Neredeler diye aramaya çıkıyorsun sınırlarını tartışanları
ve sınırları aşanları,
ama o içindeki öğrenen savaşcı çocuk tarafından hep durduruluyorsun.
Ve kimsesizliğin içerisinde,
ne kadar kendini militarist şablondan uzak tutarak,
yaşadığın toplum çerçevesinde insanlara izah etmeye çalışsanda,
birileri karşına o kadar aydınlığa götürülmüş
ve sömürülmeyen bilinçli bir toplum çıkarıyorki;
sen sınırları değil haddini aşıyorsun,
o birilerinin yarattığı yüce toplum karşısında.
Üstüne canlı yayınlar,
eğitim seminerleri,
sürü ile sahipsiz kadınlar.
Televizyonlarda milyarlık arabalarıyla fing atan ,
yürekleri altlarına giydikleri tanga iplerinden daha ince kadınlar
ve o kadınlar tarafından,
karşılarına oturtulup yardım telefonları toplatılan,
ağlatılan,
anadolunun ezilmiş kadınları.
Sonra çalan telefonlar,nerden bulunduğu belirsiz dağıtılan paralar,
umut tüccarları,
bikinili gazeteler
ve bağdatta yağmalanan evlerden
ve 2 yaşında kana bulanmış çocukların haberlerinden önce yayına giren
derbi maç ziyafetleri
ve
reklamlar.
Birilerine bangır bangır magara adamı ve kıro ismini takıp
aslında birilerinin üzerinden urfa suruçtaki tarla işçilerine,
tuvaletleri evlerinin dışarısında kurulu köy damlarına,
adıyamanda tütüncü Ali amcaya,
İstanbula ekmeği için çalışmaya gelmiş marangoz veli dayıya,
çayını komşusunda demleyen ayşe teyzeye saldıran,
umarsız,kirletilmiş,sömürülmüş,
kullanılan bir takım insana benzer yığınlar.
Hala insana benzetmeye çalıştığın ama bundan sonra benzemeyecek olan
aydınlık bir geleceğin karanlık yığınları.
Belki hiç düzelmeyecek olan bir düzeni düze çıkarmayı düşünüyorsun hala,
belki de bu kadar yalanları uydurduğunu zannederek hasta olduğunu.
İki doğru arasında kalmış bir yalansın şimdi,
yalansız yanınla...