Ekim zamanıydı,
Atılmıştık aşk toprağına.
Ayrı tadları,
Ayrı meyveleri,
Ve ayrı rayihaları olan,
İki ayrı cins...
Sevmiştik, ısınmıştık birbirimize,
Başlangıcı güzeldi birlikteliğimizin,
Sevinç fışkırıyordu içimizden...
Yerimizi de sevmiştik ya,
Artık boy verecek,
Dallanacak,
Yapraklarla donanıp,
Çiçekler açacaktık ki,
Heyhat,
Değişti, soğudu hava apansız,
Ne göz yaşlarımız,
Ne yalvarmalarımız,
Her çaba nafileydi artık...
Ve işte dostlar biz böylece, bir tufana,
Bir fırtınaya yakalanmıştık...
Yerimizden sökülmüştük zoraki,
Hala köklerimiz birbirine kenetliydi,
Gövdelerimiz yan yana.
Çok, çoook savrulduk,
Bir o yana, bir bu yana.
Birbirimize tutunmaya çalıştıkça zorladılar,
Bitti tüm gücümüz,
Olmadı,
Dayanamadık,
Koptuk , koparıldık sonunda...
Kökümüzle,
Gövdemizle,
Yer ile yeskan misali...
Ve bir girdabın içinde dönüp durduk,
Ama çıkamadık dostlar,
Ayrıldık...
Her birimiz başka yönlere düştüksonunda.
Ve bu savruluşta,
Ulu ve yaşlı bir çınar ağacı
Öğüt vermişti bize :
"Tutunun, tutunun çocuklar,
Bu filizkıran fırtınasıdır,
Görüyorsunuz ya beni,
Bu fırtına beni de , benide,
Yıllar önce sizin gibi savurmuş,
Buraya atmıştı sonunda.
Ben burada boy verdim ama,
Yapayalnızım yıllardır.
Gelin görün ki nicedir halim,
Ve nicedir düşünürüm,
Nerededir,
Nicedir onun hali..."
"Siz yinede tutunun,
El-ele kenetlenin ama,
Birlikte,
Diş dişe,
Göz-göze,
Çoğalarak,
Bir orman gibi çoğalarak,
Tutunabilirsiniz,
Başarabilirsiniz tatlı vuslatı" demişti.
Haklıymış dostlar , haklıymış,
İhtiyar çınar...
Bakın biz ne boy verebildik,
Nede bir meyve.
Filizkırana tutulmayın ha, yanarsınız...
Bayram TUNCA 21.07.2006 Saat: 00:00
|
|