Yurdumuza hoşgeldin, o kutlu ülkemize...
Karşıladı seni etlerini ısıran güneşten ve kumdan,
Sonra o mukaddes surlar...
Yurdumuza hoşgeldin, o kutlu vilayete...
Karşıladı seni demirden dökülen kapıdan ve kuleden!
Korkma, geçip gitti o elem yıllar.
Nemlenmiş giysilerini bir yere kaldırırsın şimdi,
Ayaklarını da sürümezsin..
Ağzında biriken o nahoş tadı,
Tatlı meyvelerle yok edersin.
Bak, Atıyor zırhlarını üstünden erler;
Atlarda dört nala değil tırıs.
Gözleri pırıltılı sanki bekliyor;
Hicretten dönen bedevileri,
Yastan çıkmış ama giysileri siyah esmer kadınları;
Şimdi görenler onlara çoşkulu derler.
Endişe de etme, sual sormaz miğferi aydın nöbetçi!
Bir selam ver öyle geç,
İçeride seni seven birini bulursun er ya da geç!
Yurdumuza hoşgeldin, o kutlu ülkemize...
Karşıladı seni beynini kemiren sorudan ve ikilemden,
Sonra o muazzam surlar...
Yurdumuza hoşgeldin, o kutlu vilayete...
Karşıladı seni kurnadan dökülen sudan ve meydandan!
Korkma, geçip gitti o avare yıllar.
Budanmış ruhunu bir kenara kaldırırsın şimdi,
Terlenmiş vücudunu da önemsemezsin.
Derinde biriken o tiksinç kokuyu,
Ferah sularla yokedersin.
Aklında karışmasın meydandaki havuzu görünce...
Daha da bir canlı akar sen yanına gidince...
Ve daha da pırıl pırıl,
Ardındaki ışıklarda biziz aslında bazımız havuzun dibinde.
Herkes tepede toplanmış seni bekliyor,
Araf'ta göreceksin o mahrem ruhları
Uçurucağız ruhlarınızı bulutların üzerine;
Dimağnız şualarımıza tahammül edince.