Hüseyin Yurttaş

BURSA DÜŞLERİ

1.
gözlerimin derin karanlığında
birden senin aydınlığın
birden bursa şehri
bursa şehrinde yeşil
kuytusunda aşkımızın büyüdüğü bahçe
rüzgârın salladığı beşik
havada çiçek tozları

denizler gibi karşılıyor seni
uçsuz bucaksız göğsüm
rüzgâra karışıyor terimiz
yüreklerimiz ifil ifil

ölümü unutturan bir çağrı
nilüferlerin ışıltısında
içime ağan gökkuşağı
bir taç oluyor başında

boynunda o ince fiyonk...

BEYAZ LEKE

-benjamin moloisi´nin idamı dolayısıyla
dünya kalemkıranlarına-

1.
afrika doğurdu seni
güçlü kıldı bunun için
ey yiğit oğlu kara kıtanın
moloisi, genç adam
şimdi adın ırmaklar gibi akıyor afrika dillerinde
biz de türkülerimize katıyoruz seni
süzülerek yükseliyorsun
ortak sesleri arasında dünyanın

asıldığın daracağı
kuruyor kahrından kabuklarını çatlatarak
o topraklarda doğup büyümen...

DÖRTLÜK.

Geldin ve içimin ormanlarına yağdın
Pencereme vuran yağmurdu sesin
Issızlığıma düşen gölge, unutulmuş söz
Beni sevgiye kilitleyen sensin

YILDIZ BASKINI

yıldız baskınıdır bu
beni birden yörüngemden çıkaran
bu kalabalık gökyüzü
göğsümden taşan sevinç
gözleri çiçek çocuklar gibi
sesimde kelebekler

yıldız baskınıdır bu
saat sıfırı vurunca
beni uzayın koynuna bırakın
hangi soyaçekim
hangi kardeşçe düzen
yıldızları bu denli birbirine benzeten

bire hey aklımı alacak
oralarda neler var
oralarda neler var
durdurun beni
durdurun düşeceğim
ey eli silahlı dünyalılar

SÖZÜM VAR

bırakın dünyayı dolaşsın sesim
ışığın hükmüne ersin
yoklasın bütün yollarını kara parçalarının

bırakın dünyayı dolaşsın hırçın sesim
dayansın kulaklarına
kara gözlerinden karanlıklar fışkıran adamladın

sözüm var benim de
dünya dolusu sözler içinde
sözüm var
halkın mor inancı deli kırmızısı
ırmaklar gibi ırılarken
sözüm var
dünyaya karşı

ÖLÜLER ŞEHRİ

o şehri nerde bıraktık biz
hangi yitik zamanda, hangi görünmez günde
el ele yürüdüğümüz o güleç kaldırımlar
ansızın sevgiyi vuran meydan saatleri
neresinde kaldık ölüme yürüdüğümüz tenhalığın
o şehri nerde bıraktık biz
sevgimiz ağlarken ağaç kabuklarında
düşen yapraklara, yosun kokan eski parklara
inceden sokulan rüzgarımız
hangi kuytulara sığındı şimdi

oradan, o uzak ufuklardan bak
ba...

RÜZGARA KAPILMA

Bir daha rüzgara kapılma
Öyle uçusmasın eteklerin
Küllerim savrulur birden
Sonra seni de tutuşturur alevlerim

Bir daha rüzgara kapılma
Öyle toprak gibi dirilmesin tenin
Tohum olup serpilirim
Bulutları da indirme
Bütün filmleri yakan o bembeyaz tenine
Önce ben eririm

Söyle güneşe
Çekilsin kirpiklerinden
Sataşmasin kulaklarının altındaki sarı tüylere
Her hal-ü karda
Dövüşebilirim senin için

AŞK EHLİYİZ

Aşk ehliyiz
Ölsek de kaynaşır kanımız
En karanlık gecede
Tutkuyla aydınlanır bir yanımız

Kımıldar
Yüreğimizin karıştığı toprak
Ölüm şaşakalır
Bahçede açan çiçekdir canımız

Bilgeler bilemez
Tabipler anlayamaz
Görünmez olduksa
Sonsuzluktur mekanımız

Aşk ehliyiz
Sevmek dedik bismillah
Dilimizde tesbih bu
Gayrısına kapalı lisanımız

AŞK ADIMLARI

Bilsem adını
yollara düşeceğim
kervankıran yollara!

1.
hangi rüzgarsa yüreğimin yelkenlerinde
sürükler suların ışıklı yolunda beni
iklimden iklime taşır, dönenceden dönenceye

kimdir beni böyle yörüngesine çeken
uzay taşları kadar karanlık ve yalnızken

bilirim, adı konamaz düşlerde yaşayanın
ansızın yerleşir yüreğimize büyülü gizemi
saklı çiçeğidir içten içe süren baharımızın

2.
önce denizler o...

GELDİM..

karanlık kapılardan geçtim
kendimi ışığa vurdum da geldim
kamaşan gözlerimdi aldanan
kimbilir neyi gördüm de geldim

insandım, onmaz yanımı onardım
o ayrıksı yalnızlığa erdim
kovdum kirli karayı, sevdikçe arındım
sevmenin erdemine vardım da geldim

kötü öyküler dinledim, romanlar yaşadım
kanayan yaramı sardım da geldim
elçi, istemez aşk, saklı sözüö sanadır
yürekte zinciri kırdım da geldim

Syndicate content