Her köşe başında yatan ölü aşıklar adına
ağlıyorum sana
ve
denizine kavuşamamış ırmaklar namına
çağlıyorum sana
suskunluğum, gidişinin acı söylemidir
dillere vurulamayan
bir yüreğin çırpınışıdır son defa açılan ellerde
gözlerin böyle masum olduğuna
aldanma
aldanma sessiz kalışlarına
aldanma dik duruşlarına
bir dağ devriliyor içlerinde, söyleyemiyorlar
sen sevdiğim ve sevebildiğimsin
sen, gözlerinde kendimi görebildiğimsin
inkar etme güzel
sen yalan değilsin, sen rüya değilsin
herkese ve herşeye rağmen gidiyorsun
bu yüreği bölüp
beni öldürüyorsun
bilmiyorsun
çaresizliğim, gidişinin bendeki resmidir
tuvaller yalan, renkler yalan
beyazlar siyaha mahkum
yürekler yalan
anlatamıyorum bu aşkı anla
beni bırakma
yıllar yaşlanmış biraz da yorgun
anlamıyorsun bu yürek hala sana vurgun
gittiğin günün yarını olmayacak
gecenin yıldızları sökülmüş ğöğsümden
umutlarım zifiri karanlık
beni bu çile girdabında yalnız bırakma
anla
benim son kurşunum
bu ayrılık
kızgınlığım ne sana ne de hayat dair
kendime kızıyorum
yenemedim içimdeki korkuyu
başkasına ait olma ihtimalin
paramparça ediyor en tatlı rüyalarımı
başkasını bulacaksın
uzanı ğöğsüne, saçlarını vereceksin
saçların
bir ihanetin kokusunu taşıyan
beddua gibi
yaralı bir aşkın üzerine üşüşen
vahşi hayvanların pençeleri gibi
saçlarını ellerine vereceksin
uyuyacaksın
işte bu
kahrediyor beni
hangi yürek nasıl kaldırır bunu
hangi pınar keser sana susuzluğumu
yorgunluğum, senin bende bıraktığındır
başımı kaldıramıyorum
zamanı durduramıyorum
ağzımda düğümlendi sözler
seni anlatamıyorum
içimden seni atamıyorum
nihayetinde sende kırdın bu şairin kalemini
yetim bıraktın şiirlerini
mutluluğu
kaldırıp hayatın tozlu raflarına
beni bu ölü kentin
beni bu ölü aşkın kalbine gömdün
ve
gidiyorsun
git
hiçbir şey kalmasın geride
hiçbir şey istemem senden kalan
yalnız
ve sadece