Güzeldi, yüzündeki çirkinlik.
Katlanarak çoğalırdı, kağıdımdaki kimsesizlik.
Kesik katındaydı, ruhumun girdapları.
Üstelik sanatım da yanıyordu.
Küllenen yastıklar gibi,
Uzuyordu, geceler...
Kuru bir dalın şarkısı var, yüreğimde.
Açılıp kapanan kalp damarımda biter, her şey.
Orada sessiz gönül gözleri doğar.
Ağacın köküne uzanır, çiçek açan kimsesizlik.
Büyüdükçe sen olurum...
Ağın içinde sokulmuş, solungaçsız ayrılık.
Batıyorum, dipte büyüyen geçmişe.
Sanki içine çekiyor, beni.
Sanki koparıyor, beni benden...
Olgun ruhlar var, nefesteki hüzünde.
Azap kıyılarındadır, gardiyan olmuş duvarlar.
Bir türlü çıkamam, yokluğunun şöleninden.
Küllerim yanar, uğruma yapılan dualarda.
Yeniden dönerim, denizdeki tuzuna.
Orada su gibi kendimi süslerim...
Minik hücrelerle yürüdüm, yüzündeki kimliğine.
Ele verilen bir adrestin, sokakların ağlayışında.
Bir türlü bulamadığım,
Düşten bir topraktın benim için.
Bu yüzden çiziliyordu,
Yalnızlıkla parçalanan seramikler...
Gözlerimden dipsizlik akıyor.
Bulanıyor, bakışlarımdan taşan hayaller.
Aktıkça ısrar oluyorum, imkansızlığımda.
Eriyen güneşler var, ihtimalin yangınında.
Tıpkı adı sanı olmayan aşklar gibi.
Yeterince açıklanamayan;
Ama her zaman duygularda yer edinmiş;
Sonsuz aşıklar gibi...
kudret alkan 29.04.2008 Saat: 08:31
|
|