen yüzler analar, babalar
Yıkıldı evler okullar
Bombalandı yağmalandı her yer
Oysaki hepimiz insan değil miyiz?
Aynı havayı soluyan kardeşler değil miyiz?
Hasret kaldım ısmarladığım sevgiye
Yaşayamadığım çocukluğumun
Asılan umutlarına gizledim bu savaşı
Ve yaşamak hevesim senden yana Tuna
senden yana
Gözlerime acımasız zincirler indiriyorum artık
Gülümseyişlerden arta kalan maskeler takıyorum yüzüme
Bir rüzgâr esiyor ürperiyorum
Terleyen avuçlarımdan sen damlıyorsun
Geride kalan mutluluklarım damlıyor
Bir an da sevdam oluyorsun
Hasretim oluyorsun
Soluduğum hava oluyorsun
Orantısız yalnızlığımı sen dolduruyorsun Tuna
Ardı ardına şiirler yazdım sana dair
Barışa uzandım özgürlüğü tutarak
Yalnızlığı yoklayan çaresizliği kucaklayan ellerimizle
Barış güvercini uçurduk yarınlara
Ve yarınlardaki mutlu günlere Tuna
mutlu günlere
Şimdi sevmişliğimin kıyısına tutunan acılarım
Sinsice koparıyor içimdeki seni benden
Çaresizce bir ızdırap kasırgasına hazırlanırım
Bilinmez bir türkü söylenir oldu dillerde
Umudun ninnilerinde benim türküm söylenecek
Ana baba bacı gardaş
Güvercin kanadında bir pankart açtı
“Sevgi istiyorum Tuna
barış istiyorum”
PRİZREN / 1999
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BATAN GÜNEŞİN ARDINDAN
(Zeki Müren’e)
Eylüldü
Çekip gitti
Sahne de ödülünü alırken hem de
Milyonlarca seveni mateme büründü
Doğduğu Bursa da
Babasının yanı başına gömüldü
Tüm Türkiye akın etti
Onu son yolculuğunda uğurlamak için
Zeki Müren
Türkiye’nin değil
Dünyanın batan güneşiydi aslında
Billur sesiyle
O güzel Türkçesiyle
Söylediği şarkılarla
Hep güneş olarak kalacak
gönüllerde
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BEKLEYİŞ
İçimde bir his var
Yıllar yılı dinmeyecek
Asırlar geçse de
Hep seni bekleyecek
Çiçeğin yağmuru
Güneş’in Ay’ı bekleyişi gibi
Ben de seni bekleyeceğim
Ölene dek
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BELKİ GELİRSİN
Bütün süslerimi savurdum
Yolu yok haber salmanın
Sadece ay
Bulutlar ötesinde parlıyor
Uzak sevgililer için
Yürek dayanmıyor
Açılması güç bir kilit gibi kaşlarım
Her gece
Gelir diye gölgen düşlerime
Yarısını sana ayırıyorum
Üstümdeki yorganın
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BEN MİYDİM AYRILALIM DİYEN
Mutlu geçen gecelerin parlayan yıldızı idin
Bu bekleyiş kahretti beni söyle neden gelmedin?
Söyle bana ettiğimiz dualar boşa mı gitsin?
Rüya mı yoksa gerçek mi duyduğum sen kiminlesin?
Yaşananlardan sonra ben miydim ayrılalım diyen?
Görmüyor ki gözlerim senden başka kimseyi inan
Kal bende terk etme gönül bahçemi ne olur bir an
Ne kendini üz ne beni faydalanalım bu aşktan
Fazlasını istemeyelim yaradan yüce haktan
Yaşananlardan sonra ben miydim ayrılalım diyen?
Paramparça sevdamızı toplayalım yâd ellerden
Bir zerresi bile namert insan diline düşmeden
Mümkün müydü ayrılmak sevdanın baharında iken
Sen beni ben seni sevdik bir kere henüz çok erken
Yaşananlardan sonra ben miydim ayrılalım diyen?
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BEN OZANIM
Türküleri yaksınlar
Susturulsun silahlar
Eğer bu da yetmezse
Kalemimi kırıp
Şiirleri yırtsınlar
Ama beni yıldıramazlar
Çünkü ben ozanım anlasınlar
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BENİ HATIRLA
Gün gelir de bir gün
Acıların yoğunlaştığı
Hasretin perçinleştiği
Mutluluğun çağrışım yaptığı
O karanlık odanda
Yalnız ve yalnız
Beni hatırla
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR KADIN
Bir kadın beliriyor gözlerimin önünde
Sevgiyi arayıp bulamayan
Kurak topraklarda sevdaya yol alan
Gençliğine yanıp hayal dünyasında kaybolan
Bir kadın beliriyor gözlerimin önünde
Gözleri dolu dolu maziye dalıp giden
Var olduğunun farkında bile değilken
Bir kadın var sevdalısını bekleyen
Bir kadın beliriyor gözlerimin önünde
Yalnızlığın içinde hep kendini arayan
Saçları dağınık hali perişan
Bir kadın var yalnızca sana susayan
Bir kadın beliriyor gözlerimin önünde
Azap dolu yıllarını salarken gönül kapısına
İlmek ilmek işledi umutlarını sevdaya
Bir kadın var ümit dönemecinin ardında
Bir kadın beliriyor gözlerimin önünde
Kar beyazı hüzünler belirmiş yüzünde
Nice buğulanmış düşünceler içinde
Bir kadın var kaderine küsmüş sevgiler peşinde
O kadının bir de ben olduğunu düşünsene
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR ŞİİR ÖLÜYOR
Kafamın içinde bir yer beliriyor
Sonsuzluk kadar uzak
Bir ölüm kadar yakın
Yüzde yüz fazlasından bir ölüm olsa gerek
Üzerine papatyalar çizdiğim
Bu gri düşüncelerimde bir yer var
Ruhumun derinliklerinde hissediyorum bunu
Biliyorum
Ölüm parayla satılmıyor ki alayım
Dinlediğim şarkıların ıntroları
Sağ omzumda duruyor
Sol omzumda ise bir şehir ölüyor
Anılarım ölüyor
Aşkım ölüyor
Küçük bir şiir ölüyor
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR BAHAR YAŞIYORUM
Bir bahar yaşıyorum
Aşk üzerine
Sevda üzerine
Geceler yaşıyorum
Duygu yüklü
Dert yüklü
Aldırmıyorum bile
Yıldızların kayışına
Çünkü
Bir bahar yaşıyorum
Çılgınca delicesine
Severek sevilerek
Hem de mutluluk içinde
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR GÜN MUTLAKA
Yazmak istiyorum seni hilal kaşlım
Ama yine olmadı
Olmuyor işte
Yine de sabret
Sabret şafak gözlüm
Elbet yazacağım seni
Ve döneceğim bir gün mutlaka
Bir gün mutlaka aşk kokacağız ikimizde
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR KAVGADIR SEVDAM
Ne yaşam kavgasıdır
Ne ekmek davası
Bir bulut sonsuzluğunda
Sevdamdır güneşin ışıkları
Ay ışığında bakışmak öyle
Sonra dalmak denizin seyrine
Seni anımsamak yokluğunda
Bir kavgadır sevdam avuçlarımda
Umutsuz yarınlarda umudumsun
Ulaşamadığım sonsuzluğumsun
Bir kavgaydı sevdam
Şimdi sadece yüreğimdeki kurşunsun
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR KELEPÇEYDİ SEVDAN
Bu gün
Şöyle bir çıkıp dolaştım bu şehri
Sevgimizi paylaştığımız
El ele
Göz göze
Diz dize
Yanak yanağa
Ve belki de
Dudak dudağa geldiğimiz
O kuytu köşeleri
Yürüdüm sabahlara dek
Hayalini yanımda hissederek
Sonra
Geçirdiğimiz ateşli çılgın geceleri
Düşündüm sensizliğin acı veren yönlerini
Ne zormuş hasretine alışamamak
Her yerde seni aramak
Ve umudun yitirildiği anda
Çaresizce ağlamak yol ortasında
Hani yüreğimizi ellerimizde taşırdık biz
Yürek işçisiydik yani
Bıkmadan usanmadan çalışırdık
Ellerimizde büyütmüştük sevdamızı
Kini
Öfkeyi
Nefreti tanımazdık
Kaldırımlara yazmıştık kalleşliği
Ayrılığı atmıştık yüreğimizden
Salıvermiştik sevdamızı
Özgürlük misali gönül bahçesine
Çünkü biz gönül elçisiydik
Paylaşmıştık yarınları
Hayal olan rüyaları
Yaşanan ve yaşanacak olan anıları
Şimdi lanetler yağdırıyorum hayata
Şu deli yüreğimi kırbaçlayan şarkılara
Yaşamın tozpembe olmadığına
Yitirdiğim sevdama
Kör olası umutlarıma
Yarınlara bıraktığım duygularıma
Mazimden ne kalmışsa bu güne
Yırtıyorum onları yaşam sayfalarımdan
Seni
Yokluğunu
Anılarımı
Yaşamın kavramlarını
Özlem dolu yüreğimi
Senin umarsız gidişini
Siliyorum yüreğimden
Siliyorum işte
Bilesin ki
Bir kelepçeydi sevdan
Kuş misali özgürüm her an
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR KUŞ UÇURSAM GÖKLERE
Bir kuş uçursam göklere
Adı barış olsun dillerde
Sevgi olsun umut olsun gönüllerde
İlmek ilmek işlensin yüreklere
Bir martı uçursam engin denizlere
Bir günbatımında konsa sahile
Kardeş olsa deli dalgaların sesiyle
Öğretse sevgiyi bilmeyenlere
Bir güvercin uçursam barış misali her yere
Konsa gökyüzünün en yüksek tepesine
Silse düşmanlığı kinliği benliği yine de
Kardeşlik Türküsü dolaşsa dillerde name name
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR ÖLÜM TANIDIM
Bir ölüm tanıdım güz ikliminde
Bir çöl ıssızlığında sessizce
Az önce buradan geçti
Canla ten arasında
Bir ölüm tanıdım delice
Bir sevda gibi hece hece
Az önce buradan geçti
Kaşla göz arasında
Bir ölüm tanıdım hoyratça
Bir hoyrat ki saldırmış yaşama
Az önce buradan geçti
Ölümle kalım arasında
Bir ölüm tanıdım sevda mevsiminde
Seni benden alıp gidercesine
Az önce buradan geçti
Sanki aşkı seçercesine
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR SEN VARSIN GÖZÜMDE
Bir sen varsın gözümde başka kimseyi istemem
Name name şarkılarda süzülen gözyaşında
Her adım atışımda sizin sokağın başında
Bir sen varsın gözümde başka kimseyi istemem
Umut dolu yıllarda seni ararken delice
Sakladım gözyaşlarımı ben hep senden gizlice
Fırtına kopardı kalbimde seni her görüşte
Bir sen varsın kalbimde başka kimseyi istemem
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR ŞEHRİN GÜNLÜĞÜNDEN
Bir gün daha bitiyor işte
Terk ediyor o aydınlığı
O parıltıyı gökyüzü
Güneş batıyor al rengiyle
Ve bir hüzün çöküyor bu şehre
Her yer zifiri karanlık
Yıldızlar oynaşıyor ay’ın etrafında
Yeniden şafak söküyor
Güneş doğuyor bin bir umutla
Ve her gelen günün ardından
Nice çileler nice ümitler
Bekliyor insanları seyrince
Yaşam savaşı içindeki
Bu umut dolu gözlerle
Geleceğe bakan insanlar
Bir şeyler bekliyor
Her gelen günden
Ve bu yazılanlar ise
Bir şehrin günlüğünden
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİR UMUTTUN YÜREĞİMDE
Ne sevgiler beslemiştik yüreğimizde
Avuç açmıştık senelere
Gün aşırı zamanı harcadık umarsızca
Gökyüzünün maviliğine dalardık rüyalarda
Güneşi yakalamaya çalışırdık sevdamızla
Pamuk misali kucaklardık bulutu
Seyrine dalardık güneşin doğuşunu
Bir sevda taşırdım ellerimde
Ve sen bir umuttun yüreğimde
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BİZİM BURALARDA
(Gaziantep’e)
Bizim buralarda kış olmaz dostum
Hep baharı yaşarız çığlık çığlığa
Sevince boğuluruz güz ikliminde
Bizim buralarda kış olmaz dostum
Papatyalar hiç solmaz burada
Toprak ana saklamaz gizemini
Gökyüzü ağlasa da bu halimize
Bizim buralarda kış olmaz dostum
Çıplak ayaklarla oynayan çocuklar var burada
Burada hüznün bir yüzü var aynada
Çamurlu eller gülen gözler var her yerde
Bizim buralarda kış olmaz dostum
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BOLU DAĞLARI
Yazın sıcağında
Kışın soğuğunda
İri iri ağaçlarınla
Her zaman yalnızsın
Bolu dağları
Ağacına yuva yapan kuşlarınla
Meyve veren ağacınla
İnsanı büyüleyen mis kokunla
Her zaman yalnızsın
Bolu dağları
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
BU ŞEHİR
Siyah bir tül gibi iniyor gece
Bu şehrin rüzgârları başka
Baharı yazı, kışı bir başka
Bir başka bu şehrin insanları
Gözleri fırıl fırıl yüzleri korkuya bulanmış
Sokakları puşt geceleri kancık olmuş
Yiğitliğinde
kardeşliğinde
yalnızca namı kalmış dillerde
Sevdalar bile parayla alınır olmuş
Gencecik kızlar sokaklara düşmüş
Hayat denilen şey sadece para olmuş
Ah benim eski insanlarım
Utanmayı bilen ar namusu bilen atalarım
Şimdi nerede utanma
Hani siz derdiniz ya “Vel haya, vel iman”
İşte aynen öyle
Beyaz bir tül gibi iniyor sabah
Ve kaçıncı kez geçiyorum bu tüllerin arasından
Beni yıllarca evime taşıyan bu sokak
Bu küçük ve yorgun evler
Bu sonradan görme apartmanlar
Gösterişli pastaneler
alış veriş merkezleri
Bir tünelde yürüyormuşum hissi veren
İki yanımda dizili olan ağaçlar
Geçmişin adım adım uzaklaşan görüntülerine dönüşüyor
Tüller uçuşuyor açık pencerelerden
Ben taşıyorum gecenin gürültüsünü
Hayaller
gerçekler
Ve şarabımda eriyen buz
Bu şehir tüm kapılarını açıyor
Kendini karşılayan
ve terk eden herkese
10.05.2006 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
MISRA-İ BERCESTE (2)
BİR ÇIKMAZDAYIM
Bilsen ne kadar yorgun ve mutsuzum
Bilsen ne büyük çıkmaza saplanmışım
Acı bir fırtına sardı yüreğimi
İstiyorum seninle geçen uykusuz geceleri
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
MISRA-İ BERCESTE (3)
BİR BAKIŞ
Gözlerin bir baktı
Sonra bir daha
Bir bakış daha derken
Gözlerim gözlerinde kaldı
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
MISRA-İ BERCESTE (4)
CEVAP VER
Yar sana neylerim de küsersin bana?
Her an kaşlarını çatarsın aşkıma
Neşe yerine hüzün verirsin amma
Nedendir sorarım yar cevap ver bana?
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ÇOBAN KAVALI
Daha önce
Bir çoban kavalında
Dinlemiştim bu ezgiyi
Şimdi ise
Modern bir gitarda dinliyorum
Yine aynı melodi
Bu kadar değişikliğe rağmen
Yine de en güzeli
Bir yanık çoban kavalı
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ÇOCUĞUN HAKKI
Çocuğun hakkı
Sütle emektir
Biraz daha büyüdüğünde
Bir kuru ekmektir
Oysaki ona katık olan
Yalnızca sevgidir
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ÇOCUK
(Tüm Dünya Çocuklarına)
Çocuk
Elleri boyalı yüzü kirli
Çocuk
Gözleri umut dolu
Sözleri isyankâr
Kimi ayakkabı boyar
Kimi fırça yapar
Kimi bağırsa da çığlık çığlığa
Kimi yaşar hayatı umutla
Bazen bir terzi olur
Bazen bir işçi
Bazen simit satar
Bazen de tamirci
Bunca kimliğe rağmen
Yüreğinde taşır çocukluğunu
Ama yine de çocuktur o
Özlemi evren dolu
Çalışmak zorundadır
Yaşamak için
Okumak için
Çocuk
Yarınlara kelepçe vuran
Çalışmayı saltanat sayan
Şerefli haysiyetli
Gururlu ve onurlu
Ama yine de umut dolu
Çocuk
Güneşin yavrusu
Işığı dünyayı aydınlatan
Ulusumu sıcacık saran
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ÇOK GÜZEL GÜLÜYORSUN
Vuslatta bir gemi bilinmezliğe doğru çevirir dümenini
Umudunda umutsuzluğunda adı yüklüdür bu gemide
Başını kaldırıp baktığında gökyüzüne
Gün gülüşünde saklı kalmış bir şiirdir oysa
Şiirse gözlerinde hüküm giymiş
bir yalnızlık melodisidir aslında
Sen sevdayı yüreğinde saklamışsın hep
Vermemişsin onu kıymet bilmeyenlere
Ya da şöyle diyelim
Sevda senin yüreğinde saklı kalmış senelerce
Maskeler takmamışsın hiçbir zaman yüzüne
Hile yapmamış kandırmamışsın insanları
Ve çıkarsız sevmişsin tüm dünya insanlarını
Gün geceye gebe kalıyor arkadaş
Umut umutsuzluğa
Çare çaresizliğe
Sevgi sevgisizliğe
Mutluluk mutsuzluğa
Bir de yaşam ölüme gebe kalıyor nedense
Ve vuslatta bir gemi gidiyor bilinmezliğe doğru
Bu gemide herkes bir yolcu
Her yolcu bu geminin bir parçası
Aslında bu gemi dünyanın ta kendisi
Yolcular ise dünyanın maskeli soytarısı
Ey dost
En yalın halinle çıkıyorsun karşıma
Ve yüreğimdeki karanlığı çeviriyorsun aydınlığa
Yaşamıma ışık tutuyor
Cennet iklimine çeviriyorsun kış ayazını
Şunu bil ki
Sevmeyi bilmeyenler senden öğrensin
Sevdalar senden utansın
Mutluluk her daim seninle olsun
Ha bir de unutmadan
“Çok güzel gülüyorsun”
03. 07. 2007 / GAZİANTEP
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DAĞLAR MI AĞLIYOR NE?
Söyleyin bana yüce dağlar
Neden böyle donuk durursunuz?
Hiçbir şey yapmaz konuşmazsınız
Daima böyle yalnız mısınız?
Olsun be arkadaşım
Ben de yalnızım
Yalnızlık güzel şeydir
Kim bilir
İçinde ne gizler saklıyorsundur
Peki, eteklerinden sızan bu sular
Evet
Bu sular nereden geliyor?
Aman Tanrım
Yoksa
Yoksa
Dağlar mı ağlıyor ne?
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DAĞLARIN OĞLU
Sen saltanatını sürdüğüm yaşamın
Hesabını sorduğum dağların oğlusun
Ne kadar sevmesen de ağlamayı
Seviyorsun yine de çığlıklarla yaşamayı
Özlemi yüreklerde yer almış
Umutlarını sevdalara bağlamış
Bir yaprak dökümünde son bulan yaşamı
Hayal ötesi düşlüyorum severek ayrılmayı
Gözlerinde ne bir damla yaş, ne hüzün
Bulanmış gökyüzünün melankoli rengine
Ayrılırken bile söylediğin o türküde
Fermanımız kaldı dağların eteğinde
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DEĞER
Eğer yaşamak istiyorsan beni
Bir düşünmen yeter gülüm
Eğer dokunmak istiyorsan bana
Bir hissediş yeter unutma
Sesimi duymak istersen canım
Yüreğinde duyarsın nefesimi
Beni benimle yaşamak istiyorsan eğer
Azıcık yaklaşman yeter
Ve bütün bunlar rüya da olsa bir tanem
İnan her şeye değer
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DELİ
Yarin adı “Kör” olmuş
Ne çıkar?
Ben onu sevdim
Yarin adı “Sağır” olmuş
Ne çıkar?
O’nu çok sevdim
Yarin adı ”Dilsiz” olmuş
Ne çıkar?
O’na gönlümü verdim
Yarin adı “Sakat” olmuş
Ne çıkar?
Ben ona hayatımı verdim
Yarin adı “Deli” olmuş
Ne çıkar?
O deliyse ben de zır deli
Çünkü….
O’na yüreğimi verdim
Hayat arkadaşım dedim
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DUYGU İŞTE
Dışarıda
Öylesine bir yağmur var ki
Yanımda olsan
Ve sırılsıklam ıslansak diyorum
Duygu işte
Sonra da üşüme
Ya sonra
Sonra da
Ne bu halimiz diyebilme
Ve gülümsemeler
Ey sevgili
Sana öyle sıcağım ki
Hatta
Seni kanatlarımın altına alıp
Sonsuzluğa uçmak istiyorum
Sen sen olmasan
Ben ben değilim
İşimde
Evimde
Yürürken
Velhasıl her yerde
Kalbimden başka
Bir de beynimin gülü oluverdin
Seni sevmek bana zevk veriyor
Mutluluk veriyor
Duygu işte
Keşke bütün insanlar sevebilse
sevilebilse
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DUYGULARIM
Hani
Uzun zamandır yazamıyordum ya seni
Hani
Kâğıdım bitmemişti
Kalemim tükenmemişti
Yalnız
Eksik olan bir şey vardı
“Duygularım”
İşte onu kaybetmiştim
Sırf bu yüzden yazamıyordum seni
Bu gece…
Yani saat gecenin ikisinde
Kaybettiğim duygularımı buldum
Asla yitirmemek üzere hem de
Ve bundan böyle bir tanem
Bütün şiirlerimde yalnız seni yazacağım
yalnız seni anlatacağım
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DÜNYANIN KEFENİ
Bembeyaz karlar kapladı yerleri
Durmadan yağıyor masum masum
Hem de gönlümce
Belli ki
Gökyüzü yorgunluğunu atıyor üzerinden
Yağıyor durmadan
Kederiyle
Neşesiyle
Üzüntüsüyle
Sanki dünyanın ölümü yaklaşıyor
Her taraf kefen giymiş gibi beyaz
Huzur dolu gönlüm şimdi
Fakat
Ben dünyaya değil
Geçen yıllara kefen giydirmek istiyorum
Ama ne çare
Faydasız
Her şey boş bu dünyada
Şu dünya
Karlardan dikilmiş kefeni giyse bile
Geçen acı yıllar
Kumaştan dikilmiş kefeni giymez
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DÜŞLER SOKAĞI
(Çocukluk anılarıma)
Saklı bir düş büyür yüreğimde
Öfke dolu sözler böler gecelerimi
Sözlerin en acısı saplanır belleğime
Çocuk düşlerim yarım kalır
Yarım kalır inadına çocukluğum
Alaca aydınlıklar sancı çeker çöllerde
Affedilemez onuruma söylenen sözler
İnan günde bin kez öldüm sanki
Bin kez dirildim her gece
Bölündü uykularım
bölündü düşlerim
bölündü çocukluğum
bölündü gençliğim
Yarım kalmış bir hayatı yaşıyorum belki
Belki de yırtık pırtık bir anı’yı özlüyorum
Özlediğim her şeyi hatırlamaya çalışıyorum
Doğup büyüdüğüm betonarme evi
Yaşayamadığım çocukluğumu
Oynayamadığım oyuncaklarımı
Annemin kemikten yaptığı deve yi
Çömçeli gelinimi
Ayıcığım Apo’yu
Bebeğim Cemile Cemo’yu
Ve fıstık kabuklarında saklı kalan
sessiz geçen çocukluğumu
Güneşi tutmaya çalışırdık ellerimizle
Öylesine bir sevgi büyüttük yüreğimizde
Kelimelerin bile anlamsız kaldığı yerde
Bir an da annemin attığı tokatlar
Ayağından çıkarıp fırlattığı pabuçlar gelir aklıma
Bir bilsen
ahh bir bilsen
ağlayamaz gözlerim hıçkıra hıçkıra
Ben çocukken hiç sevilmedim
Okşanmadı başım bir kere olsun
Hiç uçurtmam olmadı mesela
Mesela yeni bir elbisem
ayakkabılarım olmadı hiç
Plastik pabuçlar giydim karlı soğuk günlerde
Isıtmaya çalışırdım nefesimle üşüyen ellerimi
Ablamla ortak kullanırdık
kırmızı renkli okul çantasını
Teyzemden kalmıştı giydiğim okul önlüğü
Hırçındı umutlarım sessiz ve öksüzdü
Kapı önünde oynardık çocukça oyunları
Sevinç seslerimiz yükselirdi avludan
İp atlar, yakan top oynardık
Bir de “yağ satarım bal satarım”
Uzanırdık gökyüzüne doğru
Bir dilek tutardık yıldızlara bakıp
Kayan yıldızları sayardık ablamla
İğne tutmayı bilmeyen ellerimizle
Elbise dikerdik oyuncak bebeklere
Her akşam büyük bir sevinçle karşılardık babamı
O yokuşu koşarak uçardık bir anda
Babamın bir elinden ablam
diğer elinden ben tutardım
Öyle bir mutluluktu işte
Fıstık kırarak kazandık çocukluğumuzu
Her sabah yol alırdık
Fıstıkçı Cimo’nun evine doğru
Umudumuzu hiç yitirmedik
Hiç yitirmedik düşlerimizi
Bitimsiz bir sevgiyle dokuduk ümitlerimizi
Annemin anlattığı masalları dinlerdik pür dikkat
Utanırdı gözlerim ağlayamazdı doyasıya
Sonra o masalın kahramanı olurdum bir anda
Bir anda karanfil kırmızısı
gül kurusu sevdalar büyütürdüm
o çocuk yüreğimde
Yasaksız bir düş var yüreğimde
Yüreğim
Ahh o çocuk yüreğim
Güneş olmak
bulut olmak
kuş olup uçmak ister
Oysa ki
Düşler sokağı çok uzak çocukluğuma
Hüzün çöker
hasret çöker gözlerime
Papatyalardan taç yaptığım günler gelir aklıma
Ninemin koyunları otlatışı
Dedemin tütün sarıp içtiği sigarası
Hamide teyzemin hoş sohbeti
Bir de
Avluda ter içinde bıraktığımız oyunlarımız
Yorgun bir iz bırakır gözlerimde
Hayal meyal hatırlıyorum
Dilenciyi kandırıp ta
Torbasına suyu boca ettiğimiz günleri
Bir de
Ayşe Fatma ile yaptığımız öfkeli kavgaları
Pembe bulutlarda dolaşırdı düşlerim
Ezgi olur
sevgi olur
umut olur
Küçük bir gülüş olur çocuk yüreğim
Fıstık kokan umutlarda gizliydi yüreklerimiz
Bölüşürdük üç kardeş annemin yaptığı sıcacık bazlamayı
Ve öyle sessiz değil
Bağıra bağıra söylerdik türküleri
Sonra
Esme teyzemin nasihatleri
Emine teyzemin gülen yüzü gelir aklıma
Ve hep başka bahara kalır umutlarım
Öcünü almak ister çocuk yüreğim
Geçip giden zamandan
Yırtıp attığım takvimden
Başkaldıran yıllardan
Öksüzlük bulaştı dokunduğum her yere
Yalnızlığın boyutlarını aştı çocuk yüreğim
İki zıtlığın birleştiği noktada başladı
yarım yamalı çocukluğum
Kelimeler devrilirdi kızıl güneşin sıcağına
Soluksuz kaldı evimizin karşısındaki kaldırım taşları
Bir nefeslik havayı
dirhem dirhem satın aldığım yüreğim
Göğsümün orta yerinde bir özlem belirdi nedensiz yere
Soruyorum size geniş yürekli toprak
Ölümün rengi var mıdır acaba?
Var mıdır çocuk olmanın yaşı?
Ben çocuk olmak istiyorum
Yaşayamadığım çocukluğumu
yeniden yaşamak istiyorum
22. 12. 2002 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DÜŞSEL FANTAZİLER
Şimdi
Tüm fantezilerimle baş başayım
Hayalini aldım koynuma
Çırılçıplağız isteklerimizle
Ne çarşaf halden anlıyor
Ne de yastık
Delice bir aşk yaşıyoruz ikimizde
Sen orada
Ben burada
Aradaki bunca mesafeye rağmen
Sevişiyoruz işte
Delice
Delicesine
Kapanıyorum yatağıma
Çaresizliğin bilinciyle
Sonra
Bakıyorum aynalardaki güzelliğime
Uzun uzun seyrediyorum kendimi
Ve düşsel fantezilerimi
Hissediyorum ellerimde
Nedendir bilmem
Yıllara dayanamayan güzelliğimin
Baki olmadığı geliyor aklıma
İçim burkuluyor
Gözlerim dalıyor yatağıma
Dudaklarım dudaklarını istiyor işte
Bilemezsin
nasılda titriyor bedenim
Gözlerimin erişilmezliğini yaşıyorum
Saçlarına dokunuyorum kendimden geçerek
O hiç beklenmeyen saat geliyor yine
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Sonra dizilir birbiri ardına acı gerçekler
Ve kahrolası sensizliğin
Düşsel fantezileri bitiverir kendiliğinden
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DÜŞÜN
Düşün
Çaresizsin
Elin kolun bağlı dardasın
Çarpışmak zorundasın umutla
Bütün kapılar kapanmış yüzüne
Vurgun yemişsin üstelik
Gel de bir şeyler bekle
Hayattan yaşamaktan
Çekilmiş bunca eziyetten sonra
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
DÜŞÜNCELERİMDE SEN
Çok düşünceli ve yorgunum bu gün
Çılgınca şeyler yapıp
Kendimi uçurabilirim sonsuza
Tüm düşüncelerim gülüşme içinde
Vahşi düşünüp
Vahşice davranıyorum biliyorum
Şiire son noktayı koymak isterken
Sınırsız düşlerimle geliyorsun aklıma
Sonra
bir an da siliniyorsun gözümden
Ve bir an da kayboluyorsun
Kalemimden
şiirimden
duygularımdan
Uzaklaşıyorsun benden sebepsiz yere
Ama nedendir bilmem
Seni kelimelerle paylaşmak
mutlu ediyor beni
Uzaklaşıyorum düşüncelerimden
Bir yana yorgunluğumu bırakıyorum
diğer yanıma seni
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
EL AÇIP BEKLER ÖLÜM
Seninle bir ömür yaşadım yıllar önce
Sevgimin yüreğini açtım ben senelere
Bu gün olmazsa belki yarın dercesine
Sevgi dolu şu kalbimi el açıp bekler ölüm
Uğrunda nice insana düşman olduğum
Herkesten uzakta sensiz kaldığım
Hayatım oldu bir kördüğüm
Senle dolu şu kalbimi el açıp bekler ölüm
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
ELVEDA ŞEHR-İ GAZİANTEP
(Gaziantep’e)
Sevdasız diyarlardan gelmedim ben
Suskun ağlayışlar olmadı gözlerimde
Kucağında doğup büyüdüm bu şehrin
Çocukluğum gençliğim bu şehrin gölgesinde kaldı
Anılarımla dolu valizim ve yüreğimde hasret
Uzun zaman önceydi belki
Belki de bu gün kadar yakındı gidişim
Son bir kez daha baktım şehr-i Gaziantep’e
“Canın çıksın” dedim bizi ayıran kadere
“Canın çıksın”
Özledim, çok özledim be seni Gaziantep
Biliyorum ki hala şiir kadar güzelsin
Ve hala şiir tadında özelsin
Yüreğimde bir kuş kanat çırpar sana doğru
Sana doğru el açar muhtaç kalır bu yürek
Yaşanası güzelliğin var peri kızı tadında
Mazimin en güzel yılları var hatıramda
Dedim ya
Sevdasız diyarlardan gelmedim ben
Sevdalar dolu dizgin yaşanır bizim oralarda
Yüreğim ağlıyor şimdi hasretine
Ve bağıra bağıra söylüyorum öksüz kalmış türküleri
Sensiz kaç bahar kaç mevsim geldi geçti
Hasretin bir türlü dinmedi, bu çaresiz yüreğimde
Göze gelmiş sevdalar büyüdü avuçlarımda
Ağlayan bir elveda kaldı ardımda
Mazimdeki Gaziantep canlandı gözümde
Kavaklığın ağaç kokan havası
Düşmana bile boyun eğmeyen Kalesi
Sabır taşı olmuş Alleben’i
Şahinbey’i ve Şehitkâmil’i
Uzakta da olsam senden
Her zaman yüreğimin en güzel köşesindesin
Hatırlarımla dolu bir yürekle
Şimdi sana sesleniyorum
Yıllara meydan okumuşsun
Ne bu cefa
Ne bu ah çekiş
Durmadan ağlıyorsun
Neden?
Saçlarında dökülmüş üstelik
Aynaya bakmıyor musun yoksa?
Yıllara meydan okumuşsun cesurca
Ama
Geçen yıllar
Seni çok yıpratmış Erkeğim
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
EYY ÖLÜM…
Ağı ağır yaşıyorken hayatı
Zehir zemberek olmuşum yaşama
Deli divane bir gönül uğruna
Hissetmeden yaklaştım ölüme
Eyy ölüm…
Sana yenik düşmeyeceğim bilesin
Bilesin ki
Daha çok seveceğim her şeyi
Duyuyorum bana yaklaşan sesini
Görüyorum bana avuç açan ölümü
Sinsi sinsi pusu kursan da bana
Eyy ölüm…
Sana yenik düşmeyeceğim bilesin
Bir beyaz gül geldi o gün
Bir beyaz kefen gibi bakıyordu gözlerime
“Ölmek bir eksi değil”
diye yazılmıştı yapraklarına
Rüzgâr sesinde hışırdayan yapraklarda
Ölüm çağırdı beni yanı başına
Çaresiz kalmışım dizlerimde derman yok
Daha sevmeden ayıracak ölüm denen sinsi ok
Eyy ölüm…
Sana yenik düşmeyeceğim bilesin
Bilesin ki
Seni daha çok seveceğim
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
EY SEVGİLİ
Adım : Yaşamak
Soyadım : Ölmek
Ey sevgili
Var mıdır dönüşünü görmek?
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GALİBA SENİ SEVİYORUM
İçimde bir his var
Galiba seni seviyorum
Elimde olmadan
Duygularıma hakim olamıyorum
Seni her görüşte
Ne yaptığımı bilmiyor
Şaşırıp kalıyorum
Elim ayağım dolaşıyor bir anda
Ve hatta
Karşında konuşamıyorum bile
Buna ne derler bilmiyorum ama
Bunun tek nedeni sevgi galiba
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GEL BANA
Korkma
Korkma gel bana
Kimseler duymaz
Kimseler görmez
Yeter ki gel bana
Bekletme ne olur
Seven kalbimi
Acı çeken bedenimi
Ve
Hayalinle dolu olan benliğimi
Hadi gel bana
Eğer gelmezsen
Diz çöküp
Yalvaracak değilim sana
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GELİNLİK ÇAĞIM
Örülüyor yavaş yavaş kalp ağım
Sevgilim sırdaşım dert ortağım
Kalbime vurduğun damgadır tek bağım
Zaman geçtikce yaklaşıyor “Gelinlik çağım”
Öyle anlı şanlı büyük düğün istemem
Hani sevdiğim dostlarım nerde demem
Duydum duymadım demesin kimse
İşte yaklaşıyor “Gelinlik çağım”
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GİDEMEZSİN
Her şeyi bir anda silip gidemezsin
Beni unuttuğunu söyleyemezsin
“Sevgimiz ölümsüzdür” demiştin
Kalbine güvenip yalnız gidemezsin
Sen bu şehirden gitsen bile
Her gün hayalinle yaşayacağım
Seni sevdiğimi dilime yazıp
İsmini tırnaklarımla kalbime kazacağım
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GÖKYÜZÜ AĞLIYOR
Bu gün yapayalnızım yine
Hüzünlüyüm
Duygu yüklüyüm senelere
Mazi defterini açtım titreyen ellerimle
Karıştırdım yaprakları sen varsın diye
Oysaki yanılmışım
Aldanmışım gönlüme
Çoktan silinmiştin gönül defterimden
İzin bile kalmamış o sayfalarda
En deli rüzgârlar esiyorken yüreğimde
İçimde bir sıkıntı gölü oluşuyor nedensiz
Yine yağmur yağıyor bu şehrin üstüne
Yağmurla yıkıyorum anılarımı
Belki temizlenir ve seni görürüm diye
Oysaki yine yanıldım
Bu defa insanlara değil
Gökyüzüne
Yağan yağmura aldandım
Islatmak istediği anılarım değilmiş
Nerden bileyim
Gökyüzünün ağladığını
Meğer o da yıkarmış anılarını
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GÜLÜNCE GÜNEŞLER AÇAN ……
(Sevgili Eşim, hayat arkadaşım
M. Emin Sevinç’e)
Gülünce güneşler açan uzağım
Kendimi yalnız hissediyorum
Çevremde neden hep maske takan insanlar var?
Neden en çok istediklerimiz, hep en uzağımızda?
Bu garip anlamsız duygular
Yani adını koyamadığım şeyler
boşluk gibi
saydamlık gibi
karanlık gibi
Gülünce güneşler açan yakınım
Kimse tanımıyor artık aşkı
Umursayan yok heyecanları, beklentileri
Deli gibi çarpan yürekleri
Bir ben miyim böyle?
Ya da bir tek sen misin oralarda?
Gülünce güneşler açan can özüm
Gecenin zifiri karanlığında düşüyorsun aklıma
Bunca karanlığa ve karamsarlığa rağmen
Bıkmadan usanmadan düşünüyorum seni
“Kavuşacağız” diyorum
“Kavuşacağız ama ne zaman”?
İçime düştüğü zaman bu hasret sancısı
Sığınacak bir yer arıyorum
Belki de hasrettir bizi böyle bir sevdaya iten
Onun için kızsam mı bilmiyorum ayrılıklara
Çelişkide kalbim
bir çıkmazdayım
Bir tek şeyi tam biliyor ve inanıyorum
“Seni seviyorum” gül yüzlüm
Gülünce güneşler açan mesafesizim
Bazılarını korkutan kaybetmektir ya
Bense kaybedilenleri kazanmaktan korkarım
Ama korkum onları kazanmakta değil
yeniden kaybetmektir aslında
İçimin gülen yüzü
Yaşanılası iklimim
Gözleri yıldız yüzlüm beni özler misin?
Yoksa dokunsam ağlar mısın?
Gülünce güneşler açan bitimsiz sevgim
Beni sevda yerimden vurdu yine zaman
Mesafelerin uzaklığında
gülüşünde yakaladığım yakınlığım
Zamanın
mekânın
yolların
Ne kadar da küçülüp değersizleştiğini seninle öğrendim
Gülünesi güneş yüzlüm
Hani demiştim ya
Bazı şeyler nedensiz de güzeldir
Bazı şeylere ortadan başlanır
Yaşam boyu da sürüp gider
Gülünce güneşler açan ilkyazım
Yüreğimde öyle bitimsiz bir sevgi var ki
Tüm varlığım seninle dolu
Öyle olmalı ki
Sevgilerin en güzelini sana vermeliyim
Aslında yaşadıklarımız fırtına öncesi sessizlik gibi
Biliyorum
her şey yaşanmak
aşmak
ve öğrenmek içindir
Yoksa kocaman bir kumsalda
Deli bir rüzgârın önüne kattığı
Küçük kum taneciklerinden ne farkımız kalır ki
Gülünce güneşler açan aşkım
Yalnızlık bir şarkıdır benim için
Ölüm ise kanatlı bir rüzgâr
Ölümün soğuğundan içim titrer
Sonra da gözyaşlarım
Karanlık gecelerin ötesinden yırtıp gelir
Akşam sevdasında oynaşan duygularıma
Gölgeler yansır sevincimin üstüne
Yüreğimin çırpınışını duyarım bir anda
Ve gözlerindeki yaşamı düşünürüm öylece
Gülünce güneşler açan bahar tomurcuğum
Bir gün hayatın tüm güzelliklerinden vazgeçip
Sessiz sedasız ölüme gitmek istersen
Yanıma gel ki
Sana sensiz yaşamanın
sensiz olmanın
Ölümden bile beter olduğunu göstereyim
Gülünce güneşler açan gül yüzlüm
Biliyorum ki
Sen de yapaylıktan
maskelerden eser yok
Koşulsuz seviyorum seni
Seviyor ve özlüyorum
Biz yüreklerimize hapsettik sevgilerimizi
Önceleri hep ağlayan gözlerimde
Artık mutluluğun izleri var
Gözyaşımın rengi mutluluğun tablosunu çiziyor
Soğuğun ve karanlığın vahameti
Artık beni boğuyor
Gülünce güneşler açan son yazım
Uzun ve sessiz bir geceden çıktım
Yorulmuş rüyalara astım resmini
Her sabah söyledim
gün ışığının bile silemediği ismini
Herkes duydu bir sen duymadın
Gülünce güneşler açtı yalnızlığım
Sen gülmedin…
ben gülmedim…
gülemedik…
29. 12. 2002 / ANKARA
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GÜNBATIMI
Çaresizim Allah’ım bu uzayan garip yolda
Neye yarar bu dünya beni anlayan olmazsa
İnsanlar yalancı sahtekâr ve dolandırıcı
Avutuyor beni her gelen günbatımı
Tek başıma kaldım şu koskoca dünyada
Tüm dostlarım gidiyor hem de çok uzaklara
Kuşlardır dert ortağım insanlar çok yalancı
Avutuyor beni her gelen günbatımı
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
GÜNDÖNÜMÜ
Gün yine bitiyor arkadaş
Ardına bakmadan batıyor güneş
Yeni bir ümitle doğuyor ay
Yıldızlar kaybolurken
Sabah oluyor yavaş yavaş
Bir telaş başlıyor insanlarda
Koşuşturuyorlar durmadan
Kimileri ekmek peşinde
Kimileri sevdiklerinin
İşte yaşam böyle sürerken
Gün tekrar dönüyor arkadaş
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
MISRA-İ BERCESTE (5)
GÖZLERİN
Bir bahar yeşiliydi gözlerin
Sonra yaşlandın bir ağaç gibi
Göz renginde solmuştur
Tıpkı yaprakları gibi
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
HAYKIRMAK İSTİYORUM
Dağlara ovalara kuşlara tüm canlılara
Haykırmak istiyorum içimdekini duygularımla
Arzularımla sevinçlerimle gözyaşlarımla
Haykırmak istiyorum seni sevdiğimi dünyaya
Koşuyorum umuda doğru sana doğru aşka doğru
Hayalin yakın ama ulaşamıyorum sana
Sevmek sevilmek istiyorum ben de
Haykırıyorum şu dünyaya
“Seni seviyorum” beni anla
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
HAZAN GÜLÜYÜM
Savrulur saçlarım hazan yelinde
Güneşi yakalarım ellerimle
Bulurum kendimi kara gözlerinde
Baharda açan hazan gülüyüm
Dağıtırım saçlarımı rüzgâra karşı
Kucaklarım sevdamı avuçlarımla
Kan gibi sarılırım yaşama
Baharda açan hazan gülüyüm
Sensiz kaldığım bu garip gecelerde
Hazanda savrulmuş güle dönerim
Sevdiğim sorduğu zaman
Adım “Hazan Gülü” derim
EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
HER ŞEY AYNI ASLINDA
(İstanbul’a)
Dar sokaklardan geçtim
Sana yürüdüm durmak bilmeyen adımlarla
Seni aradım günler geceler boyu
Nasırlı parmaklarıma taş değdi
Acıdı ve ağladım
Bir yağmur yağdı sensizken
Yüreğime bir yağmur damlası düştü
Yüreğimde büyüttüm bu damlayı
Sana olan sevgim gibi
Öfkem gibi
Nefretim gibi
Kin’im gibi
Vitrinlerin önünde duruyorum
Ne varsa almak istiyorum
Sükseli kıyafetler
Şık pabuçlar
Dantelli külotlar
Ama alamıyorum ki….
param yok
Her gelen bana bakıyor
Ellerinin yarısıyla beni gösteriyorlar
Gözlerinin yarısıyla beni süzüyorlar
Yüzlerinin yarısıyla bana gülüyorlar
Bilmiyorlar ki
Asıl garip olan kendileri
Sevdam gibi
Nefretim gibi
Kendime geliyorum aynada ki yansımamla
Bu çok güzel pirinç işlemeli bir ayna
Aynada ki kirli yüzüm beni bo