Gönül Duranoğlu

YENİDEN BELLETSİNLER TARİHİMİZİ

Hiçbir söze sığmıyor şimdi hüzün
Uyku sıcağında büyüttük erincimizi
Sevgi bir giz gibi belleğimizde
Türküler besliyor direncimizi

Nerede nasıl başladı bilmiyorum
Eski bir kentin yerleşikliği
Ya da o bildik acının
Tutsaklığında unuttuk düşlerimizi
Helallaşmak selamlaşmak yerine
Analar baştan söylesinler ezgilerimizi

Nasıl geldik buraya biz kimlerdeniz
Tozlu kirpiklerimiz damıtır gün ışığını
Yeter...

DÖNÜŞ

[özel´e)

duydum geri dönmüşsün sılana
hasta ve çok yorgunmuş hepimize yeten yüreğin.
biz seninle bir zamanlar elele dolaşırken
gez göz arpacıkların menzilinde
şimdi karanlık güneşleri yanında taşıyormuşsun.
biz seninle aynı sılanın gurbetçileriydik
bütün kapıları çalıp seni soruyorum
falcıların yeşil su tasları dilsiz
bir ses, bir soluk,ince kırılgan bir gülüş
karanlığına karışmışlar bu...

ŞİİR

Kız olmuştu gül gibi açan
Sonra gelin oldu allı pullu
Ana oldu rüzgarla yarışan
Derken nine oldu saçında aklar
Zaman yorgun bir nehir gibi
Asmıştı omuzlarından
Neden gelmişti bilmezdi dünyaya
Neden gideceğini de
Olmak ya da olmamaktan habersizdi
Zaten bilse bile niye yarardı
Hayatı olmak ya da olmamaktı.

ÇOCUK RESİMLERİ

Güneşi çocuklardan öğrenin
Ağzı, burnu, kaşı, gözü
Güler hep dağ doruklarında
Kuşları çocuklardan sorun
Her biri güneşten daha kocaman

Yerle gök yer değiştirir bazen
Tüm yapraklar gül pembesi boyanır
Yeşil atlar koşar güneşe doğru
Sevinçler hep portakal rengidir

Birden bir çocuk resmiyle kanatır yüreğimi
Kuşlar uçmayı bilmez güneş kör olmuş
Yağmur tedirginliği bütün renklerde
Anlarım bu çocuğun eline
Hiç portakal verilmemiş

NAME

Bir bulutla sana selam yolladım
Gitti karşı dağa takıldı kaldı
Düş müsün gerçek misin bilemediğim
Adaklım
Yolda, belde, köyde, kentte vazgeçemediğim
Senin yüzündendir
Geceleri boncuk edip ipe dizdiğim
Bir memleketim vardı
Bir kardeşim gurbette
Bir de sensin şimdi
Kan acısında özlediğim
Sevdiğim
Penceremden yollarına
Korkusuzca gözlerine bakamadığım
Bir türlü bu masalı anlatamadığım
Sunaboylum sevdalım
Budur serencamım budur hallerim.

SEVDA TÜRKÜSÜ

Gülüşün kalır kapıların ardında
Gün başlar bu ince ve kırılgan çizgide
Ayrılıkların bir saati ve yüzyılı
Bin yıllık destanlarda hep hüznü anlatır

Düşlerle gerçeklerin harman yerinde
Akşamlar hep gizlerle doludur
Sevginin kutsandığı gizli mabetlerde
Yüreklerimiz sessiz tanıklarımız olur

Umut gemilerimizi saldık geleceğe
Geçmişi yedibin renge boyadık
Demirden leblebiler de çiğnedik biz
Ama saçlarımızda hep güneşi taşıdık

DAĞ ŞİİRLERİ-SİSYPHOS 3

Hala gece ateşleri yanar
Mübarek toroslarda
Tevatür eşkıya öyküleri
Biraz patlamış mısır kokar
Kimse eşkiyaları anlayamaz
Benim kadar
İnsanın göçebe yanıdır
Onlara dağlarda
Gece ateşleri yaktıran
Çünkü mapusluğun bedeli
Daha hafiftir
Dağlarda yaşamaktan
Ey çocukluğumun özgür
Dağlıları
Ben o karanfil buğulu
Masallarımı yitirdim
Sizin oralarda hala
Rüzgar reyhan kokar mı

KALEBENT

Dağlı bir Kalebent'im
Bu kentte
Suçum büyük müebbetten
Yalnız dağlıların bildiği
Döğmeler taşırım bedenimde
Görenleri ürküten.
Yılan büyüleriyle dolaşırım
Eski mabetlerde
Omuzlarımda Medusa'nın tılsımı.
Bakışlarım aykırı durur yüzümde
Üzerimde dört kitabın laneti.
Yangınlar çıkarırım
Ağular hazırlarım
Bilinmedik otlardan
Yalnız çocuklara kedilere
Ve hayvanlara zarar vermeyen.
Suçum sabit
Cezam ağır olmalı
Müebbetten.

DAĞ ŞİİRLERİ-SİSYPHOS 2

Ben bir Tibet büyücüsüyüm
Cimrice saklarım heybemde
Zamanı ve sevgiyi
Tütsüler toplarım
Güneşsiz yamaçlardan
Dağlılar izimi sürer
Göstermeden kendilerini
Geceleri yalnız dolaşırım
Tekinsiz yıkıntılarda
Bu yüzden herkes
Biraz korkar benden
Oysa ben
Herkesten daha çok
Korkarım kendimden

NEDEN

Bir dağ türküsü dolanır dilimde
Acısı, sevgisi, özlemiyle sen
Bozkır süsüm, mor çiçekli deve dikeni
Direnci, yalnızlığı, kavgasıyla ben

Yaz yağmurlarının unuttuğu
İki su damlasıyız gökkuşağında
Güleriz karşılaştıkça mavide
Neden uzatmayız ellerimizi

Syndicate content