Melih Cevdet Anday

SENİ DÜŞÜNÜYORUM..

Çocukluğunu düşünüyorum Emilia
Deniz boyundaki ıssız yolu sabahleyin
Hani saçların, atkın uçuşurdu rüzgarda
Kokusunu duyuyorum bembeyaz gömleğinin
Seni kucağıma alıyorum Emilia

Ben büyüttüm seni, ben yetiştirdim
Bugüne bu sevdaya
Toprağım ekmeğim kitabım şiirim
Sen ne varsa iyiden doğrudan yana
Gözümün nuru, başımın tacı, efendim

HER GECE BÖYLE DEĞİLİM

Benim de öyle akşamlarım vardır.
Kapıdan girince anama sarıldığım,
Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
Düşmanım yok,
Gündeliğim cebimde,
Küfretmeden
Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
Benim de öyle akşamlarım vardır.

Her gece böyle değilim.

ÖLMÜŞ BİR ARKADAŞTAN MEKTUP

Eskisi gibi yaşıyorum
Gezerek, düşünerek..
Yalnız biletsiz biniyorum vapura, trene
Pazarlıksız alış-veriş ediyorum.

Geceleri evimdeyim, rahatım yerinde
(Bir de sıkılınca pencereyi açabilsem)
Ah... başımı kaşımak, çiçek koparmak
El sıkmak istiyorum arada bir..

GÜNEŞTE

Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz

Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.

Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk

Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.

Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.

Bir araba geçti incelmiş yoldan

El salladı biri, belki tanıdık,

Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.

Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar

Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı, ...

YILDIZ

Evren esrisin diye gövdende

Tuttum elinle bir dünya dokudum

Savatlı ayı taktım bileğine

Bak yaz kıyısından limon çiçeği

Yüklü kızarık gece yükseliyor

Köpeklerin uyuduğu bahçemize

Minderlerimizi ansı, nerdeyse

Doğar o anasonlu yıldız

Kırılmış dağın balkonundan.

Uzanalım, kavağın ve beynimin

Kum saatlarını duyuyor musun

Tenle karışıyor, sürgünlerinle.

Kaktüs bana bir ağıt söyle.

ŞAŞIRTICI KARŞILAŞMA

"Çok eskiden yaşadım bu ânı ben"

Dersiniz şaşkınlık içinde.

İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven

Birden güneş vuran pencere,

Ve tam sırasında tren düdüğü...

İşte böyle gelmişti siz dünyada

Değilken bir gün öğle üstü

Bu renklerle bu sesler bir araya.

Yaşamak anımsamak mıdır yoksa?

Sanmam, biz de bir sestik belki

Birileri için yıllar önceki

Şaşırtıcı karşılaşmada

BU KIRLANGIÇLAR GİTMEMİŞLER MİYDİ?

Giden gelen yok. Bir titreşimdir bu.
Duragan fulyanın üstünde arı
Bir diyapozon gibi titremekte. Kırlangıç
Tarihsizdir. Belleğim sarsılıp duruyor denizde.
Martı bir uçta kanat, bir uçta ses.
Ya sabah, ya öğle. Gemici ve bulut,
Güneş ve yağmur kıl payı bir dengede.
Dolu bir boşluğu doldurup boşaltmak işimiz.
Ölülerle, gecelerle, sümbüllerle.

BİZDEN SONRA

Haydi burda öl dediler bana
Ölmek istemiyorum demedim
Demedim ama
Şimdi bilmek istiyorum
Toprak gene bizim zamanımızdaki gibi mi sürülecek?
Tezgah başında çalışırken
Gene denizde,güneşte mi kalacak adamın aklı?
Biz nasıl olsa öldük.
Artık ne çiçek koklamak.
Ne de ötekine berikine içerleyip
Rakıya sarılmak var bizim için?
Hiç hiçbir şey kalmadı.

Bari bizden sonra ne olacağını bilsek...

KEDİLER

Çocuklar uyanır geceleyin
Bir şey ararlar karanlıkta

Uyanır kadınlar geceleyin
Yüzük takarlar karanlıkta

Geceleyin kediler uyanır
Bize bakarlar karanlıkta

TAŞ

Bir yanımca sen, bir yanımca
Horatius'un sevdiği akasyalar,
Taş bir kabartmadan alınma
Ayrıntı gibiyiz, eski ustalar

Yanyana koymuş başımızı,
Bedenimizi göstermiş karşıdan.
Balıklı bahçeler, ay kovanları....
Çekiçle kazınmış yer-zaman.

Ve kimi gün düşünürüm de
Zamandan düşle arınmış bu taşı
Götüremez kederin arabası.
Avutur beni bu düşünce.

Syndicate content