1965’de Bursa’da doğdu. İlk, orta, lise tahsilini Bursa’da yaptı. Çocukluğu Demiryolu altındaki mahallelerde geçti. Çınar Lisesi’ni bitirdi. 1988 yılında Ege Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu şimdiki adıyla İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Uludağ Üniversitesi’nde geçen memuriyet yılları içinde Nilüfer Ticaret Lisesi’nde öğretmen stajyerlik yaptı, genç beyinlerle tanıştı. Ancak yasalar öğretmenlik yapmasına engeller koydu. Halen Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yapmaktadır. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. Türkiye çapında bazı dergilerde yayımlanmış, yazı ve şiirleriyle yayımlanmamış şiirleri vardır.
Not: Yazarın Öner Sanat Dergisi’nin 2000 yılında 50.sayısında yayınlanmış özgeçmişidir.
Bursa’daki bazı yerel radyolarda (radyo mix, radyo press, ...) 1995-2000 arası kültür-sanat ağırlıklı programlar yaptım. Halen Ticaret gazetesinde çeşitli konularda zaman zaman konuk yazar olarak yazılarım çıkmaktadır.
Gön:Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
0/224/2725124/ dosteli@yahoo.com
YAMANLARDA KAYIP KIRK YÜREK KIRK CAN
Yamanlarda kayıp kırk yürek kırk can,
Soruyor birilerine kim kim kim düşman.
***
Belki biraz Sokrat belki de Sultan Cem gibi,
Ondan sürgünlere kaldı.
Belki kırda bir çiçek, gelincik,
Belki de suya ondan hasret.
***
Bir açıklaması olmalıydı elbet.
***
Konakta atılmış ilk yiğit kurşun.
Oysa o,
Bayraklı sırtında bir garib gecekondu,
Sofrada katık ettiği biraz ekmek biraz su.
***
İzmir’de bir felaket,
Bir büyük düşman,
Ne İngiliz ne Yunan,
Ekmeğe katık ettiği su.
***
Yamanlarda kayıp kırk yürek kırk can,
Soruyor birilerine kim kim kim düşman.
***
Kime atılır kurşun kim düşman.
***
Düşman su mu?
Bayraklı sırtından bakıp Simirina’ya,
Çıktı oradan yola, Agora’ya.
Alamadı hızını Kadifekale’de
Kadifekale’nin sarnıçlarındaydı,
Garibim kenar mahallelerde aldı soluğu.
***
Bayraklı’da bir garib gecekondu.
Oradan bakıp Simirina’ya,
Konak ve Kemeraltı’nda bile,
Vermedi mola.
***
İzmir’de bir felaket,
Bir büyük düşman,
Ne İngiliz ne Yunan,
Ekmeğe katık ettiği su.
***
Yamanlarda kayıp kırk yürek kırk can,
Soruyor soruyor birilerine, kim kim kim düşman.
Gön:Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/ dosteli@yahoo.com
YEŞİL ODALARDA
İlkbahardan güze doğruydu.
Böyle bir mevsimde
Gözlerim yeşilin deviniminde.
Duvarların rengi, yaprakların, halının,
Çerçevenin, sergendeki mushafın, yanındaki ciltlerin
Renkleri hep yeşil.
Doğduğum bu yerler, belki yeşil diye anılacak.
Ve bu yeşillik içinde beyaz kapıdan içeri süzülüverdi.
Kapkara elleri, henüz kurumuş alınteri,
Kırlaşmış saçlarıyla besbelliydi.
***
Daha biraz önce kurulmuş sofrada üç dökülü alınteri vardı.
Birinin elleri kapkara, birinin suratı sapsarı ve ağlamaklı.
Hergünkü gibi gecikmişti.
***
Bugün binlerce sokakbaşında peynir ekmek satıcısı gibi
Nasıl da fırlamışlardı. Sayıları her gün daha da çoğalıyordu.
Adeta bir kuşatmaydı. Şehri dört bir yandan, içten dıştan
Sarıyorlardı.
***
Acıdan mı, umutsuzluktan mı içiyor insan,
Bir savunusunu yapmalıydı. Ama yapamazdı ve yapamadı.
Ellerini yıkadıktan sonra çöküverdi sofranın başına.
Bir tabak kuru, bir baş soğan yenmeğe hazırdı.
***
Şiir yazmaya çalışırdım. Sıkıntı duyduğum zamanlarda bile
Okurdum, yazardım. Yine okuyordum. Puşkin’i severek okuyordum.
***
O ise bilinçaltının bütün karmaşıklığına karşı çok rahattı.
Durmadan yiyordu. Sık sık nefes alıyordu ve televizyona bakıyordu.
***
Ben de bakıyordum arasıra.
Haber bülteninde sendika liderleri konuşuyordu,
Alışılmadık, kısa ve herzamanki gibi kesilmiş sözlerle.
Reklamlar zırt pırt nüksediyor, milyonların birikimi umut diye
Satılıyor, akıllarınca kapitalistler kendilerine sermaye yaratıyordu.
***
Akşam ve Sinema. Film seyrediyorum. Bir ders veriyor bana.
Hayatta mücadele gücünü yitirdiyse insan, ya vardır ya yoktur,
Hiç farketmez, ama iyiler varken kötüler yenilmeye hep mahkumdur diyor.
İnanıyorum.
***
Kapının altından odaya giren rüzgar başımın üstünde dönüp dönüp
Duruluyor. Kendime geliyorum. Bozulmuş, çürümüş düzenin
Kokuşmuş insanları diyorum kendi kendime, tıpkı sinemada oynatılan
Filmin erkek kahramanı gibi.
Gön:Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/ dosteli@yahoo.com
DENİZLERE
Bir çağ çamurunda
Battıkça batıyorum derinlere
Her sağanakta yağmurlar
Sürükler beni yine derin denizlere
***
Sanki vurur bedenime
Dünyanın felaketleri bütün
Hangi çağa aksam diyorum
Kimbilir ama hangi deniz yutar beni
***
Alır bir taştan bir taşa
Bütün kıyılara vurur denizler
Ne kumluk ne ada ne kıta karşımda
Dört yanı uçsuz bucaksız yine denizler
***
Maviliklere süzülen bir kuş misali
Arkamda dereler, göller ve denizler
Her kanat çırpışı bir asırlık yol
Güneş kadar uzakta olsa gittiğim yerler
***
Dünyanın yaşadığı tüm anlar
En hızlı kasırgalar
En kızgın volkanlar
Kısacası bütün bir dünya zamanı
***
Bir çağ çamurunda
Battıkça batıyorum derinlere
Her sağanakta yağmurlar
Sürükler beni yine derin denizlere
Gön:Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/ dosteli@yahoo.com
EMEKÇİYE ÖVGÜ
Hasretliğe sıla gibi
Bülbüllere yuva gibi
Emekçiler büklüm büklüm
Kimden akar alınteri
***
Dertlilere deva gibi
Sevenlere vefa gibi
Emekçiler büklüm büklüm
Kimden akar alınteri
***
İğneyle ipek gibidir
Petekte arı gibidir
Emekçiler büklüm büklüm
Kimden akar alınteri
***
Der ha bugün ha yarına
Kalbur üstüne savurma
Emekçiler büklüm büklüm
Kimden akar alınteri
***
Gözler görmez onda teni
Söyletmez söz hiç dilleri
Emekçiler büklüm büklüm
Kimden akar alınteri
***
Emek hakkını vermeli
İşe saygı göstermeli
Emekçiler büklüm büklüm
Kimden akan alınteri?
Gön:Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/ dosteli@yahoo.com
CEM SULTAN TÜRKÜSÜ
Tutsak olmak bilinci ile
Daha da sarılmak dirence
Ve kızıllığında ölümün
Hiç benzemeyen bize bir an
Cem Sultan
**
Atlıları geçti birer birer Ege dağlarından
Bedrettin’le gözleri Bursa’ya değen
Belki umarsız lakin
Yüreği hiç sönmeyen volkan bir han
Cem Sultan
***
Ateşten sıcak ateşten aydın
Kızıl bir şiar dilinde
Cem Sultan:
“Tacı tahtı bırak şu Beyazid’e
Dünya tümüyle bizim” demekte...
Gön:Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/ dosteli@yahoo.com
YEŞİL ODALARDA – 2
Ne yazık Ruhi Usta, ne yazık
Umurunda mıdır kopacak kıyamet doyanların?
***
Sürüldük kentlere, sonra kuşatanlar olduk
Kent kenarlarında ve arasında unutulanların
***
Kürdü, lazı ve sosyetesi, kırdan kentlerin
Sütlacında ve dondurmanın kokusunda, tadında farkı
***
Oysa iğdeyi dalında yemiştik
Ağacında görmüştüm narı ve kirazı
***
Kentin büyük otellerinde tüketilirmiş
Varoşların bedenleri
***
Büyük iş merkezlerinde kent kıyılarının
Erkeğinin alınterleri
***
İlk nefesimdeki mevsim sonbaharmış
Ve son atımında belki atardamar
***
Gel bana mavi gözlüm
Mavi gözlü dal, tutunayım.
Gön:Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/ dosteli@yahoo.com
UMUDUN ARABACISI
-Yılmaz Güney’e-
Hep gülümseyen çocuklar
Görmek ister
Ve
Ağlamayan çocuklar
Yoksul mahallelerin çerçisi
***
Arabası umut yüklü
Taşır mahalleli çocuklarına
Çünkü onlar yarınların umudu
Düşlerinde başka bir dünya
Ve yansır gözlerinde çocukların
ŞİİRLERLE İLGİLİ NOT:
1. Birleşmiş Milletlerin Stokholm Konferansı Bildirgesinde ve birçok ülkenin anayasasında fertlerin, çevrenin korunması ve geliştirilmesini devletten isteme gibi temel bir hakkı vardır. Ülkemizde de bu hak Anayasanın ilgili maddesi ile güvence altına alınmıştır. 1982 Anayasasının “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlıklı 56.maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” deniyor. Ve bu hak vatandaşların olduğu kadar devletinde ödevidir deniyor. Ülkemizde 1961 Anayasasının 49.maddesi herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini sağlama ödevini devlete yüklüyor. 1982 Anayasasının 56.maddesinde de aynen şu ifade var; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevrenin sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir“. Yani anayasayla hem devlet hem de vatandaşa eşit sorumluluk yüklenmiştir. Anayasanın 168.maddesi de doğal kaynakların kullanılması ve korunmasıyla ilgili sorumluluğu devlete vermektedir. 1972 yılında Stokholm’de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Programı üye ülkelerde çevre kirlenmesinin önlenmesi ve korunmasıyla ilgili uluslararası anlaşmalarda kullanılacak bazı hukuk prensipleri de getirmiştir. 1970’li yıllardan itibaren başlayan ve kanunlaşan bir anlayışla “sağlıklı ve insan onuruna yakışır bir çevrede yaşama hakkı” şeklindeki bir ifadeyle uluslararası hukuk ve anayasalar kapsamına alınmıştır, çevre hakkı.
2. Prof.Dr.Özer OZANKAYA, köyün tanımını yapmış. Köy, geleneksel biçimiyle, genellikle tarımla uğraşan, içinde bulundukları toplum bütünlüğü ile ortak çıkarları az olan ve sınırlı ölçüde eşgüdülmüş bulunan, birbirleri karşısında da güçlü özerklik eğilimleri gösteren toplumsal çevreden çok doğal çevre ile yoğun ilişkiler içinde bulunan birkaç düzine ile birkaç yüz arasında değişen sayıda hanelerden kurulu, belli ve özenle korunan sınırları bulunan topluluklardır. Özer OZANKAYA’ya göre, tanımından da anlaşılacağı gibi köy toplulukları, toplum bütünlüğü ile işbölümüne dayalı yoğun bağlar geliştiremez. Geniş toplumun düzenini soru konusu yapabilecek bir ekin oluşturamazlar. Köy topluluğunun bu özelliklerinin sonbulması ve toplumsal bütünleşmesinin sağlanması için, bireyleri arasındaki sadece maddi ve bağımsız ilişkilere dayanan özelliklerinden sıyrılması, köylünün eğitim ve toplumsal bilinci kazanmas