Herşey yerli yerindeydi, masalar, sandalyeler tabldot tepsileri, tabaklarda yemekler Tütüyordu hâlâ. Kabukları soyulmuş bir portakal Duruyordu orda, üstünde bir kızın parmaklarının sıcaklığı yanında yarım bardak su havada gülüşmeler, çatal bıçak sesleri...
Herşey yerli yerindeydi, ve kuşkusuz onlar da Toplamışlardı işlerine gelenleri ve gelmeyenleri, afişleri, pankartları, duvar gastelerini kırık camları, kurşun kovanlarını, sopaları kanlı bir ayakkabı tekini gözleri yuvalarından fırlayan gasteciyi.
Herşey yerli yerindeydi, öğrenciler yemekhaneye döndüklerinde.