Nasıl ki, şair ölünce şiir yazar.
Ben de öyleyim dostlarım.
Belki bir kapıda bekleyen toz birikintisi yüreğim.
Belki de ruhları süpüren bir yalnızlık.
Anlık duygular geliyor, yüreğimin hudutlarına.
Duvarlar eğiliyor, çöldeki kumlarımda.
Kırıldıkça daralıyor, toprağın kokusu.
Her şarkı gibi işliyorum seni içime.
Renk aşık oluyor, serap olmuş benliğime.
Defalarca rüyalara tutunuyorum, bir kez daha görmek için.
Bulamıyorum seni, dipsiz kederlerde.
Neredesin, gözünde yalan olan sevgilim?
Okunması zor bir yarış, bu.
Dipsiz öğrencilerin kol gezindiği.
Fırtına gibi içini çeken düşsel duvarlar.
Ardında kalan geçmişin gizemli yankıları.
Tortusunda biriken közlü alevlenmeler.
Dalga boyunu aşan yalnızlık.
Bilemiyorum, ne yazsam çözülmüyor kalemim.
Bundan dolayı umutsuz göreceliklerim.
Karanlık beyaz kadar masum, bana göre.
Dünya anlamsızlık içinde çığırtkan.
Yıllar olgunlaşan bir kölelik zinciri.
İsyana düşmüş, edebi gönüller.
Çözülen bir son bu sanki.
Acının gönül kumaşına uzanışı.
Kesilen ihtiyar uzanışlar.
Davalar açan ayrılık sorguları.
Kendine dönen bir mehtap düşü.
Her yerde kırılan camlar.
Tuz buz olmuş ırak yürekler.
Hani her taraftan kaçan.
Her yerde bir vuruşluk silah bulan.
Kan kusan edebiyat şiirlerince.
Sineye çekilmiş gönülsüz erişkinlik.
Kendini açığa alamayan bir demsizlik.
Soruşturma içinde acı çeken hatıralar.
Kırılan bir vazonun geri dönüş tutkusu.
Yol alan bir yolcunun ölümcül sevdası.
Ulaşmaya çalıştıkça geriye düşen adımlar.
Gözlerden boşalan yağmur bilinçsizliği.
Uslu durmayan çocuksu pişmanlıklar.
Ezilmiş ve kimsesiz kalmış bir liman.
Sularda unutulan deneyimsiz kayıklar.
Tıpkı bir yılanı giydiren gülüşün gibi...
kudret alkan 26.05.2008 Saat: 10:49
|
|