Hilmi Yavuz

BİR YAZ GÜNÜ İÇİN ŞİİR

nerde o sarısabır, safran ve sarı sesi

akşamın? duymak sanki bir gülün

yolculuğu gibidir bahçeden sana doğru;

gelsin, bilsin ve sensin, yağdığın o yağmuru

alıp gidensin işte, daha ergin bir yaza...

bahçemde yer kalmadı, her taraf tıka basa

yaşlı yazlarla dolu... orda elbet o çölün

ortasında yabansı, ürkek ve sanki garip

bir şeyler duyuyorum... sesler, şeyler? ölünün

son gördüğ...

AYNALAR VE ZAMAN

erguvanlar geçip gittiler bahçelerden
geriye sadece erguvanlar kaldı

şair! bahçelere özenecek ne vardı?
işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ
ne aradık sözcüklerin kuytularında
ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde?
Zaman´ın sırı hala duruyor olmalı ki üzerimizde
biz bakınca görünen aynalardı

nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı
bir yazın tiniyle bir güzün bedeni
hem birleşti hem de ayrı...

GÖÇMÜŞ BİR KENT İÇİN SONNET

bir kent, ayaklanmış, yürüyor sana doğru;
onbinlerce yalnızlık... eprimiş ama kesif;
aynalar aynalardan ürker olmuşken, soru
şu: ‘ben neden, biraz tuhaf, benden daha obsessif
bir aynaya epeydir adamışım kendimi? "
çılgın şey! Israrla beni izliyor ama,
kaçırsam da yüzümü... faydasız... bir yüz imi
var onun yüzeyinde, hep orada... dâima! ..
süslü su kesimiyken şimdi yeşil ve batık
bir geçmi...

SEBSEFA SOKAĞI İÇİN SONNET

ben hep senden yanaydım; o bildiğin sebsefa,
sokak ilk göçebe yurdum olduydu hani;
işte orda seninle gökyüzünü ilk defa
çökertip oturduyduk, kötücül ve yabani
bir belleğin içinden atılan öteberi;
kendini bir aşka benzeterek anımsar:
en sığ yılları onun ve en derin günleri
orda dururken işte, öyle ince, karamsar
biri gibi o sokak... aşkımız fotoroman,
okunmuş bitmiş artık, sürünüyor yerler...

GEÇMİŞ

Gide nereye vardım
Karlı bozkırda koşup koşup
Bodur bir ağaç kaldı belleğimde
Gümüş yüzükler gibi incelmiş

Babam didinirmiş ha babam
Fincan çekilirmiş sırtına
Uzun ırmakları yorgunluğun
Oturma odamızdan geçermiş

Derken gökyüzü girmiş araya
Derken giriş o giriş
İbrişim örülü bencilliğimi
Büküp eğiren hep kelimelermiş

Bir çağ adı gibi hep anılacak
Diye düşünmüştüm ama değilmiş
Ey öz...

ENDYMION

ben daima uçurumlar edinirim
bir yerden ötekine göçerken

işte sessiz saatlerde kederden
türemiş bir söylen
gibi göl
ve bağlaşığı enymion
birlikte kıvrılıp uyurlar
ana-bir acıyla ayışığı...
da mı birliktedirler?

şimdi bu uçurum illerinden
uçup göle kaçalım. kirli-olmak
bizi orda bekliyor
...içimi melekler...
aşklarsa bağlanmak için iyidir
-ne farkeder?

melekler kendiliğindendirler...

KİMLİK SONNETSİ

ben aynada büyüdüm, aynalar ise bende:
acıları gezerken, sözlerimizle ikiz:
birlikte olduğumuz, ah, o ürkünç bedende
bakarken kendimize, sevişen günlerimiz
birer görünüp dibe çöker...ah, kısır
bir yolculuk bizimki... hani durak, yol nemde?
hangimiz ötekine giz oluruz ya da sır?
ayna tende dağılır, ten aynada yiter de
fırtına saatlerde aşklardaki ince kum
üstüme yığılırken, aksamları keder...

LAVİNİA İÇİN SONNET

sana da yas yaraştığı söylenir,öyle değil!..
birden bir dal kırılır,hani düşer ya suya,
sen o akarsusun...akma!..kendine eğil,
orda gördüğün dalı,ey solgun lavinia,
sanki tanır gibisin...belki eski yerinden
göçmüş bir yaz sözünde unutulan zakkumu
usulca büyüttündü,akarak ta derinden;

anımsa,öpüşlerdeki taşı,çakılı,kumu...

nerde bir yaz olduysa o dalı taşır şimdi;
ah!al götür,al götür......

BEN İÇİN SONNET

benim yüzümdür işte, mağrur, kalın, şizofren;
unutmak ve aynayla, aşklarla azalmada;
ben gideli beridir Hilmi yavuz ile ben
bazen burdayız işte, bazen de ürkünç oda
içimize kapanan kapısıyla bu gün de
bir ben´e acılıyor, ah, yıldızlı ve çorak

bir çökelti gibiyim ben kendi belleğimde...

nereden açılırsa orasından akacak
ur mu, ben mi, çıban mı? kötücül, irinli, pis...
bıçak, bisturi, mak...

YOLCULUK VE AŞKLAR

ben kendime derinim, -sana!
bir uzun ´kaybol! ´ gibi olduğum;
kalbim kül dağları, yüklenir
ateşten kayıklara odunum...

orda geçti ´geç kaldınız! ...´ günleri;
bağlar bahçeleri gibi yokluğum;
anımsarım, öyle sor ki kolay mı
âh, o sarı anılarda sönen mum!

aşklar durdu, ben de artık dururum;
yolculuk musun, öyleyse içeriye gir;
gök bir ip midir, kuşlar kaç boğum?
yüzümün yerinde bulut... çoktanberidir...

Syndicate content