Gitmişti makama arz-ı hâl için, ´Bey´ dedi, yutkundu, eğdi başını. Bir azar yedi ki oldu o biçim... ´Şey´ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı, Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı... Bir baktı konağa alttan yukarı, ´Vay´ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Çekti ayakları kahveye vardı, Açtı tabakasın, sigara sardı. Daldı.. neden sonra garsonu gördü, ´Çay´ dedi, yutkundu, eğdi başını.
İçmedi, masada unuttu çayı; Kalktı ki garsona vere parayı, Uzattı çakmağı ve sigarayı, ´Say´ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş, Sandım can evime döktüler ateş. Sordum: ´memleketin neresi gardaş? ´ ´Köy´ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden, Ağzına küfürler doldu zehirden; Salladı dilini... vazgeçti birden, ´Oy´ dedi, yutkundu, eğdi başını.
Abdurrahim Karakoç 21.07.2006 Saat: 00:00
|
|