tahsin_sahintahsin...
64, KAYSERİ
drozakdrozak
48, yalova
Filiz ÖzmenFiliz ...
, Niğde
mahmutcantekinmahmut...
, ADIYAMAN/
İbrahim Değerliİbrah...
52, izmir
pakize bilginpakize...
25, Malatya
Şair'ül İslam Yunus KokanŞair'...
32, gaziantep
mugesunamugesuna
17, Istanbul

Cevat Çapan

TEMMUZ, YILLAR SONRA

Sıcak bir yaz günü, öğleden sonra,
eflatun dağların dibinde,
o sessiz arka bahçelerin birinde,
gölgesinde eriğin, şeftalinin, kayısının
fıskıyeyle oynuyor bir çocuk.
Gece kuşları yuvalarında daha.
Uzaklardaki çocuklarımızı, torunlarımızı
konuşuyoruz,
hangi pencereyi açsak bir görüp bir gözden
yitirdiğimiz.
Kim bilir nerdeler, ne yapıyorlar şimdi?
Hem özlem, hem kavuşma bizimkisi.
Çay içiyoruz
mutlu bir sessizlik içinde.

BOĞAZ A VURAN GÖLGE

Ne kadar erken ayrılmış olsa da aramızdan,
gölgesi hâlâ ak bir bulut,
yansıyor durgun körfeze.
Gavriko´nun meyhanesi şimdi Necati Abi´de-
yaşlı çınar devrileli çok oldu,
ayazma tenha,
artık bir deprem habercisi eski rasathane.
Ahşap yalıda ne zaman tavla oynasak
sarnıç gemileri geçerken Boğaz´dan,
o eski yangınları anlatmaya başlıyor yeniden,
antik Yunan felsefesi okuduğu yılları,
yakışıklı Alkibi...

AÇIĞA DEMİRLİ BİR GEMİDEN

Dağın eteklerinde orman -

çam, sedir, ulu çınarlar...

Birbirini seyrediyor aynasında denizin.

Çamlar pürleriyle suskun,

sedirlerin gözleri uzakta,

"Ölünceye kadar seninim," diyor denize

kendi gölgesinde yanan bir çınar.

ANLADIM ANLAMINI ANLAMIN

Kavak yelleriyle dönen değirmenlere
saldıran evde kalmış uğursuz uzmanlarıyla
ağlarını toplarken akademik ağalar
kuramların kurumunu silerek
bir şiirden demir alıp açıldığım
denizlerin dibinden
kaç anlam balığı yakaladılar
diye meraktaydılar
bilimden bunalanlar

Çalıştılar çalıştılar çalıştılar
kuramın Kuran´ını yazdılar
dışarda erguvanlar salkımlar
tekrarını ilan ederken sevdaların
baktılar yaşlı...

DÖNÜŞ..

Yıllar sonra
odanın kapısını açınca
senin yerine
arkası dönük iki kadın görüyorum
yaşları belirsiz
biri kollarını balkonun korkuluğuna dayamış
öbürü kapının pervazına yaslanmış
uzanıp giden ovaya bakıyorlar
akşam serinliğinde.
Bakışlarının ucunda
mor dağlar yükseliyor
ve inen davarın
çan sesleri duyuluyor uzaktan.
Kapıyı aralık bırakıp
alacakaranlıkta
dağın doruğuna tırmanıyorum
yorgun atımın yedeğinde.

YALNIZ UYKU

Muazzez uykulu bir kadındı
Uyudu kollarımda.
Uyuma Muazzez, dedim dudaklarımla
Dudakları uyandı.

Aklımda kır çiçekleri kızlar
Kızlar ağustosböcekleri.
Yanımda Muazzez´in
Yorulmuş yalnızlığı.

Bilmeden özlediğim
İçlerinde küçücük
Bayramlar olan kızlar.
Sevdiğim Muazzez´in
Çürümüş çıplaklığı.

Bunlar boyalı saçları Muazzez´in
Bunlar benim delikanlı kollarım.

BABAM

Babam iki tek atınca oğlum hadi seni karpuzlara götüreyim derdi..
(karpuzlar Gebze´de oturan kızlardı)
Annem kızarır kızar "Bey çocuk daha küçük" diye çıkışır mutfağa gider ağlardı...
Babam karpuzdan anlardı.

ERZİNCAN ERZİNCAN

Cimin, cengice, hah -
köylerde dolaştık bütün gün,
Üzüm yedik bağlarda, buğulu,
bir başka dilde konuştuk.
Soluyan atlarımızla girdik geceye,
düşlere durduk.

BİR BAŞKA PENCEREDEN

O yanan yaz günleri,
kamaşmış koca bir cam göz deniz
ve hızla sararan bir karasevda:
Güz.

ASKER

Uykusuz geceler bunlar
dağ başlarında, nöbette.
Uzakta, çok uzakta,
tek tük ışıklarını seçtiğin şehir
sokaklarında kısık sesle
şarkılar söylediğin.

Syndicate content