Melih Cevdet Anday

BEN DOĞMADAN ÖNCE

Denizlerden gel
Durup bakmak için gel
Dönüp gitmek için gel
Güvercin göğsü gibi,
Sevincim, ağarmış sevincim benim.

Ha aşkın dikeni, ha ölümün dikeni
Elimde bildik ağustos böceği
Kızgın bir ekvator hayvanı gibi.

Tarlalardan gel
Bir koşup bir durarak
Peşinde bir çift arı
Toz içinde bir güneş,
Sevincim, kocamış sevincim benim.

Ve bütün savaşımlara katıldım
Gözlerimdeki cesetlerdi ağırlığım
Bakırla...

SONA ERDİ HERŞEY

Kazıdın bir taşa adını

Taş ölünceye dek

Kimse ölmeyecek

Havada ayak izleri var

Ölüm burada tükeniyor

Kar da tükeniyor

Sonsuzluğa gidiyor kuşlar

Gizemliydi ay ve yeryüzü

Sevideki korkunç bakışma

YAZ SONU ŞİİRLERİ

Dün gece yağmur yağdı kente,

Sonra sabah, güneşte ayıklanmış,

Bir kahvede düşünüyorum,

Sen geleceksin ya, dalgınlık

Kopuverdi bir daldan, sallanarak

Geçen bayrak açmış bir bulut,

Sonra ikindi ve akşam, bakarsın,

Uyurken bir daha o yağmur.

2

Fal çıktı. Köpükler içinde kaldı deniz,

Tepeleme çiçek dolu bir sandal.

Eylülün eskil çadırına giriyoruz,

İşte, büyücü m...

GELİNLİK KIZIN ÖLÜMÜ

sela verilirken kalktık kahveden ,
cumaydı,yılın en beklemiş günü,
yemeni gibi üstünde tabutun,
gölge veren ağaçsız bir gökyüzü.
kızın babası yanımızda,boyu nuzun,
zayıf,ağzında mırıltılar,
on köylü,iki subay bir tezkereci er,
sıralandık ahşap mescidin avlusunda,
namaz kılmadı adam,ağlamıyordu da,
alnı bir uzun sabrın kabaran gelgiti,
sürgün duvarı bekleyişin,
dünyaya çok yakın bir gece...

SEVİNCİN YARISI

Kuşlar yağmur yağdırır da

Yağmur güneşi vururdu ya

Ben sana gelirdim

Sevincin yarısı ağzımda

Zambağa birikir sabahlar

Ovalar atlara binerdi

Kulesine koşuşunca deniz

Cebimde geceden yıldızlar

Arılarla ballarla kanımda

Yüreğim avuç olurdu da

Sonra çeşme de olurdu ya

Mutsuz dönüşler ayında

Ben sana gelirdim

HAZİNELER İÇİNDESİN

Mehmet
Hazineler içindesin
Bu toprağın altında ne var ne yok
Kömür bakır altın demir
Hepsi senin, hepsi senindir
Çıkar çıkarabildiğin kadar
Ne çıkarırsan
Hepsi benimdir.

SENİ DÜŞÜNÜYORUM..

Çocukluğunu düşünüyorum Emilia
Deniz boyundaki ıssız yolu sabahleyin
Hani saçların, atkın uçuşurdu rüzgarda
Kokusunu duyuyorum bembeyaz gömleğinin
Seni kucağıma alıyorum Emilia

Ben büyüttüm seni, ben yetiştirdim
Bugüne bu sevdaya
Toprağım ekmeğim kitabım şiirim
Sen ne varsa iyiden doğrudan yana
Gözümün nuru, başımın tacı, efendim

HER GECE BÖYLE DEĞİLİM

Benim de öyle akşamlarım vardır.
Kapıdan girince anama sarıldığım,
Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
Düşmanım yok,
Gündeliğim cebimde,
Küfretmeden
Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
Benim de öyle akşamlarım vardır.

Her gece böyle değilim.

ÖLMÜŞ BİR ARKADAŞTAN MEKTUP

Eskisi gibi yaşıyorum
Gezerek, düşünerek..
Yalnız biletsiz biniyorum vapura, trene
Pazarlıksız alış-veriş ediyorum.

Geceleri evimdeyim, rahatım yerinde
(Bir de sıkılınca pencereyi açabilsem)
Ah... başımı kaşımak, çiçek koparmak
El sıkmak istiyorum arada bir..

GÜNEŞTE

Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz

Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.

Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk

Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.

Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.

Bir araba geçti incelmiş yoldan

El salladı biri, belki tanıdık,

Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.

Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar

Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı, ...

Syndicate content