Yedikule Zindanları ve Derviş
|
|
Yedikule zindanlarında bir derviş
ki her vakte ermiş,
zaman ve ışığı duvarlardan emmiş..
Yosundan basamaklarda
küflenmiş bir acı gibi
ölümün gelişini gözlermiş..
Ve bir gün hüzün kaplamış kurşuni semâyı ;
kanatlarını çırpmışlar martılar,
ve tüm kuşlar
biteviye,
yüreklerinde bitmez korku..
Düşmüş yosunlu basamaklar üzerine
Lal ve sağır üç cellatın ayak sesleri.
Ellerinde yağlı urgan
gelmiş beklenen an!..
Yeniden çırpmışlar martılar ,
olanca gücüyle kanatlarını.
Sema ağlamış/gökyüzü
martılar ağlamış,
birlikte tutmuşlar dost dervişin yasını..
Soluk soluk inlemiş sabah rüzgarı.
Denize bakan penceresinden zindanın
Çıkmış bir gri bulut gibi çile,
Asma bahçelerinde hüznün rengine dönmüş üzümler,
aynalı çeşmede güzel gelin delirmiş
yeniden ölmüş kozludaki ölüler..
Gün günü emmiş.!
Erimiş günler gün içinde..
Geçmiş zaman denen meçhul
günler içinde..
Dolunayın uykuda olduğu bir gece ;
yedikule zindanlarına,
ansızın
yaşlı bir ruh
sırtında bembeyaz bir küfe
elinde bir çift karanfil,
güneşten koparılmış bir tutam kandil
yosunlu basamaklarından zindanın
sessizce süzülüvermiş ?!..
Odalarına zindanın ;
yaşlı ve bembeyaz küfeden
ömür ömür zaman sermiş..
Yedikule zindalarından ;
bir tanış derviş gelip-geçmiş.
Hoş ne duyan olmuş çilesini dervişin
ne gören olmuş bahtını mazlumun !
Uğramış zamanın bir bölümüne kendince derviş !
ibrahim zarifoğlu 21.07.2006 Saat: 00:00
|
|