Aydın Hatipoğlu

AKŞAM

Ürperen denize kavuşan akşam
Ne çok yalnız adam çiziyor ufka
Ne çok yalnız adam ne çok kadın ne
Yitmiş umutlar gibi bir günü noktalayan

Hiç sevinçler göğermez mi bahçelerinde
Acı ve hüzün taşıyorlar durmadan
Nerde çiçekleri ellerinde nerde inançları
Birden geceye bulanıyor saçları

Hâlâ gülüşlerini arıyorlar aynalarda
Hep ölüm hep karanlık hep korku hep

NURİ İYEM İN KADINLARI

Sarı sarmış başına
Oyaları belirsiz
Karanlığa bulanan yüzünde izi
Acılar ırmağında çimmiş hasreti

Bir gözü yalnızlık bir gözü umut
Güneşe durmuş gülüşü
Pembe urba yad zamanlardan kalma
Güz çiçekleri gibi bakar hüzn ile

İkinci kız doğuranda anası
Al bastı dedilerdi başında al kurdele
Kıştı kızıl şerbet içemedi
Yemenisi sallanıyor rüzgârda

Uzatmış da ellerini bulutlara tutunur
Yüzü kavruk içi yan...

VE

Haydi tut ellerimi sıcacık yürüyelim
Bulanık bir sonbaharı saçlarına sindirerek
Eski coşkular yoldaşı çınar gölgelerine
Bastırılmış tutkuların deprem kuşaklarına
Hırslı çocukların yürüdüğü sokaklara
Al kurumuş yapraklar gibi sakla bu hüznü

Ölümle oynayan çocuklardık daha
Alaca gömleklerimiz sızıyordu tenhalara
İşte yine pencereden atılmış
İntihar süsü verilmiş bembeyaz bir yüz
Bir kadının sevdası...

SUSKUN..

Kayık yüzdürüyor çocuklar
Çamur gölünde
Kâğıttan kayıklar
Mutluluk rüzgârlarını doldurup
Yelken açıyorlar özgürlüğe
Islanıncaya dek

Kısacık bir suskunluk
Islaklığın peşi sıra
Sonra yeni bir kayık
Bir kayık daha
Çamur gölü yutuyor durmadan
Umudun küçük teknelerini
Ardından upuzun bir suskunluk
Ağlamayı unutmuş çocuklar
Alışık

BAHAR ŞARKISI

Bahardır damıtılan
Umudun imbiğinden
Üveyikler biliyor

Dağların eteğinde
Gelin gülüşü gibi
Ellerin apak

Ne kadar yakışıyor
Bir bebek sevincine
Suyun dibinde çakıl

Duru soluğun okşar
Eğilmiş de yüzümü
Dudaklarım duyuyor

Ne incecik gelincik
Ne gümrah mor menekşe
İçim papatya tarlası

İPİN UCU

Sabahlara yalnızlık gibi çıkıyor
Yorgun iklimlerin sürgün alacası

Pus sabaha bulanıyor sabah gerinen güle
Kurumuş düş yapışkanlığı da cabası

Neden öyle kırgın bakıyor resimlerde
Camda bir fesleğen hüznü perde arası

Pus güne bulanıyor gün kana kan acıya
Camda gama boyanmış bir karanfil sevdası

Kara kıl çadırlardan dünyaya açılan yaz
Balaca bir kuş içinmiş çınarın kocaması

Camda kıpkırmızı sard...

GÜN

Perdeyi açıverince
Üryan bir sabah takılıyor dallara
Gümrah gözlerinde çiçekleniyor şafak
Mahmur saçları çözülüyor gecenin

Çığ düşmüş yapraklara yazılı
Rahvan yazgısı yoksulluğun
Kınında hüznü taşıyan bir çingene şarkısı
Uzuyor tekerlerin tıkırtısında

Sevince bulanıyor elin
Sokakta kuş seslerini siyaha boyayan çocuk
Kapıda gün
Hakkını helal et sevgilim

KEDİ

Usulca okşuyor sesi sabahı
Güne ulanan bebek uykusu
İğdiş sevinçlere hazırlanıyor

Usulca geriniyor düş günlerine
Eşkiya doğası çiziyor sınırları
Sağıyor sevginin memelerini

Usulca sofalara sızıyor korkusu
Özgürlüğü bilmiyor kuşatılmış
Kıyısında hiç yaşamadığı sevda

Müstevli ordulardan arta kalmış nefer
Yalnız ve içedönük kimi zaman da
Usulca çıkıvermiş mısır tarihinden

SÜRGÜNÜM YALNIZLIĞA

Karanlıktan korkan çocuk
Boğulmuş çığlıklara koşuyor
Boş tenekeler takılıyor ayaklarıma
Soluğumu tıkıyor sokaklardan akan çiğfe

Bir papatya beyazı çiğneniyor
Kirli agorasında başkentin
(Ve ormanlar yanıyor)

Haramiler tanrı tacirleri bezirgânlar
Ölüm alıp ölüm satan/lar
Bir bebek gülücüğünü pazarlıyorlar haraç mezat
(Ve ne kadar soylu şey varsa insana ait)

Faili meçhul bir kayıptır yüreğim
Dar k...

ALAZ

Hüznün kızıl yaprakları düştü zamana
Aktı canlar yangınlardan o kızıllığa

Karardı coşkular söndü umutlar
Döndü ağır ağır umutsuzluğa

Sesler koparıp kanayan şarkılarımdan
Göçüp giden kuşlar gitti uzağa

Kurumuş dallara takılmış bir uçurtma
Düşürür çocuk sevdalarımı tuzağa

Sustu solgun bir gül gibi akşam
Savaşları soygunları bırakıp küstü çağa

Bilmem hangi eller hangi kadehler
Kalkar bir uzun sükût gibi yalnızlığa

Syndicate content