VASIFSIZ GÜN
vasıfsız bir gündü
mevsim, kışa yanaşıyordu
yürüyordum sahil boyu, iki ileri bir geri
kah denizi, kah tepeleri
kah fabrikanın buhar üfleyen bacalarını
seyrede seyrede
yormadan düşünceleri, süslemeden ayrıntıları
amaçsızca..
........
(Çağla, işte böyle bir anda inmişti
ne indi, ne cin, ne cismani
nasıl desem, an gelirde hani
yüreğin dar eder böğrünü, patlamalar başlar
duyumsarsın bir şeyler yaşama dair ve her şeye
ve fakat bilemezsin nasıl, nereden başlayacağını
bir şeyler ışık olur, birileri peri
işte onun gibi....??)
........
anda ayıldım, keza Çağla sonrası
şu imiş aslında genel manzara:
“bir sonbaharın son ayının son günleri de olsa
ilk günlerinden kalmaydı, akşama yakın.
ne hikmetse Karadeniz, adını sakınacak kadar
sıkılgan ve sakin,
gün gölgelerde uzun, ufka mesafesizdi.
günler kışla kırıştırırken, poyrazı kesilmiş rüzgar,
arta kalan mecalsiz yaprakları
cımbızlamaya devam ediyordu tek tek.
nasılsa hava bulutsuz, zirveler dumansızdı.
çınaraltı tek tük,çoğunluk dumanaltı kahvelere sıkışmıştı.
sahil boyu ıssız, güneşse ürkek.
ilerde
ASIM SES |