YUNUS EMRE’YE
Anla artık beni, artık duy beni,
Tanır bülbülünü gül ötüşünden,
Süre süre saf şiirden gölgeni,
Çağlar sonra geldim işte peşinden...
Kızlar pınarına bir kar yağardı,
Seni bekler gizli gizli üşürdüm,
Senden her geçtiğim yolda iz vardı,
Ben her zaman hep bu yüzden şaşırdım
Vitrinlerde, çarşılarda sen vardın,
Senin hırkan vardı her camekânda,
Kaşgar’dan Budin’e sıradağlardın,
Rahmet deniYUNUSziydin Taklamakan’da
Endülüs’te sütunlar devrilirdi,
Viyana’da iplik iplik ağlardın,
Sanatın Türkçe’ye efsun verirdi,
Volga’da, Aras’ta, Nil’de çağlardın...
Gök kubbeye ey sevginin mimarı,
Mısralar biçmiştin mermer sütundan.
Mısralar, kardan ak, başaktan sarı,
Mısralar ki lezîz, ana sütünden...
Benim de bu hasret gözümde tüter,
istemem özge şey aşk ateşinden.
Türkçem bana her gün söz açsın yeter,
Erdem abasının dikilişinden...
Türkçem hep besteler ister her dilden,
Turgaydan, bülbülden, çalıkuşundan
Revaklar ister ki akikten lâlden
Sütunlar ister ki lüle taşından...
Geldim işte söz açmaya “Dirlik” ten
“Yolların gurbete bükülüşü”nden
|
|