Yıl 1980…
Damarlarımı devrimlere zorluyor kanım.
Korkularını
Ve tortularını kazıyıp atmış sol yanım.
Kemirgenler
Ve sömürgenler beynimi kemiriyorlar.
Kemirdikçe
Ve sömürdükçe
Besili bir fil gibi semiriyorlar.
Gençlik ayakta
İşçi ayakta
Köylü ayakta
Esnaf ayakta…
Ezilen kim varsa kandırılmamış ve de satılmamış
Kim varsa düşmana katılmamış
Beyniyle, yüreğiyle, bedeniyle ayakta
Hücresiyle, geniyle ayakta…
Hep birlikte
Ve büyük bir umutla
Adını “Devrim” koyduğumuz
Zaman zaman yanlışlar yapıp gözlerini oyduğumuz
Bir bebek bekliyoruz.
Ha doğdu ha doğacak
Ve tüm kötülükleri mavi denizlerinde boğacak.
Kurak iklimlere
Ve çorak tarlalara yaz yağmuru gibi yağacak
Bir bebek bekliyoruz.
İşte o 1980 yılının sıcak temmuzunda
Ezilen kitlelerle birlikte
Adını “Devrim” koyduğumuz
Kurtuluşun yiğit bebeğini beklerken
Annemin altı çocuğunu salladığı otuz yıllık beşiği
Çıkarıp tavan arasından
Ve arındırıp duman karasından
Sevdamın söğüt dalı kadınımın
İnce uzun parmaklarıyla ördüğü
Ve birer mücevher gibi gördüğü
Mavi
Ve pembe örtülerle süslemiştik.
Evimiz
Yemyeşil bir bahçenin ortasında
Yığma briketten
Kızılcık kayalıklarına bakan
Sekiz nüfuslu gösterişsiz bir yapı…
Üç yanında üç tahta kapı…
Geceler on dört numara gaz lâmbasıyla aydınlatılır.
Ahırda sütünü cömertçe veren bir inekle
Karanlıklarda kana susamış binlerce sivrisinekle
Hiç görmediğimiz
Ve tanımadığımız bir yolcuyu
Umutla
Sevgiyle
Heyecanla
Ve sabırsızlıkla bekliyoruz.
Temmuzun beşi…
Saat on dörtle on beş arası…
Yıllardır beklediğimiz elektrik
Yakında köyümüze bağlanacak.
Yığma briketten evimize
Umutla döşüyoruz kabloları.
Ailenin kimi üyeleri
Tarlada
Bağda bahçede
Yaratmakla uğraşıyor doğal tabloları.
Tanıdık bir çığlık takılıyor
Kadınımın yardım isteyen sözlerine.
Umutla
Ve sevinçle karışık bir acı yerleşiyor
Kahve telvesi gözlerine.
İki eliyle tutunup
Özlemini çektiğimiz yolcuyu aylardır taşıyan dizlerine
“Haydar, ben doğuruyorum” diyor.
Bağırmamak
Ve korkuyu yüreğine çağırmamak için
Kendi dişleriyle
Kendi dudaklarını yiyor.
Çekici
Penseyi
Çiviyi fırlatıp bir kenara, yardıma koşuyorum.
Ne yalan söyleyeyim
İçten içe çağlayanlar gibi coşuyorum.
Titreyen kollarından sıkıca tutuyorum
Elektrik bir yana
Devrimi bile unutuyorum.
Gelen yolcu bizdendir.
Ana gibi topraktan
Güneş’ten denizdendir.
“Dünya” denilen hanın
Gâh yolcu gâh hancısıdır.
Sevinçlerle çığlıkları umutla eşleştiren
Önlenemez bir doğum sancısıdır.
Saatler sonra
Yani yirmiyle yirmi bir arası
Bitti bir doğum macerası.
Hoş geldin Utku bebek
Hoş geldin aramıza.
Artık sevda bahçemizde bir kardelenimizsin sen
Mutluluk yuvamıza ilk gelenimizsin sen.
Zor günlerimizde
Merhemsin yaramıza.
Hoş geldin Utku bebek
Hoş geldin aramıza.