Bir adın olsun senin
Seç birini
Gözlerin değsin güllere
Farketmez dememelisin
Adın olmalı
Tıpkı yiğitler gibi
Sözde damlası sevdan
Ellerde birlik olsun
Nasıl süzülmekte kuş havada
Denizde balık çırpınmakta
Aldırma geçicidir bu hayat
Farketmez dememelisin
Düşün geçmişte
Kalanları
Nasıl çekiliyorsa perdeler
Gece üstüne
Acılara örtmemelisin
Yüzünü asla...
Farketmez dememelisin
Daima aydınlık
Gözünde gündüzün pırıltısı
Cevahir olsun yüreğin
Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/dosteli@yahoo.com
KONUK
Uzağa açılan yorgun bir yunus gibi
Bin çırpıntıyla gelmişti konuk
Ellerinde naylon şişeler, dizleri kırık
Bir şeylerden söz etti, çam karası gözleri
Birden ürperiverdi bedenim, sonra
Kaskatı, taş gibi yerimden düştüm
Her yanım bağlı, kelepçelenmiş gibi
Gözlerine bakarken yaşama küstüm
Konuk içime girdi sanki, yerime geçti
Olamaz dedim böyle insan, inanmış gibi
Sevda yüklü şiirler varken onca pisliği
İsyan sözlerde şimdi bir bir sıralanan
Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/dosteli@yahoo.com
SEVGİLİM
İlk gün gördüm
Kırmızı bir kurdele
Vardı saçlarında
Bakıştık uzun uzun
Buluşmuştuk
Platonik bir aşkta
Hatırladım okul yılları
Ve elinde kitapla
Sevgilim
Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/dosteli@yahoo.com
ADLARI AYDIN
Hep aynıydı onlar
Hep aynıydılar
Resmini yapsam
Yüzünü çizsem mesela
Saçları dağınık, kır kır
Gözleri çukur, kapkara
Ellerinde kalem umuda
Bir çizgi çizsem mesela
Yüzlerinden bir parça
Evlerinde aş yoktur
Gözlerinde yaş
Hep içlerine atarlar
Sanki öyledir dertleri de
İşkencelerde,
Tüm kahpeliklerde
Tutsaklık, sürgün
Ve ölümlerde
Kör karanlıklara karşı
İnatla mücadelede
Adlarına aydın derler
Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/dosteli@yahoo.com
ÇOCUKLUĞA DAİR
Bir martı çığlığına
Karıştı sesler
Denizin
Dalga kırıklarıyla...
Büyüdüğüm ev
İkiye bölüktü
Aslı bir göz oda
Saklambaç, körebe
Ve koğlambaçta
Küçük ve masum
Çocuk haykırışları,
Sokak satıcılarının
Bağırışlarında
Arka sokağın
Bal tutan kirazı
Erik ağacı hep aklımda,
Ateşli yüzlerinde
Dökümhane işçilerinin
Alın teri,
Satıcı dedenin
Çikolatalı tezgahında
Manavın yeşil erikleri,
Yenidünya sandığına
Teslim düşüncelerim
Çocukluğuma dair...
Sokağımda dal daldı
Hanımeli,
Komşunun balkonunda
Sarmaşık gül
Ve turuncu çan çiçeği...
Televizyonların rengi
Siyah, beyaz ve çokça griydi ama
Bugünkü gibi gül mavisi
Ve sahte değildi
Düşlerimiz.
Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/dosteli@yahoo.com
YİNE
Kirliydi, karanlıktı, soğuktu...
Önce gülmeyi unuttuk
Sonra sevmeyi
Çiçeklerin rengini
Kuşlara yem vermeyip ötüşlerini
Sonra
Tüketmeye mi gelmişti sıra
Demek virgülü koymuştuk
Yaşama.
Kirliydi, karanlıktı, soğuktu...
Önce çiğdemler açar ama
Menekşeler açar
Kardelenler uyanır yamaçlarda
Gelincik olup yağarlar
Yanı başımızda
Doğar bir gün her günden
Pırıl pırıl güneş
Çocuklar konuşur önce
Boy boy
Sonra gülen analar
Kuşlar uyanır çırpışarak
Kanat kanat
Boran olur gelirler
Yeniden başlar
Hayat
Yeniden
El ele
Çocuklar ve analar
Noktayı koydurmazlar elbet
Kirliydi, karanlıktı, soğuktu...
Denizlerden uzak
Çöller ortasında bile
Bırakılsak
Mavi düşler yine konuşur
Ulu çınarlar kızarıp dökünce
Yapraklarını
Yeniden başlar erguvan yağmuru
Kentim uyanır apak,
Sımsıcak.
Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/dosteli@yahoo.com
KÜNYEMİZ
Taç da istemez som altından
Buhur tenimiz, elimizde
Analarımızın kınası
Yarin bal teni, ak duvağı
olmasa da yeterdi bize
Müebbet kararımız.
Künyelerimiz kazılmış duvara
Buğulu ve karanlık ve
soğuk bilmece değiliz
Dört yandan sarılı, ne cam!
Soğuk demir,
Fanusta balık ya da
Kafeste muhabbet
Değiliz elbet.
Künyelerimiz kazılmış duvara
Her biri ateş parçası
Yerince su alazı
Terden değil!
Bakır ve demirden
Ayazı işler mi işler
Tenimize hücrelerin,
Aylaların sulu havuzlarda
Fışkıran süslü yakamozları
Hiç değil.
Künyelerimiz kazılmış duvara
Amansız rüzgara direnen
Gelincikler gibi,
Kerem gibi
Kavrulma boranında,
Duvarı delen
Ferhat misali,
Bolu beyine asi Köroğluyuz
Anaların al kınası
Ellerimizle direniriz.
Tamer UYSAL/Halkla İlişkiler Uzmanı/Bursa Büyükşehir Belediyesi
2725124/dosteli@yahoo.com
DİLEK-I
Atom çağı’nda
yollarken uyduları uzaya
ölüm gönderiyor
yeniden dünya’ya
Nötron çağı...
Yıkılıyor saltanatı
Cola, hamburger
Ve bilgisayar’ın
Öfke, ateş ve duman
Yıkıyor saltanatını
5 bin can,
50 bin can...
tutkulanmış yüzlerde
aynı alışkanlıklar,
avuntular sıradan
İçkili bir gecenin
tenhasında
Kalabalık tütünlü
belada
Tükenen gençlik
“Beach-Love-Breakfast”
yazan Turk-İs’hi
t-shirt’inde
dumanlı bir geceden
zifir sabaha kalkmak.
Banka , faiz, karaborsa
Aynı sözlerde;
Hisse senedi, yüksek kur,
euro-dollar
Kendini ele veriyor
Garip aşk diyor
Soytarı yerine koyuyor
Çilesine yenilip
Kokulu bir nefesle
Kendini ele veren sesi
Yankılanıyor
Solmuş gençliğin
Oysa yaşam yaşarken
Bilmek, ölürken dimdik
Canını verebilmektir
halka,
oysa yaşam yaşarken
“İş-Ekmek-Özgürlük”
ve ‘BARIŞ’ diyebilmektir
çocuklara
geride kalanlara
sınıfsız, sömürüsüz
bir dünya
bırakabilmektir.
TAMER UYSAL
SİTEM
I
Ve bir lodos alıp
Gitti seni
Kentimin rüzgarı
Yani
Nedeni ırmakların
Boyunca biten otların
Ben de ağlarım
Çocuk gibi
Islanırdık mutlaka
Birlikte
O yağmur alıp
Gitti seni
O yağmuru saymazsak
Bir çöl kadar sessizliğe
Gömüldü yüreğim
Kurudu dudaklarım
Son nefesini verirken
Çiçekleri koklamıyordun
İçime çekiyorum yerine
Bursa’yı
Hem yağmura
Hem çöllere kızıyorum
Bu ne büyük bir çelişki
Dünyalar kadar
Yağmur gözlüm
Seviyorum seni
II
Bir gün
Türküler dinleyeceğim
Türküler hüzünlendirir beni
Belki seni anacağım
Sen geleceksin aklıma
Ve mutlaka ağlayacağım
Son resminde gülüyordun
Bana gitme kal diyordun
Önce sen gittin
Kovalamaca yaşadık
Hayat boyu
Girdiğimiz her yol
Bir çıkmaz sokaktı
Yedi rengi dererken
Bir nisan yağmuru
Erken gittin
III
Her aşk beni
Yoruyor şimdi
Gözlerini arıyorum
Yorgun
Tasam, direncim
Ve sevdam
Hüzne dönüyor sonunda
Sevdam kanadına
takılı kalıyor
Seviyorum guguk kuşunu
İnsanlara
Kul olmazlar hiç
Yem vermiştik
bütün sokak kedilerini
Sevmiştik biz
Ve bir lodos alıp
Gitti seni
Ne olur bir Zümrüdüanka kuşu
olsaydın
toprağından doğsaydın
keseklerini atıp üzerinden
bir uyku çiçeği olsaydın
yediveren
haydi ne duruyorsun
gelincik tarlaları turna bekler
dönsene
TAMER UYSAL
DİLEK-2
I
“Bak!” diyor oyunculardan biri
“Burası bir zamanlar bizimdi,
Şimdi oldu küçük amerika!..”
“Birgün gideceğimiz bir Amerika vardı,
Herkesin bir amerika’sı vardı o zamanlar.”
diyordu ki bir şair; Al şair senin Amerikan!:
Vahşi siyah atlarla değil, mavi denizlere sızan
Kara gemileriyle, menzili çocuk döşü
Tankla, tüfekle ve çığlığı boğan
Müstebit uçaklarıyla geldiler...
Yoksul mavisi bu kara tünelden
Yusufçuk hüzünlü sabah şarkısı söylüyor
Gövdesindeki ökseotuna inat
Mis gibi kokuyor yine de ıhlamur
Çınardan bir yaprak düşüyor,
Sen yoksun
İğfal edilmişti çocukluk, geleceğimiz işgal
Kısacası yaşamak yasaktı bize
Çocuklar şimdi bahçesiz,
asıkyüzlü alanlar seni anımsatıyor
Eski şarkılar ne güzeldi değil mi?
“Ezgiler geçmişi canlandırır”
öyle demiş bir yazar,
birlikte ağlar, gülerdik birlikte...
şimdi takılıyor herkes ayrı telden
büyük kentlerde, her gün beter
bir öncekinden
küçük konduların havasını
yakar, kirletirken
müfrit havuzlu bahçelerde
ve koskocaman evlerde
umursamayıcılar...
Mart yaşım çocuk, genç yaşım Eylül
Yine kan, ölüm ve yine zindan,
Adaleti olmayan bir zaman
Sessizce yanaşıyor gemiler limana
II
Siyah, beyaz ya da sarı sıcacık döşüne
Yumulurken çocuklar ağlayarak
Filistin’de, Irak’ta, Asya’da ya da Afrika’da
Emzikli anaların sütü aktır
Bangkok’ta kenar mahallede doğar
Asya’da mahcup, incecik
Siyam’lı bir kızın çığlığı olur
Karaderisiyle bir zulu Güney Afrika’da
Akıtırken alnından teri altın madeninde
Beyazlara yalaz olur
Fırat üstünde sırtlanlar, akbabalar
Kol geziyor zulüm Dicle’de, Bağdat’ta
Mansur’un cellatları ve işkenceciler
Yağmada bunlardan beterdirler
Filistin’de daha beşikteyken mülteci
İşgal altında annenin rahminde büyür,
En güzel cevabı veriyor direnişçi çocuklar
Onursuz bir savaşta
Ağılı çiyanlar kovulur, birgün özgür olur vatan