ağustos on yedi.
ışığı içinde sakladı Çiminigaga,
ve biz
yürüdük geçtik karanlıktan
kanatarak dizlerimizi
ve buradan doğdu ışık
yetingen kuşların kırılgan kaçışına.
gözlerimizin uçurumunda,
bizler;
kılıcı hiç kan görmemişler,
yitik ülke kıyılarında
aydınlanmadaydık
kendi içimizden gelen ışıkla.
oysa, kaçmak
daha fazla kavgaydı fırtınayla.
ölüm açtı tarlalar çiçek çiçek
siklamen, kardelen ölüm açtı,
ve bir öfkeli tufanın ardından
şarap sundu Soratanga;
Aydan
jüpiter’e kadar
bütün kılık değiştirmiş tanrılara.
açıktı gözleri.
kuşlar yerine getirdi birer birer
kendilerinden istenilen herşeyi
ve oynamaktaydı herkes
kendisine dağıtılmış olan eli.
elleri soğuk,
solgundu benzi
ve paramparçaydı
antibiyotiklerin,
ağrı kesicilerin saldırdığı
damarları.
ve harmanda kalmıştı ekini.
ama, o kadar güzeldi ki;
kendi gözlerinde olmalıydı yeri.
ve bir buzlu camın ardında kalan
çıplaklığıydı
en güzel elbisesi.
ölüm açtı tarlalar,
begonviller, sardunyalar
ölüm açtı;
uyumaya yattığı,
kendi korkularımızı
ve tükeniksiz acılarımızı yarattığımız
toprak.
ve biz hazırlanırken karakışa
giderek kimsesizliği yaşamaya
derinleşiyordu
yalnızlığımızın hüznündeki
çatlak.