Sevgili Barış;
Ruhunla,
En tatlı rüyalarımın ve rüyaların kadınıydın sen
Rüyalarım,
Bir gemi ile getirmişti seni Akdenizin o güzel adasına
O cennetsel sıcağına ve misafirperver insanına
Gemi biraz yaşlıydı bunları anlatacaklar gibi
Pas tutmuştu gövdesi, direği
Seni sevenlerin de dili ve yüreği
Sevgili Barış;
En tatlı rüyalarımın ve rüyaların kadını o gün,
Ne yürüyor ne yürümüyordun
Ya yürüyor ya yürümüyordun
Adımların;
-Bronz ayaklarının sahip olduğu-
Ne değiyordu yere ne değmiyordu
Ya değiyordu yere ya değmiyordu
Gözlerin hilalin ışığıyla doluydu
Büyüyordu ve parlıyordu merhemsi etkiyle
Gam ve kederle de lekelenmemişti
Ah, şimdi de görebilseler; şimdi de ah keşke!
Sevgili Barış;
Ruhunla,
En tatlı rüyalarımın ve rüyaların kadınıydın sen
Rüyalarım,
Bir gemi ile getirmişti seni Akdenizin o güzel adasına
Sisleri yara yara ve Oniki ada’nın ötesinden
Omuzlarında ak güvercinlerin vardı
Ve sallıyordun ak bayraklarını şevkle
Ve seni görenler nereye bakacağını şaşırıyordu
Çünkü yüzünü Tanrı lirik yontmuştu...
Barış;
Sen gelince kan dökülmedi bir daha yere
İndirdik kuşandıklarımızı
Yüzlerimize tükürmedik
Yan yana astık beyaz, mavi, kırmızı ve şeritlileri
Yan yana astık bayraklarımızı
Bizi ayıran sınırlar bir anaforla eridi
Sevgili Barış; sen topladın bizi şişkin avuçlarınca
En tatlı rüyalarımın ve rüyaların kadını hey
Çünkü seni Tanrı müjdeci doğurmuştu...