Hilmi Yavuz

DEVRİM

Bir gülün açılması devrimdir
Bildiğin anladığın bir devrim
Kim bilir nereye varmışlığımız
Bir av sonu ağırlayan gözlerim
Seni anmak öyle kolay değildir
Denizler: biraz çocuk kalmışlığımız

Bir gülün açılması devrimdir
Bildiğin anladığın bir devrim
Gecede bir bozkır kalmışlığımız
Bakışları ağırlayan seslerim
Sana bakmamak öyle kolay değildir
Simgeler: en çocuk yanlışlığımız

DOĞUNUN BEBELERİ

doğunun bebeleri taş bebek
değildir; say ki onlara cefa
ince yaralı bir gömlek
ve ninniler en çok akşamları zor
say ki onlar ağlarken lor
say ki gülerken çökelek

doğunun bebeleri taş bebek
değildir; yaşmaklı Siirt'i
kınalı Van'ı
sılayla gerdeğe girercesine
geçip gurbetin çobanı
ölüm, güz üşüşür yüzlerine
ay, gecenin şark çıbanı

doğunun bebeleri taş bebek
değildir; acıyı trahom,
gü...

NAZIM HİKMET

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve olumu bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkı felek
gibi döndüre döndüre
bir mahpustan bir mahpusa yollandığımız

biz, ey sürgünlerin Nazımı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
gerek acının tele...

KHARYBDİS İLE SKYLLA

ölümle yeşil arasında

ne var? bir mağara durur
ve ötekini dinler, mağrur
bir çocuk sığınmıştır dağa
at biner gibi biniyor
tadılan bir şey midir akşam
bir sözün bulutunda
bir uçurumun yasında?

ölümle yeşil arasında

hep onlar var! terkideki
çocukta bir dağ, bir daha
ötekinin yerini alıyor
çoktan terkedildi bir bahara
ebruli sözler: teyze, hala
bir ev yılanının saçlarında
bir büyünü...

HİLMİ YAVUZ

Bütün o aşkları yazdı da ne oldu
Gülleri çocukları denizleri tuttu da elinden
Hep bir ceviz yaprağı gibi belirdi ince yüzü
Bırakılmış gemilerin su kesimlerinden

SÖMÜRGE

Elyazması acılar asılmış duvarlara
Tezgahlar umutları daha da germiş
Dokurlar kenevirden ev resimleri

Uzun bir suskunluk adı verilen
Elleri daha kalın tanrılardan
Nehirlerle bir tutarlar ölümleri

İlk buldukları ateş değildi
Gemiler gelmiş de barut getirmişti
Direklerinde sallanan çocuk ölüleri

Sesleri tüylü sıcak alçıdan
Davullar çalınca erimeye başlar
Sömürge güneşinde kral heykelleri

HİLMİNİN ÇOCUKLUĞU

Hilmi diyor ki yeminler
Bana çeşmeleri hatırlatır
Tabut kalın ciltli bir kitaptır
Senin de çocukluğun bir ceviz tabut muydu
Usulca bırakılan denize?

Hilmi diyor ki ben
Ucuz hüzünler kiralardım
Alyanak bir kulakcıdan
Gök binlerce mavi şapkadır
Senin de şapkan mavi miydi
O günlerde?

Hilmi diyor ki annem
Çiçek işlemeli bir lambaydı
Karartma gecelerinde
Sen de denizleri anlıyor muydun
Yatağa girmeden?

İÇBÜKEY SONNET

yalnızlık kalıtımdır... aynalara bıraktım;
kim bakarsa onundur aynaya benden sonra....
âh, sözlerde açtığım yaraları kanattım;
durmadan arayarak tenimi sora sora
ona yıktım kendimi... ben içine kapanık
bir gece güneşiyle yolu yitiren yolcu!
Belki onu bulmaya, belki de o bulanık
Yolcu için durulan nehirlerle sonuncu
Kez büyük gösterirken o kalıtı, öteki
Durmadan küçültüyor... ortası buluna...

YABAN ATLARINI KIŞKIRTAN DIONYSOS

kışkırt yaban atlarını, kışkırt,
dionysos!..' dediler

uzat aşkları ordan, orda fener,
kayalar, gelirdi...
kim kalbini sana yedirdi?
her şey bir'di o zaman: atlar, logos
tek olan biz'dik, çayırlar-
sa başta sessizlikten doğma silenos
ve birlikte çiğ yenen günler...

yapraklar, yağmurun teniyse eğer
sen o yaprağa beden-
sin ve tek değilsin: anababis, onbinler!..
giderek kim neyi eksik g...

YAZ SEVGİLİM

kuş uzuyor dizelerde
kalbimdir,
üretir
dinleyin:

bir zamanlardı, dağlar
ve onların ardı
ve yabanıl bir akarsu
gibi dadandın kalbime...
yaz! sevgilim!
yürürken kekiktin boydanboya
ve yüzün ne kadar gürdü

ah hiçliğe solan gülüm!

işte sürüp bulutlar
ve elmas
ağzından ölüm sözleri
üşürdün kalbime...
yaz! sevgilim!
ve sevda günleri ürettin boydanboya
gözlerin kimbilir ne kadar sürdü?

ah hiçliğe solan gülüm!

Syndicate content