Enis Batur

GİZ SES

Bir rüzgarda buldu seni bir rüzgarda yitirdi,
penceresinden baktı sine sine yağan uçarı yağmura
ve essin dedi, bir daha essin, sen çünkü bana eşsizsin,
gökyüzünde karmaşık bir sözdizimiydi kurduğu esin
perisinin - çekti sinesine koydu bulutlardan bir tortuyu,
uzan dedi, uzan Enis, tam bir gece için biriksin sesin.

YANKI

Her kelimenin iki anlamı olduğunu
bilmiş, baştan beri üçüncüyü aramıştı.
Ama bu bir şey değildi asıl aradığının
yanında : Başka bir düzen olsun istemişti
seslerin arasında, harflerle renklerin
birbirlerini itmedikleri bir dengeydi
ısrarla kovaladığı. Yıldan yıla dile
yüklediği zalim işi dizmişti kafasında,
ışığa ve karanlığa, sessizliğe ve uğultuya
verdiği değerleri elden geçirmişti tek tek.
Heced...

ALBİNO

kaç gece kaç gün geçti bilmem;
bembeyaz denizin üzerinden uçarı
bir kabuk, uzun, arşa yükselen
albino dalgaların savurduğu kör
bir lekeydim: yorgun, korkusunu
çoktan terketmiş, hem iki boşluk
duygusu arasında sonsuz kuş, hem
kuyunun dibinde soluksuz karanlık
hayvanı, bekledim, kaç gece kaç gün
geçti bilmeden çoktan geçmişken
kendimden an geldi koptum hepten,
çekildim uzaktaki bir noktay...

YANLIŞ MESEL

Bir zaman da böyle geçsin, pusula
durmadan dönüp dursun: Şimdi
neredeyim? Yüksek Düş´ün içinde,
sarsıntı, soğuk ter, gırtlağımda
bir güz mührü, neredeyim ki azalıyorum
gecede, yükseliyor simsiyah kanım.

Bir zaman da böyle geçti, pusula
durmadan döndü ve durmadan durdu:
Şimdi buradayım: Kâğıtla kalem
arasında titrek, kararsız, bir sınır
varsa beni benden ayıracak, tam da
kanın mürekkebe dönüp kuruduğu
yerdeyim.

SÜMELA

(bir kaç önsezi)

Trabzon: Yıllardır içime gömdüğüm
kaçak sevdaya hem büyütüp hem
korkarak yataklık eden nefti
düş: Sindiğin taşa bakıyorum da
inanılmaz, ürpertici bir duyarlığa
açılıyor kurumlu dünyam.

Hep yola çıksam, ara konakçılar gibi
biriktikçe düşsem kayıttan dilimdeki
yılgi ağusunu, sisli bir tren uzadıkça
uzasa iki tepe arası piyano çalsa
Alfred Brendel, bir bükülüp
bir kırıl...

TILSIM VE TRAJEDİ

Bir ucunda Trajedi vardı bu kalemin,
Tılsım öteki ucunda. Uyuduğumda kim
uyanıyordu içimde, hangimiz sürdürüyordu
gündüşlerini, hangi yüzüm kanıyordu,
neden bir ucu seçip sivriltiyordum da
köreliyordu o an öteki uçtaki güdülerim,
kalemin bir ucunda Trajedi, Tılsım
benden yanaydı: Nereye çevirirsem çevireyim
öfke doğuruyordu hüzün doğuruyordu öfke:
İki ucunda kalemin
ebabil kuşları taş to...

FUGUE V

Bu çocuğu hemen aldırtmazsam

´İşaretleri bunca sevdiğine göre
ona yorulmadan işaret vermeliyim´.
Nasıl yorulmazdı: Kapısına götürüp
bağladığı beyaz at, aynı gün içinde
postaya attığı binbir mektup, beklenmedik
gecede beklenen bir güneş olmak -
verdiği her işaret hayatında birikmiş
büyük bir imgeyi söküp atıyordu ondan.
Kadın doymuştu oysa bu duygulara.
Beklediği işaretler değil işaretle...

YUNUS

Beş duyunun ucuna doğru, sonunda
kavuştu mıknatıs. Dip derin bir
perde çektiler, birlikte
suyu ve karanlığı susturdular,
herşeyin bittiği, herşeyin başladığı
anda konuştular, biri gözünde kor
ışık, öteki kuyudan bir ses :
"Bir ben var bende, şimdi senden
içeri"

RAHİM MESELİ

Bir de gizli duyusu var Zaman´ın
orada sınırsız bir genlik kazanır anlam
ardı arkası yoktur çünkü oyun sonunun
ki yılgının önünde bir sar´a tutar insanı:
Orada, aralık bir gözden sızan, ilk, korkulu
ışıktır mermerin kof yüzüne düşüp dönüşen.

Bir tek yaralı köpek, dışarıda. Uğuldayan
sabahın gelip pencerede dövdüğü buharlı
kasidenin içinde kıvranıyor oda. Devriliyor
buhurdan, yayılıyor ağ...

TOPAÇ KISSASI

Nicedir gördüğüm, varlığının sessizliğine alıştığım, herkesin ona idiot de la famille olarak alıştığı adam
geçen gün kızmıştı. Kaldırımın ortasında durmuş, gelene geçene sesleniyordu, ünlemle: ´Mecbursunuz! ´.
O tek sözcük, sonsuz bir ivmeye ayarlanmış bir topaç gibi beynimin içinde dönüyor günlerdir. Yenilmez
kara kamu yasası bu: ´Mecbursunuz! ´ İki ucu sivri bir bıçak aslında: Ya kabullenmeye...

Syndicate content