Güç günahın karanlık dikeni.
Işıklar içinde süsleniyor, yüzün.
Oysa ne kadar geçimsiz kalmış,
Omuzlarında biriken melekler.
Her şey acının çukurunda.
Böyle büyüyor, insanın hayali kumaşları.
Hatta makasın ucundaki bakışmalar.
Çözdükçe, artan bir dumanım sanki.
Yaşamı ateşle üfleyen küllerimdeydi,
Çocukluk geçitlerim.
Kızaran bir utancın aynasında,
Kendini ele veriyordu, huzur fırtınaları.
Hızlandıkça çöküyor, diriliş sıcaklıkları.
Derin basınçlı anılar var, tökezleyen yüreğimde.
Bir ses sanki içimi arıyor, beni bölerek.
Seni düşündükçe değişiyor,
Duygularımın ruhsal ifadesi.
Orada, hiçlik yankısı doğuyor.
İnsanlar büyüyor, ölen benliğimde.
Ve ben yine yıldızlara düşüyorum.
Uzaklaşan ellerin hasretleriyle.
Yıkık kelime duvarları önünde,
Hıçkıran bir gün ışığıydı, çözümlemelerim.
Her soruda yıkılan bir ışık vardı.
Cevaplar ölen bir mimariydi, sanki.
Kubbelere sokuluyordu,
Beni karanlıkta bırakan saçların.
Dönemiyordum bir türlü.
Bilinç katında yürüyordu, aşka sesleniş.
Çatırdayan melodiler içindeydi, yağmurun gövdesi.
Bitmiyor, gecenin ölen sabahı.
Minik yuvalarda kavruluyor, sessiz koşullanmalar.
Yerçekimim eğiliyor, seni görünce.
Sanki ayın ucunda yürüyorum,
Yüzüne vuran yıldız tozlarıyla.
Ayıldıkça içtim, hayat denen kara kutuyu.
Gazete kağıdına sarılmıştı, alkolik düşlerim.
Siyah torbalarda birikiyordu, acının yemişleri.
Her yerde ısmarlanan aşklar vardı.
Yapay bir dümenin kılıfı gibi.
Hatta hepsinden ötede duran,
Değer bilmeyen buruşmuş ikiyüzlülükler.
Yıldızlar, yıldızlar, yıldızlar...
Onları arıyorum, her gece ölen bedenimde.
Aslında sen de ölüsün, sevgimde.
Ve seni her hissedişimde,
Yeniden canlanıyor, sonsuzluğum...
kudret alkan 16.05.2008 Saat: 10:43
|
|