Renksiz güneşin elde biriken hüznü.
Satıldı, yalnız kalmış oda kumaşları.
Arada bir ekmeğe düşen olgunluk vardı.
Masum dileklerin uğrak yerinde,
Bilmece dolu uyanışlar kovalanıyordu.
Hiç tesellisi yok, aşk denen mührün.
Kuytuların dolaşımındadır, kan ter içindekiler.
Hacimsiz bir kuşatma altında her şey.
Biriken bir kumbaranın özlemi gibi.
İçtenlikle denenen oyun zarfı gibi.
Mektubun ölümüydü, sevdaya düşen her not.
Düşünmeyi aştım, ben.
Daha da ötesidir, ruhumun solmazlığı.
Bir birikim gibi algılarsın, bilirim.
Ama inan daha da ötesinde yazılarımdakiler.
Onlar emektir, onlar sancıdır.
Yeni doğan bir insandır.
Kafamda infilak eden yabancı hisler.
Sorgu kılıfında aralanan vicdan örtüleri.
Buruşuk yüzlerin içindeki hudutsuzluk.
Olgunluk denenin köprüsel uzanışı.
Anlamın çakıldığı hazımsızlık.
Üreyen bir tohumun haykırışı.
Ne yazayım, senin için.
Bir saçmalık gibi uzanıyorum,
Önümde duran hüzünlü kağıda.
O da benimle ağlıyor.
O da sevgisizliğin mumunu yakıyor.
Belki bir yıldız olur da,
İçime düşersin...
Ucube olmuş düşler perdesinde,
Yürüyen bir kimsesizlik var, içimde.
Bir yerlere doğru adım atıyorum.
Ama attığım adımdan,
Sadece hiçliği topluyorum.
Sakın kendine kalma benim gibi.
Kendini bitirecek sonlandırmalar yapma.
Çekemezsin, hayatın ağır yükünü.
Hamallığın yarı yolda bırakır, seni.
Benim gibi olamazsın.
Sevemezsin kimseyi biliyorum.
Kendini bile sevmezken...
kudret alkan 16.05.2008 Saat: 10:42
|
|