Vodno Dağı’na bakar
Balkonu evimin.
Gökte yıldızlar…
İçinde bir Hilâl,
Ve Vodno’da Haç!..
Haç da Hilâl kadar
İçten,
Yürekten
İnanca muhtaç…
Usul usul kaybolur
Vodno’nın ardında gün.
Yan komşum Şandor’un
Kemanı dile gelir,
Nağmeler büsbütün
Hüzün
…
Hayalim kanat açar
Macar Ovalarına.
Işıklı, müzikli, renkli
Budapeşte geceleri…
Nerdeyse görürüm
Dans eden çiftleri
Bir geri,
Bir ileri
Tuna gibi…
Dalgalanır kulaklarımda
Liszt’in rapsodileri…
Benim çıkmaz âvâzım.
Ve Nâzım!..
Bilmiyorum nedendir?
Memleket hasreti denince
Aklıma şiirin gelir:
“Prag 9 Nisan 58,
Memleketim…
Memleketim…
Memleketim…
Ne kasketim
kaldı senin ora işi,
Ne yollarını taşımış ayakkabım.
Son mintanında sırtımda paralandı
Şile bezindendi
Sen şimdi yalnız saçlarımın akında,
İnfaktında yüreğimin,
Alnımın çizgilerindesin memleketim,
Memleketim…
Memleketim…”
Bir biçimde, ikimiz de yetim!
Yıl 1963
Ölmüşsün, doğmuşum ben
İki beden,
Slav beldelerinde
Farklı sebeplerden
Hasretle devreden.
…
Kıyısında avuturum gönlümü,
Üstüne türküler yakılan nehir,
Vardar!..
Sen doğduğunda
Üsküp’tü bu şehir.
Ben bulduğumda Skopye
Hâlâ ellerimizde silahlar…
Doğrultmuşuz birbirimize
Yer yok artık hayatımızda
Sevgiye,
Hoşgörüye,
Anlayışa…
Yaşamak neye yarar.
“Memleketim” diyorsun,
Memleketim diyorum.
Uğruna ölmek kolay,
Yaşamak istiyorum!
Çok diyarlar gezdim
Yaşanacak başka bir
Memleket bilmiyorum.
…
“Dört nala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde
Dişler kenetli
Ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak…
Bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları,
Bir daha açılmasın
Yok edin insanın, insana kulluğunu!
Bu davet bizim…
Yaşamak bir ağaç gibi
Tek ve hür…
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim.”
…
Bu hasretle dopdolu da yüreğim,
Şiirlerim konuşur,
Çaresizim,
Sessizim.
Memlekette…
Bir yobazlık yarışı
Bütün kulvarlarda
Birden koşuyor…
Atbaşı…
Ha Nazım Hikmet Ran
Ha Nazlı Rana…
Dülsinelere
Yaranmak uğruna
Yel değirmenleri
İlan etti…
Bizi
Devrimizin
Sahte Şövalyeleri